Sayı 34|TEMMUZ 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Yazar: Yasin Sarı

Bir Semazen

 

Yazar: Efe Elmas

Düşen Melek

 

Yazar: Fehmi Özçelik

Zıtlık

 

Yazar: Mehmet Yapıcı

Kayıp Rüyalar

 

 

 

 

 

Yazar: Didem Çivici

İlişkideki Ben

Hayatımıza kabul ettiğimiz, "sevgili" etiketi yapıştırdığımız varlıklar bize neler katıyorlar; ya da bu oluşu ne hale getiriyorlar ki (!) bu kadar bağımlı bir hale geliyoruz? İşin özü elbette sevgili olarak yaşamımıza giren kişilerin yaptıkları değil; bizim onları nasıl şekillendirip de ideal yaşam arkadaşı haline getiriyor olduğumuz. Sevgiye açlık hissi midir bu duygularımızı alevlendiren, yoksa tatminsizlik mi? Sevgiyi her varlıkta hissedebilecek olduğumuz gerçeğini kabul etmeksizin "doğru insan"ı arayıp durmamız bile o insanla birlikte olduğumuzda bir eksiklik oluşturarak bizi mutsuz kılabiliyor. Geleceğe oynanan bir oyun haline getirdiğimiz bir ilişki kişiyi ne kadar mutlu eder.

Şartlanma ve kalıplaştırma merakımız, hayatımızın büyük bir alanını kaplayan ilişki ortamında da kendisini gösteriyor. Egonun farkında olmadan onu tatmin etmeye çalışarak, mutluluk verici bir ilişki içerisindeyken bile ne yapıp edip olumsuzlukları yakalayabiliyoruz. Zira yaşadığımız an'dan kendimizi soyutlayarak, sürekli gelecek planları yapmaki ya da geçmişte "hata" olarak nitelendirdiğimiz davranışlardan dolayı vicdan azabı çekmek, mutsuzluğun anahtarını ellerimize teslim ediyor. Karşımdaki insanı elimde tutmaya "çalışmak", "kaptırmamak", onu mutlu etmek ve benzeri duygularla dolu bir varlık mutluluğu geri teptiği gibi, aynı zamanda da yaşamını bir labirente doğru sürükler...

Gerçek olan şu ki, biz kimseyi mutlu etme olgusuna sahip değiliz! Kişi sadece kendisini mutlu edebilir; bu, kendi elindedir. Seçimi mutlu olmak olan bir varlığı hiç bir olumsuz davranış etkileyemez. İlişkilerin temel sorunlarından biri "mutlu etmeye çalışmak"tır. "Kendim için yaşamıyorum; çevremdekileri mutlu etmeye çalışırım her zaman!". Bu tarz bir düşünce, kişiyi mutsuzluğa sürükleyen bir düşünce alanıdır. 

İlişkilerde karşılaşılan bir başka sorun ise "Onu elde tutmaya çalışmak"tır. Kimi elimizde tutmaya çalışıyoruz acaba; ya da "kaptırmamaya" çalışıyoruz... Karşımızda duran hiç bir varlık bize ait değilir. Ona sahip olduğumuzu düşündüğümüz an ilişkinin bittiği andır. Sahibiyet duygusu öyle sinsi bir şekilde girer ki zihne, kendisine bile sahip olmayan ruh, bu eksikliği yaşamına giren "başka bir ruh" ile tamamlamaya çalışır. Lakin sonuç başarısızlıktır. Zira hiç bir ruh, başka bir ruha ait değildir. Bir olan enerji her şeydir ve her yerdedir. Sahip olma diye bir oluş söz konusu bile olamaz. Bir ilişki için de bu aynıdır. Karşılıklı ait olma tutkusu tatminsizlik ve mutsuzlıkla sonuçlanır; zira odak noktası sevgi değil, "sahip olmak" olmuştur. Ruh özgürdür. Özgür olan ruh nerede olacağını bilir. Zaten bedeninde kendisi tarafından zincirlenmeye bırakılmış bir ruhu, kendimize ait olduğunu sanarak bir de idama mahkum etmenin, o ruhu getirebileceği hali düşünebiliriz sanıyorum. Gerçi hayal dahi edilemez... Bedeni ölüme terk etmemiz yetmezmiş gibi ruhunda çürümesine olanak tanımak bizi içten içe bitiren bir hastalık gibidir. Sessizliği yaşama davet etmek, ruhu bedenden bağımsız bırakarak, onu "kendi" yaşamına davet etmektir. Ölümü içteki enerjiye, sevgiye sunmak sessizliği çağırmaktır bir anlamda. İstiflenmiş bir şekilde kabul ettiğimiz dosyaları açıp şöyle bir göz atma zamanıdır belki de... Ölüm çanlarının kulağa ulaşmaya başladığı anlar... Sessizlikten önceki son haykırışlar...

Kişi, özgürlüğünü deneyimlemeli. Zira sevgi, bağımsızlık ortamında kendisini gösterir. Sevgiyi kalıplara dökemezsiniz; ona sahip olamazsınız; lakin, sadece yaşayabilirsiniz. Sevgi sıkılmaya gelmez; gösterişi kabul etmez.. Bırakın özgür bir ilişki yaşayın. Karşınızdaki ruha özgürlük tanıyın. Emin olun ki zaten ayrı değilsiniz. "Bir" olduğumuz düşüncesi içerisinde aksini nasıl kabul edebiliriz ki zaten!

Ruha sunabileceğimiz bir anlık bir sessizlik,"BEN"e atfedilen bir hediyeyi andırır adeta...

Zira, ÖLÜM EN SESSİZ BİLGELİKTİR...


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Didem Çivici, 1985 İstanbul doğumlu. 10-12 yaşlarından beri Spiritoloji ve Şifa çalışmalarıyla ilgileniyor. 2 yıldır Yoga, Doğa sporları ve latin dansları yapıyor. Ayrıca çevirmenlik te yapıyor. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Marmara’nın Altı Çatırdıyor!


Olasılıklar Fiziği Kuantum


Zaman Omurgası


Şiddeti Önce Çocuklar Sonra Gençler Önleyecek


Denizler Sizi Çağırıyor!


Küresel Isınma Alaska'nın Göllerini Kurutuyor


Ve Ortadoğu’da Güneş Bir Kez Daha Battı...


Okullarda Satranç Dersi


Füzyon Deneyi Başarıldı


Manyetik Alanın Sağlığa Etkileri


Dünya'nın Salınımları, Yokoluşu Tetikliyor


Kanseri Yok Eden Virüs


Her Derde Deva İsveç İksiri


Rembrandt Desen Sergisi Pera Müzesi'nde


An'da Öz'e Dair Sohbetler: Şiva


Astroloji: Hazırlık


Nezle ve Grip İçin Doğal Reçete: Yoga

 

KÖŞE YAZARLARI

Özgür Teker

Bekliyorum Gelmiyorsun  


Uzay Gökerman

Anlayış


Mahmut Şaylıkay

Küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni


Melda Güngül

Tarihi Yeniden Yazma Dairesi


Uzay Gökerman

Kabul Edilebir “Risk”


Funda Umut Pakkal

Olanıksızlıklar Alanında Uzmanlaşmak


S.Kuzey Yıldız

Nemos Kek Renginde Acı Bir Deneyim


Fırat Erdoğan

Renklerin Gölgesinde 


Rüya Yüksel

Sınırlar, İçinde Sonsuz Özgürlüğü Barındırır


Didem Çivici

İlişkideki Ben


Özge Esirgen

Biraz daha Doğu(m)


Can Duman

Sonbahar Melankolisi, Öz Derdinle Düçar mısın?  


Didem Çivici

Sonbahar


Burçin İvren 

Holistik Evren Tasarımı


Burçin İvren 

Konuşurcasına


Burçin İvren 

Sosyal Zeka Mı, Ya Da Bir Oyun Mu?

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  4 Temmuz 2008 TSİ 08:30