Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Yazar: Didem Çivici

Kuyu

Oyulan bir delik... Öylesine güçlü ve öylesine acı dolu ki, deştikçe fışkıran her ne varsa tekrardan içine alacak kadar geniş. Gözler hiç bir şey ifade etmeden bedenimden akan kana bulanarak kâğıda kanla yazılan bu kelimeler gibi canlı ve batmakta olan ağustos dolunayı gibi kıpkırmızı...

Geceler uyku getirmiyor artık; sadece yokluk. Gündüzler "O"nu getirmiyor artık; sadece hiçlik. Ne arıyor tüm bu insanlar burada?! Her gün ağırdığında kendimi yataktan atarcasına fırlıyorum gözlerim uykusuzluktan bitap düşmüş ve beni o mezarıma çağırıyormuş gibi bir uğultu var sanki kulaklarımda. Bahçe...

Bu ev hem mezarım, hem rahmim oldu artık. Her adım attığımda beni içine alıveriyor kahrolası şefkatiyle. Sonra...

Sonra tüm o güzelliğiyle büyülüyor, ışıldıyor, çıldırtıyor kahrolası ruhumu! Neyi var içimin, söyle bana ey bahçe! Toprağına uzanıp senin için yaşlar döktüğüm o günler çok uzakta değiller. Ne var söyle, anlat bana ne olursun! İçimi deşen bu kara ölüm de ne?

Sıcak... Kahrolası bir sıcak var İstanbul'da. Hiç bitmedi ki ama. Hiç sonu gelmedi ki olanların. Gelmesini bekliyor musun ki? Yağmurları bekledin, geldi işte! Çıksana buradan; bu çürümüş "düşler sokağı"ndan...

Takati kalmamış sokak kedisi gibisin... Ölümle yüzleşirken ona son bir kahkaha atıyorsun, farkında değilsin sen! Lime lime ediyor gökten yağan yağmur bedenini. Ruhunu ise toprağın böcekleri yemekte zebanilerle birlikte. Zebanilerini hatırlıyor musun? Hani her birini birer birer düşlemiştin o gece. Gökyüzündeki her bir yıldıza isim verirken düşünmeden düşledin tan vaktine dek... İşte... Geldiler.

Kuyuna sığınan her bir korkun seni çağırıyor, dinlesene! Ayak seslerini duydukça ürperen sen değil misin yoksa? Gözlerini kapamasana! Her bir şeyi kabullenecek kadar "açık" ilişkilerle boğmayı yeğleyen sen şimdi kendini boğmaktan mı korkuyorsun yoksa? O zaman hiç şansın yok küçük kız... Mahkûmiyet kendi ellerinle sunuldu artık sana.

Sonuna geldik. Ya burada kal, ya da... 

"Aşkın Gücü"... 

Melekler fısıldamayı bıraktı. Artık karşında durup yüzüne vuruyorlar her şeyini, tüm varoluşunu. Sen neredesin? Sevgili güzelliklerini göremezken neyi keşiflerde sanmaktasın kendini? Hatırladın mı kimler gelmişti; kimler var yaşamında şu anda?

Ne demişti bir seferinde:

"Hayat ensemle çok alakalı sanki. Belki de sadece bir problem vardır ensemde ve bu yüzden çok duyumsuyorumdur. Hep bir yük gibi oldu başım. Başımı hiç tutamadım ben bu bedende. Sadece kafadan ibaret de olabilirdik. Suratlar yeterince özgün zaten. Hem tüketim toplumda olmazdı o zaman. Gözler kafi değil midir bakışlar gerçekse? Hem kurtuluşumuz olurdu kaba seksten ve hormonal yanılsamalardan..." 

Kurtulmalı her ne varsa, yakıp yıkmalı en baştan. Repliği yankılanıyor usumda... Düşüncelerin atfedildiğini söylemişti V, binalara. Yıkmalı her şeyi, eskiyi yok etmeli en baştan. Ve boşaltmalı her ne varsa. Bir dostun dediği gibi bir vakit: 

"Gözyaşlarında boğulmalıyız hepimiz. İnsan ruhu ancak böyle özgür kalacak..." 

... 

Gelen her şey gidiyor hiç bir zaman var olmamış gibi.

Ve her şey yitip yok oluyor anın zerresinde doğmak gibi.

Gözlerin kapanması an meselesi,

Nefesin bitmesi an...

Gelenle giden bir olmuş kime ne.

Gidenler neyden gelenlermiş,

Ve gelenler sazlığın nağmeleri...

"Gel gör beni aşk neyledi..."

Gel ki gidenlerim eskilerim olsun sevgili. 

Güneşin altında kavrulan derim, çatlayarak kabuk kabuk dökülürken rüzgâr çıksa savursa ötelerime bağırışlarımla.

Rüzgâr da kalmadı artık...

Kuyusunda kaybolmuş bir denizci mi bu?

Denizci ne arar ki derin kuyularda?

Gel... Ne anlamı var kaybolmanın, ebedi bir okyanus varken oralarda... Ötede. 

"Kadınım..."

Yaz günü üşümek bu olsa gerek. Özlem içerisinde tir tir titreyerek bir bedene sarılmayı düşlemek...

Bir kadının kucağına başını koyarak sıcaklığını içlemek...

"Kadınım..."

Nasıl bir sahiplikle aidiyet çizmişiz bu hayatta! Nasıl bir hayat ki sahibiyeti sunmuş bize acırcasına. 

Geceye süzülen yaşlar yere düşmeden göğe karışıyorlar.

Baykuş sesleriyle kendime gelirken parmaklarımın daktilodaki seslerini özlüyorum. Nereden geldim nereye gidiyorum diye soruyorum, cevabım yok ki... 

Ben ilk ve son olanım

Ben saygı gören ve küçümsenenim

Ben fahişe ve aziz olanım

Ben hem eş hem de bakireyim

Ben annemin kollarıyım

Ben kısır olanım ve çocuklarım pek çoktur

Ben evlenmiş olan ve evde kalmış olanım

Ben doğurmuş olan ve hiç doğurmamış olan kadınım

Ben doğum sancısının akibiyetiyim

Ben karı ve kocayım

Ve beni yaratan benim erkeğimdi

Ben babamın annesiyim

Ben kocamın kız kardeşiyim

O benim reddedilmiş evladım

Bana her zaman saygı duy

Zira ben utanç duyulan ve ihtişamlı olanım…

~ M.Ö. 3-4. yy / İsis için ~


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Didem Çivici, 1985 yılında İstanbul'da doğdu. Maltepe Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği 2. sınıf öğrencisi. Yoga yapıyor, kitap yazıyor, araştırıyor, dans ediyor ve seyahat etmekten hoşlanıyor. Yeni deneyimler ve sonsuz bir bakış açısının yaşamı değerli kıldığına inanıyor. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Çıkarlarını Düşünmeyenler Unutulacaktır!


Aydının Duruş Yeri Sorunu


İslam'ın Devlet Talebi Var Mıdır?


“Sosyal Kare” Basamaklarıyla Tam Demokrasi’ye Yönelmek


Belçika’da Kurulamayan Hükümete Sivil Tepki


Gerçek Vatan Sevgisi Aslında Hangisi?


Stonehenge’in Sırrı


Dünya Dışı Varlıklarla İletişim Kurmayı Öğrenme


Çocuklarla İlişkilerimizde Teşvik


Grip Aşısının Tam Zamanı


Vücudunuzun Suya İhtiyacı Var


Stres, Beyin ve Tedavi Yöntemleri


Hastalıkların Ruhsal Sebepleri


Kendine Zarar Verme Davranışı 


Çocukerkil Ailenin Reisi Olmak


Kozmik Bilim Açışından Oruç

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Adnan Çelik

Aldatmak Aldanmaktır


Levent Altaş

Arı vız vız vız... 


Volkan Burnaz

Hoşçakal


Buse Doğan

Öz’ün Ruhla Dansı 


Hale Karaarslan

Kara Delikler ve Sevgi


Didem Çivici

Sonbahar’ı Karşılarken


Burçin İvren

Karanlık Sokaklarımdan


Can Duman 

Elbette Varlığım Elimde Yokken Yokluğum Kadar Varlık’ım… 


Didem Çivici

Rüzgâra Dokunmak... 


Didem Çivici

Kuyu


Rüya Yüksel

Olan Olmakta Dostum, Sen Telaş Etme!


Zuhal Keresteci

Bir Mendil Hediye Et Bu Bayram 


Eray Çetinkaya

Sönmüş Izgarada Laf Çevirmek


Tuğçe Karaarslan

Huzura Çıkan Yolum

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11