|
Yazar:
Didem Çivici
Direniş
İlk defa bir yazıya başlarken ilk olarak
başlığı kondurdum sayfanın başına: "Direniş"... Önümde Greenday'in
Darfur'daki manzaraları konu alan klibi, John Lennon'ın "Working Class
Hero"sunu dinliyorum:
"Doğduğunuz anda küçük hissetmenizi sağlarlar.
Acı çok büyüyene kadar hiç bir şey hissetmezsiniz...
Size
evde ve okulda zarar verirler...
Zekiyseniz nefret eder ve aptal olarak görürler.
Tam olarak çıldırana dek onların kurallarını takip edemezsiniz.
Yirmi yıl boyunca size işkence edip sizi korkuttuktan sonra,
Bir kariyer seçmenizi umarlar.
Gerçekten harekete geçemeyince korkuyla dolarsınız.
...
Sizi din, seks ve televizyonla uyuştururlar,
Ve çok zeki, sınıfsız ve özgür olduğunuzu düşünürsünüz.
Lakin görüyorum ki hala *** budalalarsınız.
...
Size hala tepede bir yer olduğunu söylüyorlar.
Fakat ilk önce öldürürken nasıl gülümseyeceğinizi öğrenmelisiniz."
Beni bu yazıyı yazmaya "teşvik" eden ise
gazete sayfalarındaki başlıklar oldu. Şarkı içime işlerken, gazete
başlıkları da üst üste gözümün önünden geçmeye başladılar. Dünya geneline
bakıldığında muazzam bir direniş gözlemlenmekteydi. Toplumların "direnç"
gösterdiği çeşitli oluşumlardan ötürü ortaya çıkan bin bir türlü savaş
senaryosu, yaşamlarımızın her alanını kaplıyor artık.
"En
büyük barış gücü Darfur'da"
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin
senelerden sonra Darfur bölgesine şimdiye kadarki en büyük barış gücünü
gönderme kararını okuyorum. 26 bin asker... Sudan'ın, 4 yıldır iç savaşın
sürdüğü Darfur bölgesinde bu süreç boyunca 200.000 kişi yaşamını yitirdi.
Bununla da kalmadı elbet: 2 milyon kişi yer değiştirmek zorunda kaldı ve 4
milyon insan ise yardıma bağlı şekilde yaşam savaşı veriyor. Daha önce de
sunulmuş olan tasarının içeriğinin "hafifletilmesi" ile Sudan ve Sudan'ı
destekleyen Çin Hükümeti'nin bu anlaşmayı kabul etmesi her ne kadar ABD
senatörlerinin "Tasarıyı hazırlayanlar Sudan'ın baskısına teslim olmuştur."
yanıtı ile karşılaşılsa da, yıllık harcaması 2 milyar dolar olacağı tahmin
edilen bu barış gücünün "BARIŞ"a katacağı nimetleri elbette ki önümüzdeki
dönemde göreceğiz. Bu bir
çözüm mü; ya da geç mi kalındı? Bu sorulara da alınacak bir cevap yok gibi
görünüyor şimdilik; zira her kafadan bir ses çıktığı yadsınamayacak bir
gerçek. Başlangıç olarak bir yıllığına BM-Afrika Birliği Karma Barış Gücü
Harekâtı (UNAMID) başlatma kararının evrenimiz içerisindeki yankılarına
tanık olacağız.
Darfur için yazılanlarla birlikte gözüme
çarpanlardan bir diğeri de Cidde gençliğinin dışavurumlarıydı. "Kendini
ifade etmek" için duvarlara resmedilenler, Suudi Arabistan'ın sahil kenti
belediyesinin uygulamaları sonucu biraz (!) sessiz kalmaya başlamış.
Geçtiğimiz Şubat ayında grafiti yapan bir gencin 60 kırbaç ve 500 dolar para
cezası ile "kendine gelmesi" (!) sonucunda belli oluyor ki ülkenin %60
nüfusunu oluşturan bu gençler de onlara düşen payı alıyorlar.
Direnişlerimizin başka bir yansıması bu; bambaşka bir pencere, lakin aynı
yere açılıyor.
Ve
başka bir senaryo...
5 Ağustos'ta gazetede çıkan bir haberle
birlikte pazar kahvaltımın orta yerinde kahkahalar atmaya başlıyorum!
Haberin başlığı şöyle: "Reenkarnasyon için izin alın!" Cumhuriyet
gazetesinde yer alan haberi aynen iletiyorum:
"Çin Hükümeti, şu anda hayatta olan
Tibetli Budist liderlerin bundan böyle "reenkarnasyon için kendilerinden
izin almaları gerektiğini" açıkladı. Pekin yönetiminin, Budizm'de yeniden
hayata gelmek olarak adlandırılan reenkarnasyon inanışına yönelik çıkışının
ardında Tibet'in sürgündeki ruhani lideri Dalay Lama'nın ölmesinin ardından
bu göreve Çin yanlısı birini getirmek istemesinin yattığı belirtiliyor.
Uygulamanın 1 Eylül'den itibaren geçerli olacağı belirtilen açıklamada,
liderlere ilişkin reenkarnasyon başvurularının dini işler ofisine
yapılabileceği kaydedildi."
Trajikomik
olan bu karar, bana Ortaçağ Avrupası'ndaki "cennet belgeleri"ni hatırlattı.
Beden değiştirmek, ölmek ve yeniden doğmak için izin almak elbette ki her
insanın hayali (!). Neden olmasın! Siyasi nedenlerle yoğrulan dünyamızda,
kendi benliklerimize olan "direniş"lerimize üç örnek. Yokluktan var edilen
bir savaş ortamına yüklenen politik amaçlı barış güçleri; yeni enerjilerin,
eskilere direnişleri ve dinin ve inancın siyasi emeller için komik bir
şekilde ifşa edilmesi.
Swami
Vivekananda'nın sesi usumda:
"Yaşamlarımızı sınırlı şeyler üzerinde
yoğunlaştırdıkça, ölüme daha çabuk yaklaşırız."
Sınırladıklarımız, direnç göstermeye
çalıştıklarımız mı? Direnişlerimiz kime, ya da neye karşı? Korkunun neden
olduğudur direnç ve kaçınılan, endişe yaratan olgular direnişe mahal verir.
Peki, nelerden korkuyoruz böylesine güçlü bir şekilde? Birliğimizde düzeni
sarsan bu kadar güçlü korkuyu serbest bırakmak zor, bu aşikâr; lakin sahip
olduğumuz bir şey var ki, tüm kâinatta hiç bir şey tanımaz: Sevgi. |