Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Yazar: Didem Çivici

Let it Be 

Dolunayın ışığıyla uyanmışım.

Gecenin karanlığında ışığı yansımış bedenime.

Gözlerim kamaşmış,

Sözlerim akmış kağıtlarıma içimden birer birer...

"Eğer sevebilselerdi senin ve benim gibi..."

Yaşanılabilecek bir yer olur muydu bu dünya?

"Eğer paylaşılsaydı her şey..."

Ve "gurur" olmasaydı içlerde;

"Yaşanılabilecek" bir yer olur muydu?

Eksik olan ne içlerde? "Tamamlamamız gereken" bir şey mi var? Sevgimiz yetersiz mi kılıyor tüm hayatı? Ya kusursuzluğumuz nerede? Dünya üzerinde mevcut dinlerin pek çoğu insanoğlunun doğuştan günahkar olduğunu ileri sürer, ya da yaşamı boyunca, sanki eksikmiş gibi, "tamamlanmaya" çalışmasını öğütler. Lakin tüm bunlar bizim düşlerimizden başka bir şey değil. Zira insan zaten saf varoluşun öz bilincini taşımaktadır ve zaten "saf ve kusursuz"dur. "OLması gereken bir şey" yoktur çünkü o zatn "O"dur. Bu andan itibaren geriye tek bir şey kalır: deneyimlemek. "Günahkar" ilan edilip vaftiz edilirken çocuklar; ve kendilerini "feda" ederken Hak yolunda varlıklar, oralarda bir yerlerde haykırıyor kainata saf sevgiye bürünmüş bedenler:

"Saf olmak için değil, zira siz zaten safsınız. Kusursuz olmanıza gerek yok, zaten öylesiniz."

"Tam" olan ruh-bedenleri görmek için gözlerimizi açmak kafi değil midir? Karşınızda duran çocuğa bakın, siz O'sunuz; sevginizi adadığınız yavrunuz, eşiniz, anneniz; hiç kimse sizden farklı değil. Aranan bir şeyler var, evet. Binlerce yıl izi sürülen yollar tek bir yere varırken, yolun tadını çıkarmak en güzeli sanıyorum. Peki aranan ne? "O", güç, mutluluk, sevgi, huzur, Tanrı... BİZ. Ne kiliseler, ne camiler; ne tapınak ne de havralara gerek var. İnsanın kendisi başlı başına bir mabettir zaten. Aradığı şey içinde, merkezde. Tanrı'yı arar hayatlar boyunca; Tanrı zaten kendisidir, bilmez. Lakin onu bu arayışa iten neden de zaten kendisini bulma güdüsüdür. Vivekanda şöyle der:

"İnsanoğlu Tanrı'yı neden arıyor? Neden ideal varlığı, düşünceyi arıyor? Çünkü bu fikir sizin kendi içinizdedir. Savaşan kendi kalbinizdir ve bunu bilmezsiniz: aradığınız şeyi dışarıdaki birşeyle karıştırırsınız. Sizi bu arayışa iten içinizdeki Tanrı'dır! O'nu fark etmeniz için! Kiliselerde, camilerde, havralarda, tapınaklarda, cennetlerdeki arayışlardan sonra en sonunda çemberi tamamlayarak başladığınız yere geri gelirsiniz, kendi ruhunuza; ve tüm dünyada aramış olduğunuz, tapınak ve ibadethanelerde ağlayıp dua ettiğiniz, bulutlarda gizlenmiş olan tüm gizlerin sırrı olarak gördüğünüz, yakından da yakın olan bu varlığın kendi VARlığınız olduğunu, yaşamınızın gerçekliği, bedeniniz ve ruhunuz, CANınız olduğunu öğrenirsiniz. Bu sizin kendi doğanızdır. Bunu teyit edin, beyan edin. Saf olmak için değil, zira siz zaten safsınız. Kusursuz olmanıza gerek yok, zaten öylesiniz."

Peki hala daha ararken kendini, O'nu ulaşılmaz kılan nedir? Duyamadım. Hmm... Sen? Evet, mümkün!

Kendimizden başka engel yok yaşamımızda. Bu mümkünatı yaratan duygu ise ne olabilir?... Korku? Belki...

Neden korkuyorsun peki? Sevgisiz kalmak, yargılanmak, başarısızlık, ölüm? Peki bunların hiç biri yok desem ne derdin? Sevgisizlik yok; zira sevgiden doğar her şey, nefret bile. Yadırganamazsın; sen kendini yargıladığın sürece mümkün, lakin bıraktığında olabilecekleri hayal et! Başarısızlık olanaksız! Yapıyor olduğun her şey yaşamında gerçekleştirdiklerindir, ve bunların her biri düzen içerisinde olması gereken yerlerde rollerini üstlenirler. Ya ölüm?... Upss! Ne olacak sence? Acı? Ayrılık? Cehennem mi yoksa! İnsanoğlu bilinmeyenden korku duyar değil mi? Peki ya hiç doğmadın dersem. Doğmayan bir varlığın ölmesi de olası değildir. Öyleyse korkuları kabullenme ve onlardan kurtulma vakti gelir; zira bütün olan Mutlak Varoluş içerisinde senden başka hiç bir şeyin olmadığı hakikati tüm kainatını doldurmuş olur; böylesi bir varlık için ölüm mümkün değildir; o an sadece OLuş zamanıdır.

"Ölüm korkusu ancak insanoğlu, tüm kainatta sadece BİR yaşam olduğunu, sadece kendisinin yaşadığını anladığı zaman yenilebilir. 'Ben herşeyim, herkesteyim, tüm yaşamların içerisindeyim, kainatın kendisiyim' dediği an korkusuzluk hali gelir." (Vivekananda)

Yüklerinizi bırakın.
Korkularınızı bırakın.

Okyanusları dolduracak kadar geniş olan gözyaşlarınızı bırakın; ki gözyaşlarınızın sıcaklıkları, donmuş olan kalpleri eritsin.

Endişelerinizi bırakın.
Nefret ve öc alma duygularınızı bırakın.
Tüm şekil ve kalıpların gitmelerine izin verin.
Tüm yargılamaların gitmelerine izin verin.

Böylece, tüm OLanın akışına izin vermiş olacaksınız;
Engellemeden devam etmesini sağlamış olacaksınız.
Tüm potansiyellere izin vererek, karşılık beklemeden OLana izin verin.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Didem Çivici, 1985 yılında İstanbul'da doğdu. Maltepe Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği 2. sınıf öğrencisi. Yoga yapıyor, kitap yazıyor, araştırıyor, dans ediyor ve seyahat etmekten hoşlanıyor. Yeni deneyimler ve sonsuz bir bakış açısının yaşamı değerli kıldığına inanıyor. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Mars'taki İnsan Yüzü


Hangi Partiye Oy Vereceğim?


22 Temmuz Seçim Tahminleri


Karamela Sepeti


Politika Pazarı


Ölüdoğan Bir Demokrasi Denemesi


Zamanya


Aşırı Sıcaklarda Kalp Krizi Riski


Sıcak Havalara Dikkat!


Ölümün Ardından


Ağrı Dağı Neden Bu Kadar Çekici?


Akupunkturun Bilinmeyenleri


İstiklal’in Sanat Dolu Sokakları


Dilimiz, En Büyük Zenginliğimiz!


Costa Brava


Sağlığınız Tehlikede Olabilir!


Ölümsüz Ölümler


Küresel Isınmanın Kanıtları


Yurtdışındaki Okullarda Artan Şiddet 

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

 

Burcu Akar

Gerçek Kimliğimiz "Tanrısallık"


Zuhal Keresteci

Geleceğime Dikilen Umutlar


Hale Karaarslan

Coşkuda olmak 


Rüya Yüksel Ersavcı 

Cehenneme Giden Yol İyilik Taşlarıyla Döşelidir


Buse Doğan

Karanfil Kokusu Kalır 


Didem Çivici

Cennetimin Kapıları


Dr. Levent Atlaş

Yıldızlar Yalnız Gezer


Volkan Burnaz

Just Help Me Save Padmé’s Life


Didem Çivici

Let it Be 


Didem Çivici

Ruhun Yolculuğu-2

 

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11