Sayı 53 | Şubat 2010       Anasayfa  |  Kurumsal Reklam Blog |  Arşiv |  Gündem |  Röportajlar |  İndigo Dünya |  İnsan |  Sağlık  |  Kültür Sanat  | Çocuk  |  Eğitim  |  Çevre |  Bilim



 Paylaş


BAĞLANTILARIMIZ

Mustep

Sonsuz Us

Satranç Dünyası

Sessiz Bilgi

 

 

 

Yazar: Didem Çivici

Onca Yoksulluk Varken

Okulun son günleri... Derslerimden birisi için yapmam gereken bir sunum beklemekteydi beni. Elime geçen sadece bir kitabın elli sayfalık bir bölümü: "Onca Yoksulluk Varken"... Romain Gary; nam-ı diğer Elise Ajar... Muhammed isminde, içinde kendimi bulduğum bir çocuk... Çoculuğumu taşıdığım şimdimi tekrar ve tekrar hatırlattı bana... Gecenin ilk demlerinde, yatağımın yanı başında duran defterimin sayfalarına karalanan bir kaç satıra dönüştü bu kitaptan bana kalanlar...

Yaşamın küçük kırıntılarıyla beslenmeye benzer büyümek... Tüm hayallerini, tüm isteklerini göz ardı etmekten başka bir görevin olmadığı yüksek mevkili bir fabrika! Yaşamın içerisindeki her öğe sınıflandırılmış, farklı derecelere atfedilmiştir adeta, her bir duyguya.  Hoş, duygulara da mekan verilmeyen boş arazi topluluklarından başka bir şey de değildir belki de, "yetişkin" bir ruh... Önemsenen ve önemsenmeyen gruplarda toplanmış olan zevkler, "olgun" olarak nitelendirilen bir kişilikte, "gitmeleri gereken yerlerde" öbeklenmişlerdir adeta. Çocukken okullarda öğretilen küme anlayışı boşuna değildi belki de... 6-7 yaşlarından itibaren önümüze itilen "küme" anlayışı ile birlikte zihinlerimiz paramparça edilerek ayrılışlarında vuku bulmaları için araziler temin ediliyor itinayla... Yaşamı, olduğu gibi kabul edebilmek, "büyümek" fiili ile birlikte birleştiğinde ortaya çıkan oluş hali, çocuk saf zihnimizi yerle bir etmede en erke sahip yıkıcı güç rolünü oynamaktadır belki de...

Karşımızdaki bireylerin kişiliklerini yadsıyacak kadar blokajlara sahip olduğumuz yaşamlarımız içerisinde, her nedense bu engellemelerin oluşturdukları duvarların ortasında çürümeye yüz tutmuş bedenler ile birlikte, izolasyonun en şaşaalı krallıklarını kurmakta üstüne olmayan bir bilinç geliştiriyoruz. Geliştirmekle de kalsak iyi, aşılıyoruz her saf zihne; içimizden akan katran karası düşüncesizlikler denizimizi...

Geriye ne palyaçolar kalıyor, ne de periler... Öptüğümüz insanların güzelliklerine dalıyor düşlerimizi doldurduğumuz "yepyeni" anlayışlarımız. Ardındaki mükemmel varlığı görmüyoruz bile. Etiketlemeye alıştığımız hayatları var sayan bir sistem var adeta beyinlerimizde. Yargılamaktan kendini alıkoyamayan bir varlık mevcut her birimizin bedeninde. Küçük yaşlarda, belki de fazla önemsenmeyen tutkular, büyüdükçe örümcek ağları gibi sarmış bu zindan bedenlerimizi. Şimdilerde ise bu kitapta geçen Muhammed'in Madam Rosa'ya söyledikleri kulağımda: "Hiç bir zaman, hiç bir şey için genç olmadım ben."... Yaşamına dair söylenmiş olan yalanlar, Muhammed'i ilüzyonlar gerçekliği ve yaşamın aldatmacası içerisinde kendisinin farkına varmasına neden olur adeta. Ne de olsa hiç genç olunmazdı hiç bir şey için; eski deneyimlerdir çünkü güvenilecek olunanlar...

Nasıl yaşarsan bir ömür boyu, odur sana kalan geride. Ve en önemlisi de düşüncelerinle nasıl kurduğundur o yaşamı. Karşımdaki varlığı güzel ya da çirkin olarak sıfatlamak tamamiyle benim elimdedir. Zihnimin oyunlarından başka bir şey değil bana karşı oynanan. Nasıl görmek istediğime bağlıdır hayat... Güzel... Çirkin...  

Öyle ki, kafaları karıştıran da bu ölçütlerdir belki de. Her şeye atfedilen şekiller... Küçük çocuğun yaşamından bir kesit vardır bu kitapta satır aralarında geçen... Madam Lola'nın yanına gider bir ara... Traş olmaktadır... Bir transeksüeldir madam Lola. Onu hiç kimsenin olmadığı o bedende, kimseye benzemediğini görmek, Muhammed'e bir an olsun huzur verir. İnsanların yüklediği o sıfatlardan çok uzaktadır Lola... O kalıplaşmışlıklardan uzaktadır Muhammed o anda... Huzuru hisseder. 

Düşünceler de böyle değil midir? Onların dışına çıkarak bambaşka bir yaşamı seçmek bizim elimizde. Her şeye rağmen direnmek... Bu küçük çocuğun, ölen Madam Rosa'nın bedenini güzelleştirmeye çalışarak "yaşama" döndürmeye çalışması gibi... Lakin bu, bir mücadele değil; aslında sadece tabloları isteğiniz doğrultusunda yeniden boyamak gibi. Görmek isteyen zihin, kendi gerçekliğini yaratır çünkü...

Anahtar şudur belki de: Her şeyi "ilk defa" yaşamak... Hep... Benim, her defasında ilk defa yazıyormuşçasına düşüncelerimi kağıda dökmem gibi... 


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Didem Çivici, 1985 İstanbul doğumlu. 10-12 yaşlarından beri Spiritoloji ve Şifa çalışmalarıyla ilgileniyor. 2 yıldır Yoga, Doğa sporları ve latin dansları yapıyor. Ayrıca çevirmenlik te yapıyor. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Küresel Isınma Oyunu


Enerji Sorunu Perspektifinden


Özgürlük Yalnızca Bir Sözcük Olunca


Sevgili Kardeşim Hrant


Yeni Nesil Gençlerin İçsel Sorunları


Dünyanın Kalbine Vize


Pedofili Vakaları Hakkında Detaylı Bir Çalışma


Kök Hücre Araştırmalarında Yeni Gelişmeler


Sağlık Bakanlığı Kuş Gribi Önlemlerini Arttırdı


Çekim Yasası


İnternet 1 Numara!


AB Proje Uygulama Merkezleri


Mikro Krediden Makro Krediye


Haydi Kızlar "Hangi" Okula?


Silvan'da Kadına Sosyal Gelişim Kursu


Bilgiye Açılan Yol


Vejetaryenlik (2.Bölüm)


Benzetmeler

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Özge Gündem

Türkiye'de Opera Kültürü


M.Cem Batu

Sevgiliye Mektuplar-1


Didem Çivici

Gümüş Gözyaşları


Rüya Yüksel

Bir Yıl Daha Bitti


Didem Çivici

Onca Yoksulluk Varken


Asu Sanem Kaya

Meleklerin Sözü Var


Fırat Erdoğan

Yazmaya Dair 


Levent Altaş

Kozmik Ritim


Asu Sanem Kaya

Denemeler


Burcu Özgeçen

Korku Yolu Sevgi Yolu 

 


AnasayfaKurumsal | Reklam | Connect | Blog | Arşiv | Arama | İstatistikler | Bağlantılar | Röportajlar | Galeriler | Videolar

Gündem | Dünya | İnsan | Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim | Astroloji | İndigo | İndigonun Sesi

2005-2010 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi’nden kopyaladığınız her yazı için mutlaka yazı linki kaynak olarak gösterilmelidir.

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Künye | İçerik Politikası | Reklam | Telif ve Kopyalama Hakkı | Abonelik