|
Yazar:
Didem Çivici
Onca
Yoksulluk Varken
Okulun son günleri... Derslerimden birisi
için yapmam gereken bir sunum beklemekteydi beni. Elime geçen sadece bir
kitabın elli sayfalık bir bölümü: "Onca Yoksulluk Varken"... Romain Gary;
nam-ı diğer Elise Ajar... Muhammed isminde, içinde kendimi bulduğum bir
çocuk... Çoculuğumu taşıdığım şimdimi tekrar ve tekrar hatırlattı bana...
Gecenin ilk demlerinde, yatağımın yanı başında duran defterimin sayfalarına
karalanan bir kaç satıra dönüştü bu kitaptan bana kalanlar...
Yaşamın küçük kırıntılarıyla beslenmeye
benzer büyümek... Tüm hayallerini, tüm isteklerini göz ardı etmekten başka
bir görevin olmadığı yüksek mevkili bir fabrika! Yaşamın içerisindeki her
öğe sınıflandırılmış, farklı derecelere atfedilmiştir adeta, her bir
duyguya. Hoş, duygulara da mekan verilmeyen boş arazi topluluklarından
başka bir şey de değildir belki de, "yetişkin" bir ruh... Önemsenen ve
önemsenmeyen gruplarda toplanmış olan zevkler, "olgun" olarak nitelendirilen
bir kişilikte, "gitmeleri gereken yerlerde" öbeklenmişlerdir adeta. Çocukken
okullarda öğretilen küme anlayışı boşuna değildi belki de... 6-7 yaşlarından
itibaren önümüze itilen "küme" anlayışı ile birlikte zihinlerimiz paramparça
edilerek ayrılışlarında vuku bulmaları için araziler temin ediliyor
itinayla... Yaşamı, olduğu gibi kabul edebilmek, "büyümek" fiili ile
birlikte birleştiğinde ortaya çıkan oluş hali, çocuk saf zihnimizi yerle bir
etmede en erke sahip yıkıcı güç rolünü oynamaktadır belki de...
Karşımızdaki
bireylerin kişiliklerini yadsıyacak kadar blokajlara sahip olduğumuz
yaşamlarımız içerisinde, her nedense bu engellemelerin oluşturdukları
duvarların ortasında çürümeye yüz tutmuş bedenler ile birlikte, izolasyonun
en şaşaalı krallıklarını kurmakta üstüne olmayan bir bilinç geliştiriyoruz.
Geliştirmekle de kalsak iyi, aşılıyoruz her saf zihne; içimizden akan katran
karası düşüncesizlikler denizimizi...
Geriye ne palyaçolar kalıyor, ne de
periler... Öptüğümüz insanların güzelliklerine dalıyor düşlerimizi
doldurduğumuz "yepyeni" anlayışlarımız. Ardındaki mükemmel varlığı
görmüyoruz bile. Etiketlemeye alıştığımız hayatları var sayan bir sistem var
adeta beyinlerimizde. Yargılamaktan kendini alıkoyamayan bir varlık mevcut
her birimizin bedeninde. Küçük yaşlarda, belki de fazla önemsenmeyen
tutkular, büyüdükçe örümcek ağları gibi sarmış bu zindan bedenlerimizi.
Şimdilerde ise bu kitapta geçen Muhammed'in Madam Rosa'ya söyledikleri
kulağımda: "Hiç bir zaman, hiç bir şey için genç olmadım ben."... Yaşamına
dair söylenmiş olan yalanlar, Muhammed'i ilüzyonlar gerçekliği ve yaşamın
aldatmacası içerisinde kendisinin farkına varmasına neden olur adeta. Ne de
olsa hiç genç olunmazdı hiç bir şey için; eski deneyimlerdir çünkü
güvenilecek olunanlar...
Nasıl yaşarsan bir ömür boyu, odur sana
kalan geride. Ve en önemlisi de düşüncelerinle nasıl kurduğundur o yaşamı.
Karşımdaki varlığı güzel ya da çirkin olarak sıfatlamak tamamiyle benim
elimdedir. Zihnimin oyunlarından başka bir şey değil bana karşı oynanan.
Nasıl görmek istediğime bağlıdır hayat... Güzel... Çirkin...
Öyle
ki, kafaları karıştıran da bu ölçütlerdir belki de. Her şeye atfedilen
şekiller... Küçük çocuğun yaşamından bir kesit vardır bu kitapta satır
aralarında geçen... Madam Lola'nın yanına gider bir ara... Traş
olmaktadır... Bir transeksüeldir madam Lola. Onu hiç kimsenin olmadığı o
bedende, kimseye benzemediğini görmek, Muhammed'e bir an olsun huzur verir.
İnsanların yüklediği o sıfatlardan çok uzaktadır Lola... O
kalıplaşmışlıklardan uzaktadır Muhammed o anda... Huzuru hisseder.
Düşünceler de böyle değil midir? Onların
dışına çıkarak bambaşka bir yaşamı seçmek bizim elimizde. Her şeye rağmen
direnmek... Bu küçük çocuğun, ölen Madam Rosa'nın bedenini güzelleştirmeye
çalışarak "yaşama" döndürmeye çalışması gibi... Lakin bu, bir mücadele
değil; aslında sadece tabloları isteğiniz doğrultusunda yeniden boyamak
gibi. Görmek isteyen zihin, kendi gerçekliğini yaratır çünkü...
Anahtar şudur belki de: Her şeyi "ilk
defa" yaşamak... Hep... Benim, her defasında ilk defa yazıyormuşçasına
düşüncelerimi kağıda dökmem gibi...
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Didem Çivici,
1985 İstanbul doğumlu. 10-12 yaşlarından beri Spiritoloji ve
Şifa çalışmalarıyla ilgileniyor. 2 yıldır Yoga, Doğa sporları ve
latin dansları yapıyor. Ayrıca çevirmenlik te yapıyor.
Detaylı Bilgi
|