|
Yazar: Didem Çivici
Şimdi ve
Burada
Muazzam bir düşün içerisindeki yokoluş mu
deneyimliyor olduğumuz hakikat; yoksa hakikat diye "var" saydığımız düşün
bir yansıması mı hayat? Birbirinden ayırmaya çalıştığımız, lakin bir olduğu
gerçeğini kendimize itiraf edemediğimiz bir ütopya... Beklentiler
bahçesinden koparılmış bir lilyumun kokusunun büyüsüne kapılmış şekilde,
zamana yayarak yaşıyor olduğumuz; lakin zamanın yokluğu içerisindeki
şaşırmışlıkla birlikte sadece yaşıyor olduğumuz bir düşten ibaret sadece...
Benlik karmaşasının yerini alan arayış çabalarında kaybolmak pahasına
çıkılan macerada karşımıza çıkan yol ayrımında ne yapacağını bilmemek gibi
bir şey...

"Saklanan" sıfatının cazibiyeti
içerisinde, kendimize yediremediğimiz duygulara ahkam kesmek değil mi yüz
yüze gelinen tartışmaların, hesaplaşmaların nedeni? Ya da kelimelere
dökmekten kaçındığımız "bildiklerimiz"in bizi esir alması?
Harekete geçmeyi amaç edinmiş bir
içsellik içerisinde, durağanlığı kabul edemeyen bir bilinç hali, göz göze
gelinen varlık. Düşüncelerin, ortadan bir anda kalkabileceği ihtimalinin
varlığını kabul etmeksizin, düşlerin olabilirliğini yadsımak ise bambaşka
bir varoluş belki de...
Yağmurun şiddetindeki dinginliğin tadına
varmaktansa kargaşaya mahkum olmak sanıyorum ki başka bir ahmaklık, kim
bilir... İşte böyle bir anda içime dolan kelimeler daha fazla tutunamayarak
kendilerini özgür bıraktırıyorlar bedenime:
Ve göklerden gelen sesi
işittim..."Gel!..Varlığın ve yokluğun burada... Ve yarılan topraktadır seni
merkeze ulaştıracak olan... Sadece bak ve parçan olan hakikatin farkına
var!.. Unutma, ne buradasın, ne de orada...".
Ve yağan yağmurla birleştim ve karıştım
toprağa... Gövdesinde yüce ağaçların, hayat buldum ölümsüzlüğüme
ulaştırırcasına... Ve yapraklarında esen rüzgar oldum, havayı ruhuma
çekerek... Ve ateşte eridi ruhum, sonunda BİR olanda uyanırcasına...
Kulaklarımda yankılanan sesin kaynağını
sorgulamadığımı farkettim o an... Bana gelen, zaten "ben"de var olandı zira.
Düşler içerisinde varlığını zaten yitirmiş olan zihnimle birlikte tüm
boyutlarda gezinmeye başlamışken, geçişlerimde işittiklerim kazınmaya
başladılar birer birer:
Yeryüzüne düşen damlalar,
Göklerden yağan yıldız tohumları misali,
düştüler toprağıma...
Ve Apollon'un ışığıyla Ether'i içlerine
çekerek,
Buldular hakikati, varlıklarındaki
Tanrı'da...
Açmaya dahi gerek kalmadan gözlerini,
Gördüler bilgeliği; zahir olan
zihinlerdeki...
Ve işittikleri kendi sesleriydi,
Yankılanan kainatın duvarlarından...
Ve dokundukları kendi bedenleri,
Her bir canlıda hayat bulan...
Sonrasında, gözüme çarpan bir yıldızla
birlikte çıktığım yolda, gecenin bana getireceği gizemlerin endişelerini
yaşamaksızın, her varoluşu "ben"e kabul ederek rüyaya dalmanın ruhuma
bahşettiği mucizevi, iksirane sihri yadsımaksızın, gözlerini maddeye kapakta
olan bedenimin, sessiz gecede yatağa serilişine sahne olan odamın
içerisindeki etkileyici müziğe kaptırmaktayım kendimi. Sessizliği içime
çekiyor, bir "ben"in dile getirmiş olduğu gibi, "binlerce yıldır acıyan"
diye düşünülmüş olan bu bedeni, yorgun bir şekilde geride bırakıyorum bu
akşam da...
Ruhumda, bana geri gelen ışıklarımın
çoşku ve mutlulukları, sevgileri var... "Bir" diye bile
nitelendiremeyeceğim, sıfatlardan arındırılmaya layık bir oluşun
içerisindeki "ben" artık ne var, ne de hiç... Tek bildiği: "ŞİMDİ ve
BURADA"...
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Didem Çivici,
1985 İstanbul doğumlu. 10-12 yaşlarından beri Spiritoloji ve
Şifa çalışmalarıyla ilgileniyor. 2 yıldır Yoga, Doğa sporları ve
latin dansları yapıyor. Ayrıca çevirmenlik te yapıyor.
Detaylı Bilgi
|