Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Yazar: Didem Çivici Kasım 2007 

Kapı

“-Işıksın… karanlıkla BİR.

-Ve karanlıksın… ışıkla BİZ.”

Ruhun kıyısındaki taşları toplamaya çıktı. Masmavi gökyüzünü taçlandıran pamuk bulutlar arasında ağaçlarla sohbet ederek kayaların üzerinde yürüyordu. Yeşil, beyaz ve karanlık taşlarla bezenmişti yeryüzü. Masumiyetin en saf hali ile üzerindeki bez parçalarını çıkarmaya başladı, ta ki saf bilincine ulaşana dek…  

Yanında her hangi bir yük taşıması manasızdı; SADECE O… 

Gökyüzü, o vakte kadar onun hiç görmediği kadar mavi idi; ebedi okyanusta yüzme hissiyatı yaratacak kadar mavi. Sesler, o vakte kadar hiç olmadıkları kadar sessiz idi; ve orman, hiç olmadığı kadar davetkar. Su, hiç olmadığı kadar saf, ve ağaçlar hiç olmadıkları kadar bilge... 

Dingin rüzgar, hafif nemli esintisiyle yüzünden akarken, ve toprağın yumuşaklığı, ayaklarını pamuk misali kaplarken o, kelebeklerin raksını ağaçların dalları arasından izlemeye koyuldu. Yağmurun arkasından suretini gösteren güneş, bulutların arasından kayan gökkuşağına can veriyordu. Yaşam… 

Aşk, ona BİZ'liğini anımsatırken o, varlığını kutsayarak sunuyordu kainata. Zira o vakte kadar hiç hissetmediği kadar tamdı; BİR, BÜTÜN ve HİÇ. 

Zaman, hiç olmadığı kadar geniş, ve mekan hiç olmadığı kadar... 

Çocukluğundan hatırladığı mekansızlık deneyimlerini tekrardan yaşıyordu sanki: bulunduğu yer genişliyor, kapsamakta olduğu her cismi de kendisi ile birlikte sonsuzluğa taşıyordu. 

İşte o andı ki fark etti: 

"Ölüm, aydınlanmaya giden yoldur." 

Ağacın gövdesinde can bulan mantarın, kaktüs ile birleşerek onun iç yolculuğuna böylesi bir ahenk ile eşlik edeceğini nasıl bilebilirdi ki?! Ya da kaybedeceği bir şeyin var olma olasılığının evrenler içerisinde yer almayacağını. Maddelere yüklediği, ya da içinde bulunduğu var oluş gezegeninde yaşamakta olan "diğer benlik"lerin onun için atfettikleri yargı, tutum ve sıfatlamalar ile bütünselleştirip biçimlendirdiği onca kavramın 'gerçekte' var olmadıklarını, her birinin "sadece onda" olduklarını fark edeceğini... İşte an gelip çatmıştı. Anahtar ona sunulmuştu. Şimdi tek yapacağı şey kapıyı açmaktı. 

*** 

Kütüphanenin bir yerlerinde saklıydı, biliyordu. Kitaplar, salonun yüksek tavanına dek uzanan raflar boyunca dizilmişlerdi. Mistik, eski ve kutsal bir koku duyumsanıyordu salonda. Raflar dışında salonun ortasında tek bir masa yer almaktaydı; üzerinde ise parlamakta olan bir cisim: kuvars kristal bir piramit. Salonun geniş ve ferah oturumuna uygun, ahşap çerçeveli pencerelerinden içeri doğan gün ışığını merkezinde, ÖZ’ünde, KALP’te toplayan sihirli bir küre misali tüm AŞK’ı yansıtmaktaydı. “Ve işte, orada”, diye iç geçirdi. Kırmızı bir kapı… 

Yolculuğu boyunca geçtiği kapılardan hiç birine benzemiyordu. Onlar ki soyutluğun özünden sunulmuş gibi berrak ve atıfsızlardı; onlar ki ebediyet duygusunu yaratmışlardı içinde. Peki ya şimdi? 

İlk kapı… Mavi. 

Şelalelerle dolu bir su kaynağına girmişti. Dinginliğin yuvasına yeniden yaşam vermişti, doğum anını yeniden deneyimlercesine bir dinginlik… 

İkincisi… Beyaz. 

Hiç ummazdı ki bu kavram sunulmuş olsun belleğine, ‘ben’liğine… Zira hep reddetmiş, gereksiz olduğunu düşünmüştü. Lakin şimdi, her var oluşu, Oldukları gibi kabul etme vakti idi. Beyazlık… Ebediyete uzanan kozmostan başka bir şey olamazdı: BİR olanla evlilik. Ve karanlık olan beyazdan doğmalıydı; işte geliyor… 

Üçüncüsü… Siyah. 

İşte hikayenin kitaplarla dolu kütüphanesine varmıştı: BİLGİ. Tüm toz ve yüklerden arınmış, evrenin tüm dillerinde yazılmış binlerce kitapla kaplı raflara bürünmüş bir ortaçağ mimarisi eseri: YUVA. İlerlerken kendisini önünde bulduğu kapı, o ana dek çözümlemeye çalıştıklarını sembolize etmekteydi… 

Dördüncüsü… Kırmızı. 

Kilitli demir bir kapı… Anahtarı, kütüphanenin derinliklerinde bir yerde, biliyordu; lakin seçimi, akışa bırakmaktı; açmadı. 

Ve şimdi, vakit geldi. 

*** 

Şimdi, tek yapacağın şey kapıyı açmak…

Yardımcım olacak mısın açarken?

Sendeyim…BİR.

Orada kal.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Didem Çivici, 1985 yılında İstanbul'da doğdu. Maltepe Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği 2. sınıf öğrencisi. Yoga yapıyor, kitap yazıyor, araştırıyor, dans ediyor ve seyahat etmekten hoşlanıyor. Yeni deneyimler ve sonsuz bir bakış açısının yaşamı değerli kıldığına inanıyor. Detaylı Bilgi


 

HABERLER

Dördüncü Dünyaya İtilen İnsanlık


“Türkiye’de Yapılacak En İyi İş Komisyonculuktur!”


Brüksel Notları


Beyin Dalgalarının Gizemi


Dişi Enerji Yeniden Doğuyor


Fotoğraf Karelerindeki Çocuk!

Beni Affet!


Oyun ve Çocuklar


Tanrının Nefesi "Ozon"


EMDR ile Hayatınıza Yeni Bir Yön


Galata’da Sanat Var!


Korkaklar Aşksız Gömülür


Üçüncü Hareket Yasasına Hazırlıksız Tepkiler


Uluslararası Hegel Kongresi


Umulmayan, İmkansız Değildir


Tasavvuf ve Aşk


Sana Verdiği "Tek Şey" Her An Gidecekmiş Hissidir


Aydınlanma ve Ateş Böcekleri!


Dünyanın En Eski Aşk Şiiri


İstanbul, Ah İstanbul


Düşlerimdeki Yaşam Bolum 4


Mutluluk


Ateş Et Korkak, Yalnızca Bir İnsan Vuracaksın


Teklif


Dönüşüm

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Meliha Başal

Artistlik Yarışmasının Şarkıları


Adnan Çelik

Aşk ve Yalnızlık


Merve Şen

Bulutlar Beyazdır


Tuğçe Karaarslan

Öz


Boran Savran 

Şiir Yazmak Yaşamak Demektir


Didem Çivici

“Tanrı Yağmurdadır” 


Buse Doğan

Gözlerini Gözlerimden Ayırma Hiç


Hale Kararslan

Uçup Gidiyorum


Tuğba Yaman

Hasret


Volkan Burnaz

Ayın Karanlık Yüzü


Eray Çetinkaya

Seni Unuttukça Seveceğim


Burcu Özgeçen

İnsan Olmak


Didem Çivici 

Kapı

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11