|
Yazar:
Didem Çivici
Unicorn'a
Atıf
Yeni yollar... Yeni bir soluk.... Yepyeni
bir dönem.
Neden bilmem heyecanım farklı bu sefer.
İçim farklı olduğundan olmasın?
Nefesi doldurarak içime, yol alıyorum
Zeytinli'ye doğru.
Merhaba!
Kendini teslim etmenin reddedilemez
kaçınılmazlığı...
Karanlığın içerisinde adım adım
ilerlerken tetikte olan farkındalık, korkuyu benimseyerek meydan
okumaktaydı. Geceye doğru hızlanan bedenim, vadiden akan kutsal suyun
ilehiliğini dinlemekteydi orman devalarından. Suyun kenarında duran sala
bindim, fenerin ışığını kapattım. O an kendimi dipsiz bir kuyunun ortasında
bulmuş gibiydim. Zifiri karanlık, sonu yokmuş gibi görünen vadide
milyonlarca varlık beni seyretmekteydi, ve beni dinliyorlardı, şarkılarımı.
Tek görünen, gökyüzüne "kepekler" gibi saçılmış yıldızlar ve onların sudaki
akisleri idi.
Kendimi
öylesine bir boşlukta bulmuştum ki, tarifi imkansız. Korkum, beni yaşamdan
alıkoyacak kadar yoğun; kalp atışlarım ise vadinin sessizliğini bozacak
kadar yüksek. Hislerimin her ne kadar tarifi olmasa da, bir varlığı baştan
çıkartacak kadar "ürkütücü" göründüğü kesindi. "Görünen"deki yanılsamalar
bana meydan okumaktaydılar samimiyetle. 'Korkuyu kabul ederken' içimden
dökülen cümle şöyleydi: "Her ne geliyorsa hoş gelsin..." Ve gözlerimin
yaşama kapandığı o an... Vadide bir sessizlik oldu, ve ardından parıltılar
oluşmaya başladı. Büyük beyaz bir tek boynuzlu duruyordu vadinin ortasında.
Karşımda devasa boyutu ve masalsı güzelliğiyle suyun üzerinde şaha kalkmış
olan bu varlığın yeleleri yıldızların parlaklığını aratmıyor, devasa
kanatları bir kuğununki gib, süzülüyordu. Birdenbire muhteşem bir
kıvraklıkla suyun üzerinde havalanarak yıldızlara doğru kanat çırpmaya
başladı. O an, içimde barındırmış olduğum tüm korkuların da yok olduğunu
farkettim. Vadi bir anda seslerle doldu; sesleri duymaya başlamıştım:
ağustos böcekleri, kurbağalar ve rüzgarın sesiyle onurlandırdığı yüce çınar
ve çam ağaçlarının nidaları... Vadi bir anda adeta karnaval alanına
dönüşmüştü. Doğa, kurtuluşunu ve teslimiyetini kutluyor, ve yüce benliğimi
kutsuyordu. Çoşku ile Gaia'nın büyüleyici ve huzur verici sesi
yankılanıyordu vadinin kayalıklarında. Huzur...
Artık
tek OLan, OLma hali idi; her türlü korkudan uzak... Vadiyi kucakladığımı ve
o mekanın parçası, o vadi olduğumu farkettim. Orayı içime solumak
muhteşemdi. Yaşam gibi bir şey... "Öte"deydi; ve "biz"den farksız. Tüm
yüklerimi ardımda bırakarak döndüm, ve saflığı ve 'sadece'liği yaşamıma
taşıyarak nefesimle bütünleşti bedenim... Söz kalmadı.
***
Mavi perilerle su üzerinde dans etmek
gibi bir his bu. Cesaretin korkuyu kucakladığı, ve kelimelerin tanımları
anlamsızlaştırdığı. Dudakların her bıluştuğunda sonsuzluğa açılmak bu.
Seviştiğin bedeni sahiplenmek yerine onu tüm kainatla, kendinle paylaşmak...
Düşlemek bu.
Reddedilenler öyle ya da böyle umulmadık
şekillerde yüzüme vurulurken ben, beni bana tanıtan o güzel varlıklarla
bambaşka bir yolculuğa daha çıkıyorum. Sonsuzluğum, "öte"liğim olmuş,
uçarcasına kapsıyorum varlığımı. Bu mucizevi bir şey azizim; her şeyin VAR
olması. Sanılarım, sandıklarımda sakladıklarımmış meğer, şimdi daha iyi
kavradım. 'Ne'yim derken, 'ne idim'e dönen çark, yoluma fener olmuş, gecenin
o karanlığında denizime ışık tutar olmuş. Nefes aldıkça bölündüğüm şeyler
manasızlaşmaya başlar, hiçliğime karışır bir bütün olur yağar gözyaşlarımla
birlikte toprağa. Gülümsemek ne güzel dost! Şu boşluğa bizi bize tam eden!
Nefes almak bedene, ve sevişmek Tanrı'nın bedenleriyle ne güzel ey dost!
Açıkmak, ve açıldıkça temizlemek nefesi...
Kontroller ve gerisingeri dönmek
yaşamdan, ve diğer yanda umursamazcasına atlamak engin ve derin masmavi
denize.
"Yaşarsın, öğrenirsin
Seversin, öğrenirsin
Ağlarsın, öğrenirsin..."
Her yeni gün ile birlikte, olasılıklar
denizinin uçsuz bucaksız sahillerinde kumların üzerinde çoşkuyla koşuyorum!
"Mavi kaşkolu boynuma dolamak" gibi bir
his bu. Tenime yumuşaklığıyla değen mavi kaşmir kaşkol, beni soğukta
sarmalayan...
Sabahın ilk ışıklarında, elimde
ışıklardan birinin hazırladığı pudingle karşılamak günü... Ve ona sarılarak
mavi gökyüzünde süzülen kırlangıçlar ve tellerin üzerinde zıp zıp zıplayarak
koşuşturan sincabı seyre dalmak değil midir mutluluk?.. Onun ölümüyle
dünyanın sona ermesini dinlerken, beni 'gerçekten' nelerin var ettiğini
idrak ederek şükranları salıvermek rüzgara, cihanın güzelliğinden gelen...
"Benimle oynar mısın..." güneş?
"Benimle oynar mısın..." deniz?
"Benimle oynar mısın..." gökyüzü?
"Benimle oynar mısın...?"
Mavi kuş göklerde mavi şarkıları
anımsayarak raks ederken, ve mutlulukla şevke gelerek şakırken doğa
uyanıverir ve hatırlar güzelliklerini yeniden. "Sanki bir düş" gibi düşleye
yazdığım tüm o düşlerde düşlenen muhteşemliklerin düşlenesi güzellikleriyle
yoğrulan her kil bana bambaşka şeyler öğretirken ben, ne kadar şanslı ve
değerli olduğumu bilerek devam etmekteyim yola.
Yazılacak o kadar çok şey var ki azizim!
Ahlak
kurallarından sıyrılarak kendimize yaşamı sunduğumuz ve seçimleri 'biz'
yaptığımız o an... Ne sen kaldı ne ben. Sıfatlar uçar gider, ve şaşkın,
nutku tutulmuş bir varlıktan başka bir şey yoktur karşında. Tanrım! O ne
güzel bir andır! İki sevilesi varlığın öpüşmesini izlerken ağlamanın, bir
ağacın kavuğunda 'O'nunla bir olmanın, ve rüzgara kapılıp 'O' olmanın
keyfine varabilmek için yaşamayı seçmek... Bundan öte bir şey yok dost!
Artık sevişmeler hazdan öteye taşınmış,
Tanrı'yı anlamanın yolları olmuştur her beden. Gözlerden içlere aktıkça, ve
kabul ettikçe her bir kutsal varlığı, o an gelen her şey "hoş gelsin"dir
artık! Hoş gelsin her ne geliyorsa! Kabulümdür...
Bilinçli bir şekilde bilinçsizlikte
seçerken her bir ayrıntıyı, ve yaşamlarımızı oluşturan her detayda 'biz'i
deneyimlerken ulaştığımız o mekan, cennetimizdir; başka bir şey değil dost!
Otobüsün içerisinde mavi gece ışıklarını
seyre dalmış içim... Yol ışıkları beni bana taşıyan, el fenerleri misali
aydınlatmaktaymış yolumu, yeni yolculuklara heveslendirircesine...
Çevremde olagelen her aşk ile birlikte
heyecanım artmakta iken, çıktığım her yolculukta bambaşka diyarlara atıfta
bulunurcasına seyre dalmam ise benden akanlara yarenlik eden bilgelik olmuş
meğer...
Her 'algı kapısı'nın açılımı ile içine
girmekte olduğum vecd halleri, artık olağan ve bir o kadar da mucizevi ve
ilahi. Yüreklerimiz açılırken bu şemsi güzel vakitte, bizler birleşirken her
nefesimizde, neyler üflensin ebedi mevcudiyete! Ve işte böyle geldi
zamanların en şah şahmaranı...
***
Ve
işte günün ilk kızıllığı... Ve bir yolun daha sonu varır İstanbul'un gizemli
sokaklarına. Feribotta bedenim; denizde ruhum... Dalgalar o gümüşi
renklerine bürünmüş, göğü tek renk eylemiştir; ve güneş edalı bir şekilde
saklanmaktadır. Kızıllık son raddesinde azizim!O gece...
Ruhumu bedenimden çalıp yıldızlara teslim
ettiğim o gece. Zifiri kara bir vadi. Sonu yokmuş gibi; içim gibi... Salın
üzerindeydim. Duyabildiğim tek ses, rüzgarın şiddetli kramp halleri.
Öylesine güçlü ve hırçın... Ve o derin vadi... Bakasım dahi gelmemişti ilk
karşılaşmamızda. Sonra... Sonra bir his ola geldi azizim. O his...
Teslimiyet. Korku oldum; gece oldum. Ve o ebedi vadi, ve o esen rüzgar oldum
o gece. Ne korku kaldı ne de başka bir şey. Ve inanır mısın, işitmeye
başladım yeniden kuşları, ağustos böceklerini, kurbağaları ve vadide uçan
yarasaları. Ne kadar da senkronize bir etkileşim içerisinde senfoni
oluşturmaktaydılar! Tek görebildiğim o geceye dair... Yıldızlardı gökteki,
ve yıldızlar suyun üzerindeki. "Yerdeki gökteki gibidir; ve gökteki
yerdeki..." der ya Hermes. Tanrım! Gökte parıldayanlarla yeryüzünde
ışıldayanlar ne kadar da BİR! Suya aksi düşen yıldızları seyr eyledim o
gece... Ne kadar büyüleyiciydiler.
Ve işte sancılar biter. Güneş, tepelerin
arkasından yükselir kızıl pelerinine bürünmüş şekilde.
Bir gün daha yolda...
"From this moment...
Life has begun."
Sevgiler azizim...
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Didem Çivici,
1985 yılında İstanbul'da doğdu. Maltepe Üniversitesi İngilizce
Öğretmenliği 2. sınıf öğrencisi. Yoga yapıyor, kitap yazıyor,
araştırıyor, dans ediyor ve seyahat etmekten hoşlanıyor. Yeni
deneyimler ve sonsuz bir bakış açısının yaşamı değerli kıldığına
inanıyor. Detaylı Bilgi
|