Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Yazar: Didem Çivici

Unicorn'a Atıf

Yeni yollar... Yeni bir soluk.... Yepyeni bir dönem.

Neden bilmem heyecanım farklı bu sefer. İçim farklı olduğundan olmasın?

Nefesi doldurarak içime, yol alıyorum Zeytinli'ye doğru.

Merhaba!

Kendini teslim etmenin reddedilemez kaçınılmazlığı...

Karanlığın içerisinde adım adım ilerlerken tetikte olan farkındalık, korkuyu benimseyerek meydan okumaktaydı. Geceye doğru hızlanan bedenim, vadiden akan kutsal suyun ilehiliğini dinlemekteydi orman devalarından. Suyun kenarında duran sala bindim, fenerin ışığını kapattım. O an kendimi dipsiz bir kuyunun ortasında bulmuş gibiydim. Zifiri karanlık, sonu yokmuş gibi görünen vadide milyonlarca varlık beni seyretmekteydi, ve beni dinliyorlardı, şarkılarımı. Tek görünen, gökyüzüne "kepekler" gibi saçılmış yıldızlar ve onların sudaki akisleri idi.

Kendimi öylesine bir boşlukta bulmuştum ki, tarifi imkansız. Korkum, beni yaşamdan alıkoyacak kadar yoğun; kalp atışlarım ise vadinin sessizliğini bozacak kadar yüksek. Hislerimin her ne kadar tarifi olmasa da, bir varlığı baştan çıkartacak kadar "ürkütücü" göründüğü kesindi. "Görünen"deki yanılsamalar bana meydan okumaktaydılar samimiyetle. 'Korkuyu kabul ederken' içimden dökülen cümle şöyleydi: "Her ne geliyorsa hoş gelsin..." Ve gözlerimin yaşama kapandığı o an... Vadide bir sessizlik oldu, ve ardından parıltılar oluşmaya başladı. Büyük beyaz bir tek boynuzlu duruyordu vadinin ortasında. Karşımda devasa boyutu ve masalsı güzelliğiyle suyun üzerinde şaha kalkmış olan bu varlığın yeleleri yıldızların parlaklığını aratmıyor, devasa kanatları bir kuğununki gib, süzülüyordu. Birdenbire muhteşem bir kıvraklıkla suyun üzerinde havalanarak yıldızlara doğru kanat çırpmaya başladı. O an, içimde barındırmış olduğum tüm korkuların da yok olduğunu farkettim. Vadi bir anda seslerle doldu; sesleri duymaya başlamıştım: ağustos böcekleri, kurbağalar ve rüzgarın sesiyle onurlandırdığı yüce çınar ve çam ağaçlarının nidaları... Vadi bir anda adeta karnaval alanına dönüşmüştü. Doğa, kurtuluşunu ve teslimiyetini kutluyor, ve yüce benliğimi kutsuyordu. Çoşku ile Gaia'nın büyüleyici ve huzur verici sesi yankılanıyordu vadinin kayalıklarında. Huzur...

Artık tek OLan, OLma hali idi; her türlü korkudan uzak... Vadiyi kucakladığımı ve o mekanın parçası, o vadi olduğumu farkettim. Orayı içime solumak muhteşemdi. Yaşam gibi bir şey... "Öte"deydi; ve "biz"den farksız. Tüm yüklerimi ardımda bırakarak döndüm, ve saflığı ve 'sadece'liği yaşamıma taşıyarak nefesimle bütünleşti bedenim... Söz kalmadı. 

***

Mavi perilerle su üzerinde dans etmek gibi bir his bu. Cesaretin korkuyu kucakladığı, ve kelimelerin tanımları anlamsızlaştırdığı. Dudakların her bıluştuğunda sonsuzluğa açılmak bu. Seviştiğin bedeni sahiplenmek yerine onu tüm kainatla, kendinle paylaşmak... Düşlemek bu.

Reddedilenler öyle ya da böyle umulmadık şekillerde yüzüme vurulurken ben, beni bana tanıtan o güzel varlıklarla bambaşka bir yolculuğa daha çıkıyorum. Sonsuzluğum, "öte"liğim olmuş, uçarcasına kapsıyorum varlığımı. Bu mucizevi bir şey azizim; her şeyin VAR olması. Sanılarım, sandıklarımda sakladıklarımmış meğer, şimdi daha iyi kavradım. 'Ne'yim derken, 'ne idim'e dönen çark, yoluma fener olmuş, gecenin o karanlığında denizime ışık tutar olmuş. Nefes aldıkça bölündüğüm şeyler manasızlaşmaya başlar, hiçliğime karışır bir bütün olur yağar gözyaşlarımla birlikte toprağa. Gülümsemek ne güzel dost! Şu boşluğa bizi bize tam eden! Nefes almak bedene, ve sevişmek Tanrı'nın bedenleriyle ne güzel ey dost! Açıkmak, ve açıldıkça temizlemek nefesi...

Kontroller ve gerisingeri dönmek yaşamdan, ve diğer yanda umursamazcasına atlamak engin ve derin masmavi denize.

"Yaşarsın, öğrenirsin

Seversin, öğrenirsin

Ağlarsın, öğrenirsin..." 

Her yeni gün ile birlikte, olasılıklar denizinin uçsuz bucaksız sahillerinde kumların üzerinde çoşkuyla koşuyorum!

"Mavi kaşkolu boynuma dolamak" gibi bir his bu. Tenime yumuşaklığıyla değen mavi kaşmir kaşkol, beni soğukta sarmalayan...

Sabahın ilk ışıklarında, elimde ışıklardan birinin hazırladığı pudingle karşılamak günü... Ve ona sarılarak mavi gökyüzünde süzülen kırlangıçlar ve tellerin üzerinde zıp zıp zıplayarak koşuşturan sincabı seyre dalmak değil midir mutluluk?.. Onun ölümüyle dünyanın sona ermesini dinlerken, beni 'gerçekten' nelerin var ettiğini idrak ederek  şükranları salıvermek rüzgara, cihanın güzelliğinden gelen... 

"Benimle oynar mısın..." güneş?

"Benimle oynar mısın..." deniz?

"Benimle oynar mısın..." gökyüzü?

"Benimle oynar mısın...?"

Mavi kuş göklerde mavi şarkıları anımsayarak raks ederken, ve mutlulukla şevke gelerek şakırken doğa uyanıverir ve hatırlar güzelliklerini yeniden. "Sanki bir düş" gibi düşleye yazdığım tüm o düşlerde düşlenen muhteşemliklerin düşlenesi güzellikleriyle yoğrulan her kil bana bambaşka şeyler öğretirken ben, ne kadar şanslı ve değerli olduğumu bilerek devam etmekteyim yola.

Yazılacak o kadar çok şey var ki azizim! 

Ahlak kurallarından sıyrılarak kendimize yaşamı sunduğumuz ve seçimleri 'biz' yaptığımız o an... Ne sen kaldı ne ben. Sıfatlar uçar gider, ve şaşkın, nutku tutulmuş bir varlıktan başka bir şey yoktur karşında. Tanrım! O ne güzel bir andır! İki sevilesi varlığın öpüşmesini izlerken ağlamanın, bir ağacın kavuğunda 'O'nunla bir olmanın, ve rüzgara kapılıp 'O' olmanın keyfine varabilmek için yaşamayı seçmek... Bundan öte bir şey yok dost!

Artık sevişmeler hazdan öteye taşınmış, Tanrı'yı anlamanın yolları olmuştur her beden. Gözlerden içlere aktıkça, ve kabul ettikçe her bir kutsal varlığı, o an gelen her şey "hoş gelsin"dir artık! Hoş gelsin her ne geliyorsa! Kabulümdür...

Bilinçli bir şekilde bilinçsizlikte seçerken her bir ayrıntıyı, ve yaşamlarımızı oluşturan her detayda 'biz'i deneyimlerken ulaştığımız o mekan, cennetimizdir; başka bir şey değil dost!

Otobüsün içerisinde mavi gece ışıklarını seyre dalmış içim... Yol ışıkları beni bana taşıyan, el fenerleri misali aydınlatmaktaymış yolumu, yeni yolculuklara heveslendirircesine...

Çevremde olagelen her aşk ile birlikte heyecanım artmakta iken, çıktığım her yolculukta bambaşka diyarlara atıfta bulunurcasına seyre dalmam ise benden akanlara yarenlik eden bilgelik olmuş meğer...

Her 'algı kapısı'nın açılımı ile içine girmekte olduğum vecd halleri, artık olağan ve bir o kadar da mucizevi ve ilahi. Yüreklerimiz açılırken bu şemsi güzel vakitte, bizler birleşirken her nefesimizde, neyler üflensin ebedi mevcudiyete! Ve işte böyle geldi zamanların en şah şahmaranı...

***

Ve işte günün ilk kızıllığı... Ve bir yolun daha sonu varır İstanbul'un gizemli sokaklarına. Feribotta bedenim; denizde ruhum... Dalgalar o gümüşi renklerine bürünmüş, göğü tek renk eylemiştir; ve güneş edalı bir şekilde saklanmaktadır. Kızıllık son raddesinde azizim!O gece...

Ruhumu bedenimden çalıp yıldızlara teslim ettiğim o gece. Zifiri kara bir vadi. Sonu yokmuş gibi; içim gibi... Salın üzerindeydim. Duyabildiğim tek ses, rüzgarın şiddetli kramp halleri. Öylesine güçlü ve hırçın... Ve o derin vadi... Bakasım dahi gelmemişti ilk karşılaşmamızda. Sonra... Sonra bir his ola geldi azizim. O his... Teslimiyet. Korku oldum; gece oldum. Ve o ebedi vadi, ve o esen rüzgar oldum o gece. Ne korku kaldı ne de başka bir şey. Ve inanır mısın, işitmeye başladım yeniden kuşları, ağustos böceklerini, kurbağaları ve vadide uçan yarasaları. Ne kadar da senkronize bir etkileşim içerisinde senfoni oluşturmaktaydılar! Tek görebildiğim o geceye dair... Yıldızlardı gökteki, ve yıldızlar suyun üzerindeki. "Yerdeki gökteki gibidir; ve gökteki yerdeki..." der ya Hermes. Tanrım! Gökte parıldayanlarla yeryüzünde ışıldayanlar ne kadar da BİR! Suya aksi düşen yıldızları seyr eyledim o gece... Ne kadar büyüleyiciydiler.

Ve işte sancılar biter. Güneş, tepelerin arkasından yükselir kızıl pelerinine bürünmüş şekilde.

Bir gün daha yolda... 

"From this moment...

  Life has begun." 

Sevgiler azizim...


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Didem Çivici, 1985 yılında İstanbul'da doğdu. Maltepe Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği 2. sınıf öğrencisi. Yoga yapıyor, kitap yazıyor, araştırıyor, dans ediyor ve seyahat etmekten hoşlanıyor. Yeni deneyimler ve sonsuz bir bakış açısının yaşamı değerli kıldığına inanıyor. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Beyin Dili Nöroterapi


Dünya Dışı Yaşam


Mutlak İktidar


Demokrasi Üzerine Bir Derleme


"Gündemimiz Çok Sığ"


Su Kıtlığı Mücadelesine Çağrı


Eğitime Gönüllü Desteği


Medyanın Şekil Verdiği Çocuk


Twixt


Bir İnsan Yaratıyoruz


Sürü ve Yetkeci Çobanlar


Çok Bilinmeyenli Dönemeçler


Eşcinsellere Eşit Hak ve Özgürlükler


Kuantum Anlayışı ile Maddeden Enerjiye


“Hiperaktif Oğlum”

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Zuhal Keresteci

Bugün ve Sanki


Hale Karaarslan

Sevgi En Derinlerimde


Burcu Akar

Gerçek Kimliğimiz Tanrısallık-2


Gürhan Faik Yeğit

Kılavuzluk ve Eğitmenlik


Can Duman

Rüzgârın Hoyratlığında Mağrur Bir Yaprak Gibi Olabilmek


Buse Doğan

Sensizliğin Erguvan Hali


Didem Çivici

Martı


Rüya Yüksel

Günahlarımla Sevaplarımla Aldım Başımı Gidiyorum


Vokan Burnaz

Kristal Elma


Didem Çivici

Unicorn'a Atıf


Volkan Burnaz

Ayrılış

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11