|
Yazar: Didem Çivici
Cennetimin
Kapıları
İlahi bir müzik yükseliyor
topraktan.
Gökler...
Semavi sihrini açıyor ruhlara
bu sabah.
Kuşlar...
Onlar cennetin kapılarını çalıyorlar kanatlarıyla.
İnsan...
Her ne kadar umutsuz da olsa hala,
İşte sevgili yaklaşıyor o an!
İçlerden akanın okyanusa kavuşacağı an yakın!
Gözlerden ruhlara akılacak olan o an.
Her an Gaia'dan göğe
salınacak,
Göklerden kanatlarla özgürleşilecek o an yakın sevgilim.
Ne güzel...
Beklenilen vakit geldi, en sonunda.
Ve birbirimizle sevişeceğimiz o an yakındır.
Geçmiş
ve gelecek dualitesini "şimdi"de buluşturan bir vadide demirledim.
Yanınızda durmadan akan bir su, ağaçların
sizi karşılıksız sevgi ile karşıladığı, toprağın tüm varoluş enerjisini
sizinle paylaştığı, ve mavi göğü aralayarak size sonsuzluğun ateşini sunan
güneşin, bedeninizi yakarak ölümsüzlüğü sunduğu bir yer düşleyin.
Orman perileriyle şarkı söylüyorum;
atalarımın şarkılarını haykırıyor içim; ve akan kutsal suyumda vaftiz
ediliyor ruhumla bedenim, bir... Daimi BİRliği kucaklarken, kuşlarımın şen
şarkıları donatıyor her yeri. "Biz"den öte bir yer sanki burası; ne sen var
ne de ben; lakin şimdi BİZ de kalmamış sanki. "Biz" demek bile BİZ'i BİR'den
ayırıyor gibi tınlıyor kulaklarımda adeta; zira her nefes, toprağımda
yanarak suyumda havaya karışmak gibi...
"Güzel" dahi anlamını yitirmiş burada;
kifayetsizlikler çağırmış saf ruhumu. Konuşasım yok. Sadece dinliyor
yüreğim; yapası yok hiç bir şey. "Sadece OL"uyorum bu ilahi esintilere
şükranlarımı sunarcasına. Ritimler... Kalp atışım kadar aşinayım onlara. Su
gibi, toprak gibi, rüzgar gibi içime akıyor kendimi bıraktıkça bu
koşulsuzluğa. Lothlorien'imdeyim zira; kalbimden göğüme, özgürce kanatlarını
açan beş tane ejderhayı selamlıyorum şimdi. Beyaz olanı savrulurken mavi
semalara, diğer dördü bürünmüş doğanın kutsal renklerine. Biri menekşemin
rengini almış, toprağımı göğe sunan; diğeri ateşi sunmuş meğer yüreğimin
ortasına. Bir diğeri mavi göğüme bulanmış sanki, ve başkası yemyeşil
ağaçlarıma. Özgür bıraktığım dragonlarım, sevgimi temsilen BİR şimdi...
Deniz kenarı düşleri... bana dair.
Gece, dalgaların fısıltısını ulaştırıyor
kulaklarıma;
Meltem, nemli denizin ıslaklığıyla sarıyor bedenimi.
Gün, geceme yarenlik mi eder;
Yoksa gecem, ay ile sevişirken mi doğurur günümün güneşini?
Sen sevgili...
Gördüklerim ne ay, ne güneş bundan sonra;
Sadece deniz.
Masmavi gecelerime uzanan kumsallarımda içtiğim bir kadeh şarap olsun bu
gece!
"Zaman
geçer..." Gün gelir, an farksız olur yaşamdan...
Asma yapraklarının arkasından yüzüme
vuran güneş ışığıyla, bulutların masmavi göğümdeki dansını seyre koyulmuşum.
Yeşilin yeşile karıştığı; hanımellerinin yaseminlerle birleştiği
bahçemdeyim; cennetimde... Huzurun ebediyeti dile getirilemeyecek
yoğunlukta; bir gün öncesinin ise enerjisi hala içimde titreşmekte.
Anlatılanların yaşama geldiği,
yaşanılanların zahirden ötelere taşındığı bu vakit, sen sevgili, neredesin?
Gözlerim aramıştı yıllar boyu bu yaşamda, elimi tutacak ve her an yanımda
olacak bir bedeni. Şimdi neredesin der içim, özlem nerede? Kalmayanlar,
geceden gün doğumuna bırakılanlarla bir; ve geride bırakılanlar lirin
telleri kadar hassas düşer içime. Pan düşlerken notalarının içselliğini,
ormanımın toprağını serperim bedenimin üzerine huşu içerisinde; ve rahmeti
ile kutsarken vücudumun en gizli yerlerini yağmur, benden akanlar 'biz'e
ulaşmaktadır artık, sevgimizle. Toprağımdan bana sunulanlar tüm kainatta var
edilir bundan böyle, ne bende ne de sende kalır bir şey; zira 'TEK BEDEN'
nefes alır şimdi; tek beden sevişir, tek beden var oluruz içimizde.
Mum ışığına aksi düşen baykuş sesleri...
Gece yerini zifiri olana bırakırken, ışık toplarının gökyüzündeki ifşalarını
seyre dalıyor gözlerim. Bahçemdeki çileğimin tadı, ruhumun ebedi istirahatı
kadar tatlı. Rüzgarın esintisi ile dalgalanan mum alevlerinin, içimde açtığı
kapıları izliyorum. Mazimde zahir olmuş bir rüya canlanıyor birden bire:
dokuz kapı... Sonuncusundan giriyorum Cennetim'e...
Cennetimin bahçesini bulmuş içim. Ağustos
böceğinin sesindeki yasemin kokusu kadar büyüleyici. Hep olmayı düşlediğim
zamanlarımı yaşıyor olmanın yaratmakta olduğu hoşnutluk öylesine güzel...
Amacın yok olduğu, lakin o amacın, yaşamın kendisi olmaya başladığı
zamanlarda soluklanmakta bedenim. "Bulutların sesi"ni bile işitmekte içim,
günüm doğarken sahilimde. Dostlardan öte bir şey olmaksızın, onlarla
birlikte aşka düşmekte şimdilerde.
"Güne aydın doğmuş ruhlarımız bu gün de.
Sevinç, ışığımız olmuş doldurmuş her yeri.
Gözler, gören organlar değil,
İçe bakan bilenler olmuş yeniden.
Günaydın sevgilim...
Işığımız bir olsun..."
Tohumu filize doğmuş; yapraklarını güneşe
dönüyor...
Nefes gibi içim... "Cennetteyim."
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Didem Çivici,
1985 yılında İstanbul'da doğdu. Maltepe Üniversitesi İngilizce
Öğretmenliği 2. sınıf öğrencisi. Yoga yapıyor, kitap yazıyor,
araştırıyor, dans ediyor ve seyahat etmekten hoşlanıyor. Yeni
deneyimler ve sonsuz bir bakış açısının yaşamı değerli kıldığına
inanıyor. Detaylı Bilgi
|