Sayı 53 | Şubat 2010       Anasayfa  |  Kurumsal Reklam Blog |  Arşiv |  Gündem |  Röportajlar |  İndigo Dünya |  İnsan |  Sağlık  |  Kültür Sanat  | Çocuk  |  Eğitim  |  Çevre |  Bilim



 Paylaş


BAĞLANTILARIMIZ

Mustep

Sonsuz Us

Satranç Dünyası

Sessiz Bilgi

 

 

 

Haber: Didem Çivici | Çevre Haberleri

Küresel Isınma Oyunu

Türkiye Çevre Platformu'nun (TÜRÇEP)  geçtiğimiz aylarda gerçekleştirdiği toplantılar sonucunda 2007, "Küresel Isınma ve İklim Değişikliği ile Mücadele Yılı" ilan edildi.

Özellikle son yıllarda "popülerliğini" koruyan küresel ısınmanın geri bildirilerini "eksiksiz" bir şekilde almaktayız. Çeşitli bölgelerden 22 temsilcinin katılımcı olarak yer aldığı TÜRÇEP toplantısının üçüncüsü Aralık ayında gerçekleşmişti. Yayımlanan bildirgede altı çizilen konuların içerisinde Türkiye'nin kirli teknoloji transferinin hızlı bir şekilde devam ettiğinin, fabrika atıkları ve 20'yi geçkin yerde termik santral yapılmasına karşı olan çevrecilere de dikkat çekildi. TÜRÇEP Koordinatörü Doç. Dr. Tonay Sıdkı Uyar, yenilenebilir enerji üzerinde durarak: "Nükleer santraller tüm dünyada kapatılsın" çağrısında bulundu. Türkiye'nin enerji ihtiyacının iki mislinin, yenilenebilir enerji kaynakları ile temin edilebileceğini de ekledi.

Japonya'nın, yenilenebilir enerjiye tümüyle geçmeye başlama çalışmaları; Almanya'nın ise bu değişimi planlıyor olması artık gündemde olan ayrıntılar. Alternatif enerji kaynaklarının yürürlüğe girmesi ve atmosferdeki karbon miktarının acil olarak %80 dolayında düşürülmesi gerektiği açıklandı.

Basında gün geçmiyor ki "felaket" haberleri gündeme gelmesin. Her sabah, elimize aldığımız gazetelerdeki manşetlerde ya da köşe yazılarında sürekli küresel ısınma ile karşılaşıyoruz: "Gezegen hızla ısınıyor", "Küresel ısınma tehditi!" gibi başlıklar, yaşamımızın vazgeçilmez öğeleri oldu sanıyorum. Özellikle son günlerde gündeme taşınan küresel ısınma, sıcaklarıyla birlikte tansiyonu da yükseltiyor gibi gözüküyor. En son 1947'de kurularak çalışmaya başlatılan "kıyamet saati"nin yeniden ayarlanması ve 12'ye 7 kaladan 5 kalaya getirilmesi tüm dünyada kırmızı alarmın verildiğinin bir göstergesi.

Amerika'nın Hiroşima ve Nagazaki'ye atom bombası atmasının ardından 1947'de çalıştırılan bu saat, o zamandan günümüze kadar 17 kere ileri-geri alınmıştı. Son olarak 2002 senesinde 2 dakika ileri alınmıştı; ki bunun sebebi de ABD'nin anti balistik füze anlaşmasından çekilmesi ve teröristlerin kitle imha silahını ele geçirdiklerine dair haberlerdi. Şu an bulunulan nokta, Soğuk Savaş'tan bu yana olan en tehlikeli konum.

İçine girmiş olduğumuz ve değişimleri de beraberinde getiren 2007 yılının ilk günlerinden itibaren gündeme "tekrar ve tekrar" getirilen başlıklara bir bakarsak, gerçekten de ne gibi bir "değişim"in içerisinde olduğumuzu bir kere daha görebiliriz sanıyorum...

Çevresel değişimler

Amerikan Jeofizik Birliği, geçtiğimiz sonbaharda bir toplantı daha düzenledi. Beyan edilen rapora göre, 2040 yılından itibaren Kuzey Buz Denizi'nde yılın bazı dönemlerinde hiç buz kütlesine rastlanmayacak. Yapılan hesaplamalara göre, her yıl deniz buzu yüzeyinde oluşan azalma miktarı 60.421 kilometrekare genişliğinde. Colorado Üniversitesi'nden Marika Holland'a göre, dünyanın ısınmasına "katkıda" bulunacak bir başka oluşum da şu: Buzun kalkması ile birlikte deniz yüzeyi, şimdiye kadar tahmin edilenlerin çok daha ötesinde bir seviyeye yükselecek. Bu durumu destekler şekilde American Science dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, deniz seviyesindeki yükselmenin 2100 yılına kadar 1.4 metreye ulaşacağı açıklandı. Bu tahmin, önceden beyan edilen verilerin iki katına denk; ancak hızla değişen atmosferin bizlere yapacağı sürprizlerin hesaba katılmadığı da aşikar.  Şimdiye kadar yapılan tahminlerin 2 katı veriye ulaşıldığını açıklayan bilim adamlarının, önümüzdeki dönemde "daha karamsar" açıklamalar yapamayacakları elbette ki bu noktadan sonra şüpheli. Diğer bir taraftan, hidrolojik döngünün ve yağmurların da değişime uğrayacağı öngörülüyor. Kar ve buz seviyelerinin azalması ve bu erimelerin ilkbahar öncesinde görünecek olması sulak bölgelerin de kuruma tehlikesi ile karşılaşmasına neden olacaktır. Alpler'de bulunan buzulların %80'inin bu yüzyıl sonuna kadar yok olmuş olacağı tahmin edilmekte artık. Ayrıca, denizdeki ısınmanın, balık türlerinin soğuk sulara göç etmesini tetikleyeceği de bir başka sorun olarak öngörülüyor.

Kutuptaki değişimlerden birinci derecede müzdarip olanlar ise elbette ki hayvanlar. Eğer ısınma bu şekilde devam eder ve hiç bir önlem alınmazsa, kutup ayılarının soyunun tükeneceğinden korkuluyor. Geçtiğimiz aylarda dikkat çekilen nokta şu olmuştu: İspanya'nın kuzeyindeki dağlarda bulunan ayıların son bir kaç senedir kış uykusuna yatmadıkları tespit edildi. Boz Ayı Derneği'nin yaptığı açıklamaya göre İspanya'nın kuzey dağlarında yaşamakta olan 130'a yakın ayının hala kış uykusuna yatmamış olması çevrecilerin dikkatini çekmekte. Bilimadamları, bu değişimin sebebinin küresel ısınma olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu açıkladı.

 

İngiltere'nin İndependent gazetesinde geçtiğimiz ay çıkan bir habere göre, İngiltere'de Aralık ayında dahi arılar, kelebekler ve kırlangıçlar uçuyordu. Hava sıcaklığının normalden 4-5 derece daha fazla seyretmesinden ortaya çıkan sonuçlar ve felaket senaryoları elbette ki duyarlı olan her insanı endişelendirmeye başladı.

New York'ta 22 derecelik bir havanın hüküm sürmesi de notlar arasında. Hala bazı ülkeler tarafından imzalanmayan Kyoto Protokolü'nün, tüm bu etkileri değiştireceği düşünülüyor. Ancak, önlemlerin alınmaması halinde, 2050 yılına kadar atmosferdeki karbondioksit miktarının, sanayi öncesi döneme kıyasla 2 kat fazla olacağı da bilinmekte. Bunun sonucunda açığa çıkan durum ise şöyle: Dünya, 1.4 ile 5.8 derece arasında ısınacak.

Şimdiden ciddi sonuçların "çok net" olarak görüldüğü ısınma, tüm yaşam alanlarını tehdit ediyor. Ülkemizde açığa çıkan sonuçlarından biri de İzmir Kuş Cenneti'nin son yılların en kalabalık kuş nüfusunu barındırıyor olması. Sıcak havaların devam ediyor olması nedeniyle yer değiştirmeyen kuşların, havaların aniden soğuması halinde olumsuz şekilde etkilenecekleri sanılıyor. Bir diğer dikkat çekici olay ise Uludağ, Erciyes gibi kayak merkezlerine son senelerde "yeterli" miktarlarda kar düşmemesi. Uludağ'ın son 3 yıldır pek fazla kar görmemesi, bu seneki kayak sezonu alçılışının 15 Aralık'tan daha sonraki haftalara atılmasına neden olmuştu. Önceki senelerde 70 cm'e ulaşan kar kalınlığı, bu seneki kar miktarında dikkat çeken bir değişimin söz konusu olduğunu akıllara kazıyan nitelikte. Bu durum, elbette ki sadece ülkemizde  değil, tüm dünyada da aynı şekilde. Avrupa'da da kayak merkezleri aynı sorundan yakınmaktalar ve "yapay kar" gibi geçici çözümlerde çare arıyorlar.

Yayınlanan raporlara göre tarihin en sıcak 10 yılının, 1990'dan beri yaşandığı belirtiliyor. Verilere göre, metan ve karbondioksit oranları, son 650.000 yılın en yüksek seviyesinde. Bu değişimlerin sonucunda hayvan ve bitki türlerinin yer değiştireceği, tarımsal alanların kuruyacağı ve doğal felaketlerin de hızla artacağı (şu an olduğu gibi) açıklandı.  Ülkemizde bu kış görülen hava sıcaklığının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi ve yağışların çok az olması da tarlalarda sıkıntılara neden oluyor. Çukurova'ya hala beklenilen miktarda yağmur düşmemesi çiftçilere sıkıntı yaratıyor. Son iki buçuk aydır Çukurova'ya yağmur düşmemesi elbette ki esnafı ve tarımla uğraşanları düşündürmeye yetti. Akdeniz bölgesinde meydana gelen değişimler, elbette ki ısınmanın baş rolünü oynadığı yangınları da tetikliyor. Bu yangınların yanı sıra etkileyecek olan bir diğer doğal afet ise fırtınalar ve nehir taşmaları. Bunların sonucunda ise turizm bölgelerinin olduğu gibi zarar görme olasılığının çok yüksek olduğu bildiriliyor. Akdeniz sahil şeridi yerine turistlerin artık Kuzey ve Baltık denizlerinin sahillerini tercih edecekleri sanılıyor.

Bunların yanında, dünya üzerindeki endüstri ülkelerinin gaz emisyonlarını 2020'ye kadar %15-30 düşürmesi kaçınılmaz bir çıkış olarak öngörülüyor. AB Komisyonu'nun, küresel ısınmanın engellenmemesi halinde Avrupa Kıtası'nda oluşacak olan büyük bir değişimin tüm yaşamı olumsuz yönde etkileyeceği uyarısı tüm dikkatleri "tekrardan" yapılan açıklamalara çekti. Bu rapor da, AB'nin uluslararası enerji politikası oluşturmasında Türkiye ile kurulabilecek stratejik ortaklığın çok önemli olduğu belirtildi.Tüm bu önlemlerin alınmaması hailinde önümüze serilecek (seriliyor) olan tablo ise "kıyamet senaryoları"nın canlı bir performansı olacak gibi görünüyor...

Peki kurtuluş senaryoları?

Yazar, öğretim üyesi ve ünlü çevreci George Monbiot'nun, kendi ülkesi İngiltere için yaptığı plan dudak ısırtacak cinsten; lakin belki de son şanslar için geçerliliğini koruyan bir plan:

1- Bilimin son verileri ışığında kısıtlama hedeflerini hükümetlerin koyması. (Hemen)
2- Bu hedef doğrultusunda yıllık karbon tavanının saptanması. Her vatandaşa yıllık karbondioksit kotası verilmesi. Her vatandaş, doğalgaz, benzin/mazot, elektrik, tren ve uçak biletlerini bu karneyle alır. Kotasını bitiren, bitirmeyenden alır. (Yürürlük: 2009)
3- Yeni bina standartlarının konması. Yenilemede, kiralamada, yeni bina yapılmasında enerji verimliliği kuralları zorunlu olacak. (Yürürlük: En geç 2012)
4- Mevcut tungsten ampul satışlarının, bahçe ve sokak ısıtıcıları, bahçe aydınlatması gibi gereksiz ve müsrif teknolojilerin yasaklanması. Aşırı enerji harcayan plazma TV, verimsiz bulaşık makinesi gibi cihazların satışında enerji verimliliğine göre vergilendirme uygulanması. (Yürürlük: 2007 Kasım)
5- Pahalı silahlara ayrılan paraların enerji üretim ve dağıtım yatırımlarına sevki. Özellikle, büyük çapta rüzgâr çiftlikleri ve hidrojen boru hattı şebekesinin doğal gaz şebekesinin ve ev-ofis ısınma sisteminin yerini alması. Bunlara hükümet desteği. (2007 sonunda başlar, 2018'de biter.)
6- Yeni ulusal otobüs şebekesi yapılması. Otobüsler karayollarında tahsisli yollardan gider, karayollarını hiç terk etmez. Karayolu kenarındaki istasyonlardan merkeze servis konur. (2008'de başlar, 2020'de biter.)
7- Bütün benzin istasyonlarına, elektrikli arabalar için şarj edilebilir akü kiralama zorunluluğu konması. Akü biterken benzin istasyonunda şarjı dolu yeni akü takılır. Akülerin şarjı da rüzgâr çiftliklerinden gelen 'fazla' elektrikle yapılır. (Yürürlük: 2011)
8- Yeni yol yapımları, yol genişletme, köprü, altgeçit gibi projeler durdurulur ve eldeki para iklim değişikliğiyle mücadele fonlarına aktarılır. (Hemen)
9- Havalimanları kapasitesi dondurulur ve uçuşlarda azaltıma gidilir. (Hemen başlanır)
10- Şehir dışındaki süpermarketlerin kapatılması ve yerlerini depolara ve dağıtım sistemine bırakması için yasalar çıkarılması. Marketler, fabrikalara göre altı kat fazla enerji harcamaktadırlar. Şehir dışındaki marketlerin mallarının araba servisleriyle taşınması, yüzde 70 yakıt tasarrufu sağlamaktadır. (2012'ye kadar tümüyle yürürlüğe girer)

 

İçerisinde olduğumuz bu oyun artık can acıtmaya "gerçekten" başlıyor... Yapılabilecekler, yapılan ve yaşananlarla birlikte önümüze sunuluyor... Seçim bizim: Ya tamam diyeceğiz bu oyuna, ve ayrılacağız; ya da devam oyu ile çabalarımızın karşılığını almaya başlayacağız. İşte başlıyoruz.


Kaynaklar:

http://www.gezegenimiz.com

Cumhuriyet Gazetesi

Radikal Gazetesi

 

İklim Değişimi Raporu Açıklandı! Şubat, 2007


  2005-2009 © http://indigodergisi.com


  Dergimizin linkini kaynak göstererek alıntı yapabilirsiniz.

YAZAR HAKKINDA

Didem Çivici, 1985 yılında İstanbul'da doğdu. Maltepe Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği 2. sınıf öğrencisi. Yoga yapıyor, kitap yazıyor, araştırıyor, dans ediyor ve seyahat etmekten hoşlanıyor. Yeni deneyimler ve sonsuz bir bakış açısının yaşamı değerli kıldığına inanıyor. Detaylı Bilgi


 


AnasayfaKurumsal | Reklam | Connect | Blog | Arşiv | Arama | İstatistikler | Bağlantılar | Röportajlar | Galeriler | Videolar

Gündem | Dünya | İnsan | Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim | Astroloji | İndigo | İndigonun Sesi

2005-2010 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi’nden kopyaladığınız her yazı için mutlaka yazı linki kaynak olarak gösterilmelidir.

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Künye | İçerik Politikası | Reklam | Telif ve Kopyalama Hakkı | Abonelik