Sayı 35|AĞUSTOS 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Yazar: Can Duman

Suskun ve Keskin

 

Yazar: Yasin Sarı

Sirius Burada

 

Yazar: Fehmi Özçelik  

Oyun

 

Yazar: Mehmet Yapıcı

Sen Yoktun

 

Yazar: Can Duman

Bilinmezin Sensizi

 

 

 

 

 

Yazar: Didem Çivici

Sonbahar

Sonbahar mevsimindeki hüzün müdür bizi kapıp koyuveren rüzgarın savururluğuna... Yoksa içimizde olgunlaşmaya başlamış olan sevginin kaplayabilme yetisi midir tüm benliğimizi... Yaşamın her noktasında yüzleşmekte olduğumuz bir varlık karşısında, bir şey söyleyemeyecek hale gelişimize kahkahalarla gülen benlik, "ego" sıfatını bir hammal gibi yüklenmişçesine durmaksızın yollara vurmakta kendini... Doğanın koruyuculuğuna bırakmanın ruha bahşettiği ebediyet hissini yok olmaya mahkum edercesine... Aynalardaki "yanılsamayı", yansıma ilan ederek kendisini yüceltmeyi bir hak olarak görmenin ruhta yarattığı acıyı, kahroluş hissini göz ardı ederek yoluna devam edeceğini sanarak yaşamını sürdürmeye çalışıyor belki de...  

Korkulardaki o gizemli varoluşu hatırlıyor zamanla... Kendisinin yeşertmekte olan bir tohum kadar hassas ve aciz... Lakin bu acizlik yok oluşuna bir neden değil...Var oluşu için bir şans. Zira tohum su ile, toprak ile, hava ile var... Yalnız değil... Ruhun bir tohum misali serpilmesidir yaşam. Ölümü düşünmez, korkuları yoktur. Biz gibi... Her birimiz gibi... Mozart'ı dinlerken yaşayabilirisin bunu... Ruhunu bırakıverirsin boşluğa... Gözlerinden inen yaşlar, anlatır içindeki hüznü, sevinci,  mutluluğu... Bedenini terkedip tüm evreni seyre dalarsın... Kulağında o muhteşem varlığın büyüleyici sesi... Zamanın olmadığı bir yerde bulursun sonra kendini... Bir bakmışsın geride kalan bir beden... öylece duruyor... sen yoksun artık... sadece ben... 

Tüm renkleri içinde toplamak ruh bedenindeki ayrıntıları görmeni sağlamaya başlar... Görünmeyen varlığına bahşedilen bir armağan gibidir... Renklerini incelemeye başlarsın birer birer... Ruhta var olan mavilik rengini dünyaya yansıtmaya başlıyordur artık... Her renk  O'nda... Mevcudiyetsizliğin varoluşunu kutsamaya hazırlanıyordur. Ellerinden çıkan ışık huzmelerini görmeye başlıyordur insanoğlu...eskiden olduğu gibi... Her ayağı takıldığında artık "ben"in yanında olacak dostları vardır... Hep zamanının gelmesini beklediği gibi... Tohumunu yeşertmesi için ona uygun ortamı sunan sevgisi vardır... Hep olmuş olduğu gibi... Hazırlıksız yakalanmak diye bir şey yoktur artık... Beklediği gibi gerçekleşen olgular okyanusunda kulaç atıyordur zira... ay ışığıyla yakamoza yakalanmış olan... Kumsala çıkıp rahat bir nefes almayı düşünmektense hırçın dalgalar içerisindeki yolculuğunu yaşıyordur... "Sadece dalgaları gördüğünde, suyu kaçırabilirsin. Lakin, eğer akıllıca davranırsan, dalgaların içerisindeki suya dokunabilirsin. Suya dokunabildiğinde, gelip giden dalgaları dert etmezsin. Artık dalganın doğumu ve ölümüyle ilgilenmezsin. Artık korkmazsın.Artık dalganın başlangıcı ve bitişine üzülmezsin, ya da yüksek veya alçak olduğuna, daha az çirkin ya da daha fazla güzel olduğuna. Bu düşüncelerin gitmelerine izin verebilirsin, zira suya dokunmuşsundur..." diyor Thich Nhat Hanh, içinden gelene izin verircesine. Dalgalar sadece görünürdeki silüetlerden başka bir şey değil, asli olan suyun kendisidir zira... içimizde olan gibi. 

Yazdığım her satır kendime anlattıklarımdan başka bir şey değil. Yaşamımdaki varlıklara dile getirdiklerim gibi... Eğer haykırıyorsam karşımdaki insanın sevmediğim yönlerini, benimkinden farklı değil söylediklerim. Öyle bir an gelir ki pes edersiniz...zira haykırmak nafiledir o anda; tek yapılacak şey kalır geriye: dinlemek geleni... boşuna değildir... sizi içine alırcasına sunar tüm büyüleyici benliğini... 

Soğuklardan önce son bir sıcaklık ısıtıyor bedenleri adeta... Sokaklarda üşümenin keyfini sürmeden önceki son demler... Yağmurun, yerini kendini ruhlara özleten masmavi gökyüzüne bırakması, teslim ediyor adeta savunmasız olan bizi doğaya... Tanıklık etmk bu oluşa, ve gözlemlemek her ayrıntıyı... Kısa bir yürüyüş, "ben"i farketmeye kafi... Anlatılanların, etiketlerin son buluşu ve sadece orada var olup doğada bulunanı kabul etme an'ı... 

Yakıştırmalar azalıyor sanki... Cismin ardındaki tapılası varlık kendisini göstermeye başlıyor... Hayatımızın her alanında görülen çelişkilerin doruk noktasındayız... Birer birer çözülmeyi bekliyorlar...Çoğumuzun yaşamında bir dinginlik... Sessizlik ve hareketsizlik hali... Sonbaharın gelişini müjdeliyor sanki... Zamanın bir şeylere gebe olduğunu hissetmemek mümkün olmayan bir hale geliyor.

Anlatmak ne kadar da güç... Yaşamak ise bir o kadar kolay konuşmanın yanında. Susayan bir gülün, göklerden inen rahmetle susuzluğunu gidermesi gibi bir şey bu! Ne muhteşemliktir! Sanki bu sevgi yoğunluğundan bir anda  yok oluverecekmişim gibi... Kelimelerin, yaşamın, maddenin ötesinde bir duygu...anlatılması güç...zira ben bilmiyorum burada böylesine büyüleyici bir kelime! Kadim zamanlardan fısıltılar kulağımda yankılanıyor... Ezgiler, bitmek bilmeyen... Sesleniyor derinlerden, huzur verici bir melodi... "Ben"i çağırıyor... Artık dönüş zamanı diyor... Süreç başladı çok önce... Gözler açılıyor yeni bilince... Yürekler... O kutsal ormandaki toplanışlar canlanıyor belleklerde... Birleşiyor benlikler... Sarsıcı bir enerjiyle, açığa çıkan; birer birer yerine getiriliyor dilenmiş olanlar... Ruhların birleşmesi son bulurken, sıra bedenlere geliyor...beklenenden de yakın...çok daha yakın... Umut köprülerini bağlıyoruz adeta ruhlarımızın arasına, öyle ki koparamayacak her ne gelirse... Eski bizden alacaklarımızı aldık, şimdi onları bırakıp an'ı yaratmakta sıra! Yapıyor olduğumuz gibi...


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Didem Çivici, 1985 İstanbul doğumlu. 10-12 yaşlarından beri Spiritoloji ve Şifa çalışmalarıyla ilgileniyor. 2 yıldır Yoga, Doğa sporları ve latin dansları yapıyor. Ayrıca çevirmenlik te yapıyor. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Marmara’nın Altı Çatırdıyor!


Olasılıklar Fiziği Kuantum


Zaman Omurgası


Şiddeti Önce Çocuklar Sonra Gençler Önleyecek


Denizler Sizi Çağırıyor!


Küresel Isınma Alaska'nın Göllerini Kurutuyor


Ve Ortadoğu’da Güneş Bir Kez Daha Battı...


Okullarda Satranç Dersi


Füzyon Deneyi Başarıldı


Manyetik Alanın Sağlığa Etkileri


Dünya'nın Salınımları, Yokoluşu Tetikliyor


Kanseri Yok Eden Virüs


Her Derde Deva İsveç İksiri


Rembrandt Desen Sergisi Pera Müzesi'nde


An'da Öz'e Dair Sohbetler: Şiva


Astroloji: Hazırlık


Nezle ve Grip İçin Doğal Reçete: Yoga

 

KÖŞE YAZARLARI

Özgür Teker

Bekliyorum Gelmiyorsun  


Uzay Gökerman

Anlayış


Mahmut Şaylıkay

Küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni


Melda Güngül

Tarihi Yeniden Yazma Dairesi


Uzay Gökerman

Kabul Edilebir “Risk”


Funda Umut Pakkal

Olanıksızlıklar Alanında Uzmanlaşmak


S.Kuzey Yıldız

Nemos Kek Renginde Acı Bir Deneyim


Fırat Erdoğan

Renklerin Gölgesinde 


Rüya Yüksel

Sınırlar, İçinde Sonsuz Özgürlüğü Barındırır


Didem Çivici

İlişkideki Ben


Özge Esirgen

Biraz daha Doğu(m)


Can Duman

Sonbahar Melankolisi, Öz Derdinle Düçar mısın?  


Didem Çivici

Sonbahar


Burçin İvren 

Holistik Evren Tasarımı


Burçin İvren 

Konuşurcasına


Burçin İvren 

Sosyal Zeka Mı, Ya Da Bir Oyun Mu?

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  18 Agustos 2008 TSİ 01:00