|
Yazar:
Didem Çivici
Sonbahar’ı Karşılarken
Hayatı boyunca ayakkabılarını çıkarıp da çime basmayan
insanlar gördüm.
Yağmurla gelen kokuyu duymayanlar;
Toprağa dokunmayanlar...
Kuşların Akasya ağacının tohumlarını yerken çıkardıkları o
sesi işitmeyen insanlar.
***
Sonbaharı özlemeyen insanlar gördüm.
Yağmurda sevişmeyen,
Tanrı'nın yağmurda olduğunu bilmeyen insanlar...
Kışın Karaköy vapurunun kıçında kahvesini yudumlamayanlar.
İstanbul'u yaşamayan insanlar gördüm.
***
Kapkara bulutların getirdikleriyle mutlu olmayan insanlar
gördüm.
Hatta hiç mutluluğu tatmamış olanları.
Acıya sımsıkı tutunup, 'Bırakma beni!" diye bağıranlar...
İnsanlar gördüm...
***
Hep kendini arayan insanlar gördüm.
İçindekileri bir kenara bırakıp 'başkaları'nda arayanlar
kendilerini;
Ve 'Beni bana götür,' diyenleri işitti kulaklarım,
Kendini bilmeyen insanlar gördüm.
Yabancı
her şey... Hiç görmemişim gibi çevremdekileri...
Yalanlarla kor olan bir
ruh takınmışsa bir beden, nedir onu böylesine tutuşturan?
Yalan, gerçeklerini
gerçek kılan değil midir? Gözlerden içlere akılan o anlarda bedeni de
kendisiyle yakan alevlerle sarılmamış mıdır ki?
"Gökyüzünde ne çok yıldız var...
İçimizde ne çok hırsız var..."
Kendimizin hırsızları
içimizdeki yıldızlara benzemiş, geceyi bize getirenler olmuş masumane
yalanlarla.
Dönmek, dönmek, dönmek...
İçimize... "İÇ"... nasıl bir kelime bu? İçleşmiş bir ruhun kırıntılarıyla
oyalanan bir çocuk gibi... İşlenmiş içimize...
Çocukken topraktan
kaleler yapardım, kumdan değil. Topraktan çıkan canlılarla oyun kurar,
dünyalarına girerdim aşinalıkla. Örümceklerle konuşur, ağustos böcekleriyle
şarkılar söylerdim yaz akşamlarında. Belki de ondandır ki hep yanımdalar.
Gözlerimi güneşe
dikerdim, bakardım uzun uzun. Büyükler, 'Bakma, kör olursun,' dedikçe saklı
gizli dalardım o büyülü ışınlarına. Belki de o nedenledir ki güneş yakmaz
bedenimi, gözlerimi.
Taşlarla oynar,
kayalıklarda çıplak ayaklarla koştururdum. Ayaklarımı acıtmazlardı, aksine
sanki pamuklar içerisinde yürüyormuş hissi yaratırlardı. Belki de o
nedenledir ki, taşlarsız yaşayamam.
Sonra büyüdüm.
Büyüdü
bedenim, büyüdü içim; lakin değişmedi hiç bir şey. Aksine yaşamım daha da iç
içeydi her biriyle. O nedenledir ki şehirlere karışmam; dolaşmam kalabalık
caddelerinde fazla.
Büyüdükçe kayıplarım
artmaya başladı, bunu farkettim. Önce dedem, sonra kuzenim. Ardından neye
sahipsek madde olarak, hepsi yitip gittiler. Önce acı verdi; zira onlarla
birlikte annem ve babamın mutlulukları da gitmişti, ve benimki de. Sonra...
Büyüdüm.
Ve bir gün bir kitap
okuyacaktım içimdekini tekrardan hatırlatacak olan bana:
"Kaybedecek bir şeyim kalmadığında, her şeye sahiptim.
Kendim olmayı bıraktığımda, beni buldum."
Bulutlar güneşin batışını
seyrediyor göğün en önünden...
Kırlangıçları duyuyorum;
hüzün...
Sonbaharı Şile'de
kutluyorum bu sene, yağmurun getirdikleriyle hür...
Balmumuyla kaplanan bir
bedeni anımsıyor sonra. Nasıldır?.. Nerededir şimdi bu sonbahar akşamında.
Bense İstiklal'i özledim; lakin içim almıyor artık o yolu, şehri; neden
bilinmez.
Biraz önce sonbaharın ilk
kahvesini yudumladım; üşüyerek hem de. Eylül geldi; hüzün...
Suyun kenarındaki sazları
seyrettim sabah. Rüzgarda savrulurken özgürce, güneşin ışıklarıyla
parıldamaktaydılar; gözlerim kamaştı.
Toprağa dokundum sonra;
nemli. Ben denizi özlemişim... Balıkçı teknelerini...
Sahil başlar sonra:
"Sahil... Sakin ve sessiz...
Henüz batan güneşin özlemi...
Ve bu yalnızlık çekilmez gibi."
Güneş, önümdeki
tepelerden battı az önce; hüzün...
Özlemişim tenime değen
yağmur damlalarını, Mavi Kanat'ın getirdiği. Ve özlemişim kışın özlettiği
soğuğu; sahlep kokusunu, Moda'yı, şöminede yanan odunun kokusunu...
Hoş geldin Sonbahar...
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Didem Çivici,
1985 yılında İstanbul'da doğdu. Maltepe Üniversitesi İngilizce
Öğretmenliği 2. sınıf öğrencisi. Yoga yapıyor, kitap yazıyor,
araştırıyor, dans ediyor ve seyahat etmekten hoşlanıyor. Yeni
deneyimler ve sonsuz bir bakış açısının yaşamı değerli kıldığına
inanıyor. Detaylı Bilgi
|