|
.jpg)
Haber: Didem Çivici
Kültür Sanat Haberleri, İstanbul
İstiklal'in
Sanat Dolu Sokakları
Yaşamımı bütünleştiren dostlarımın
birliği ile sevgimizi paylaştığımız bir "erken yaz" akşamı eşlik etti bize
Haziran'ın ilk günlerinde. Galatasaray Lisesi'nin tarih kokulu bahçesinde
Pinhani'nin "İstanbul"u, Bülent Ortaçgil'in "Değirmenleri" ile gecemize
başladık 'bi mukabele'. Sevgililerimin omuzlarında izlerken cihanı,
sevgimizin saflığı ve güzelliğine şahit oldu yüreğim. 'Öte'lerden
taşıdığımız bedenlerimiz, gecemize sevinç katmıştı sevgiyle. Sabaha
ilerlerken İstiklal, bize yol gösterdi Galata Kulesi'ne doğru.
Taş
hanın göğe açılan kapıları, Taksim Sokak Festivali'nin devamını getirir
nitelikte kucakladı her ruhu. Sevgililerimle birlikte seviştik huşu içinde,
içimize ulaşan her bir tını ile. Kucaklaşan bedenlerin ışıklarına sahne oldu
İstiklal o gece. Zamanın anlamını yitirdiği, ritmin dansa büründüğü, ve
kapıların gök ile toprağı bir araya getirdiği anlara tanık oldum. Fransız
dörtlüsünün çılgın ve yaşam dolu müziğiyle kendimi buldum kaybedercesine.
Öyle ki, varlığınızı unuttururcasına astral seyahatte eşlik ediyorlardı
bizlere o gece. Galata sustu, biz delirdik; İstiklal yaşamı sundu her
köşesinde. Gece uzun, dans gerek ruhlara bedenlere! Semalarda semazenler
misali raks etti vücutlar yaşamın şehvetiyle; ve var edilen bedenler yağmuru
bekledi şaraplarını yudumlarlarken. Gece uzundu, bekliyorduk güne teslim
eden alacakaranlık vaktini huşu içerisinde. Gece uzundu, İstiklal bekliyordu
bizi...
Sabahı
yağmurla karşılarken, gece boyunca sabreden damlaları özümsedi bedenlerimiz
İstiklal'de Tünel'e doğru attığımız her bir adımımızda. Gecenin huzurunu
"beyaz örtü"süyle sardı yağmur bulutları. İstanbul yağmuru; gri ve güzel;
sen ve ben gibi. Ve beni Karaköy'den Kadıköy'e taşıyan vapur, İstanbul'un o
mucizevi şehvetli kadınını sundu gözlerimin önüne... Ne güzelsin sen.
Viyolarım tellerinden akan parmakların
sihirli dokunuşlarıyla ürperir içim şimdi. Yağmurun sonrasında İstanbul'un
bize bıraktıklarıyla aydınlanır topraklarımın her bir parçası. Düşlerimin
gerçekleşmesi ile adım attığım düşlerimin, yaşamıma getirdiği güzellikleri
tadar ruhum. Yağmurun bedenimi ıslatması gibi tertemiz gecelerde kavruluş
ruhum, ateşin sunduğu bilgelikle; ve ritmin dansa sunduklarıyla titrer
vücudum, göklere iletirken sunağını toprağındaki.
Yakınlardan fısıldanan sevgi sözcükleri
gibi gelenler var yağmurla.
Göklerin ilahi sesleri çalınır kulaklara her gün, sevgimizin ışığıyla.
Sen sevgilim... Gelişin, gelmişliğini
yansıtır ruhuma her an; hep var olmuş olduğunu.
Sevgim sanadır; geceye akan akşamla.
Sevgimizle...
...
Bir
hafta sonra yine İstiklal sokaklarında sürtüyor bedenim. Öyle bir büyü ki bu
dünyayı bana taşıyan; öylesine sihirli bir nehir ki bu caddenin bana
taşıdıkları.
Dostlarla sokaklardayız, Sugar'da
soluklanıyor dedikodu(!) yapıyor, oradan da Nevizade'de teraslanıyoruz
akşamın ilk karanlığı ile. İstanbul İstanbul! Sen ne başkasın hayatımda!
Gecemi gece, günümü gün eden kokun değil mi; gecenin ışığı değil mi yaşamımı
yaşanır kılan?.. Yol nereye uzar? İstanbul bitmez dost! Haydi Büyük Çekmece
sahilinde bir çay içelim, karışalım birbirimize...
Günler bitmez, yine yol düşer Beyoğlu'na.
Galata'ya doğru yol alıyoruz; lakin gidemeden yollar çekiyor bizi,
kalakalıyoruz olduğumuz yerde. Sokaklar her daim festival havasında. Yaz
geldi ya, cümbüş eksik olmaz artık. Cadde boyunca zaman tüneli içerisinde
seyahat ediyormuşçasına atarsınız her adımınızı. Dayanamaz her bir durakta
saatler geçirir, anlamazsınız zamanın akmakta olduğunu; zira zaman yok olur,
yerini "an"a bırakır.
İş
Sanat'ın önündeyiz, elimizde kahve ve sigara, bir de çikolata kaplı lokum.
Tanrım bu nasıl hayattır! Daha ne ister ki insan! Karşımda bir grup özünden
kopanlarla bizlere sunarken hülyalara dalıyor transa geçiyorum. Bedenim yok
ki! Uçmakta bu toprak beden! Santur'dan çıkan tınılarla "Dostum dostum"
sesleri rüzgara karışıyor Haziran gecesinde. Raks eder elinde kahve, bir
yandan da fotoğraflarla saklar sokağının canlılığını. Öylesine düşler ki
burada raks eden, öylesine derinlerden...
Bir hamle ile ayaklanır yola devam deriz
aniden. İstiklal bu, ne diyeceği belli olmaz. Kah savurur Tünel'ine, kah
Taksim'den fısıldar sözlerini bir hışımla. Biz de Taksim'e doğru yol alır,
önümüze sunulanları kabule başlarız. Bir sonraki durağımız Beyoğlu Sanat
Galerisi. Kil çalışmalarıyla
yoğrulmak
üzere giriyorum kapıdan içeri. Her yer renk renk karşılıyor beni.
Çocukken burnumdan eksik olmayan kil
kokusu sarıyor her yerimi, gülümsüyorum.
İlk dikkatimi çeken çalışma, salonun
ortasında duran koltuk takımı. Üzeri olduğu gibi kille tamamlanmış, desenler
spiraller eşliğinde bürümüş eserlerin her yerini. Soldaki duvarda ise
maskeler; hepsi bambaşka esanslarda parfüm kokuları içermekteler adeta. Her
birini dikkatlice incelerken yanıma Cevdet Bey yaklaşıyor, sohbete
dalıyoruz. Kendisi projeden sorumlu, maskelere olan ilgim dikkatini çekmiş
olacak ki
sohbete
maskelerden başlıyor sanata doğru ilerliyoruz. Tatlı bir konuşmanın ardından
ben devam ediyorum salonu turlamaya.
Devamında beni tablolar karşılıyor, kil
ve boya kombinasyonları harika bir etki yaratmışlar, baharı temsilen içime
doluyorlar. Ve tam karşımda duran Çingene Kız'ın tablosu, Zeugma'dan
fırlamışçasına bana bakıyor. Aşina olduğum bu hatunun gözlerine bakıyorum,
derinlerine dalarak bir süre. Sonra ayrılıyoruz ve yola devam diyoruz dost
ile birlikte. Ve bir kaç adım geçmiyor ki başka bir müzisyen grubu ile
karşılaşmayalım. Müziğe devam diyoruz ve çöküyoruz İstiklal'in
taşları
üzerine. Bir bakmışsınız ki başka bir dost seslenir size, birleşme yakın
deriz ya, öylesi işte. Sohbet devam eder, kucaklaşmalarla bütünleşir gecenin
büyülü enerjisi.
Saat en son baktığımızda 8 idi, şimdi ise
12'yi geçmekte; ne vakit oldu bu kadar, bilinmez. Haydi dost, yolcu gerek
yolunda der, lakin devam edemez kalırız sokaklarında İstiklal'in. Pekala,
devam o halde! Gece uzun, hayde bre! Sabahı var gecenin!
Beden özlemle arayıştadır ya ruha
konuşurcasına, işte bizimki de bu misal gece boyu deli tavuk gibi oradan
buraya göçer durur da bilmez nereye gittiğini. Ancak öyle bir haldir ki bu,
sadece o anın tadına varırcasına anlık kararlarla devam eder geceye. Bir
sonraki durak nere? Kim bilir hatun! Kim bilir ben bile bilmez iken! Hayde o
vakit, yollar Beşiktaş'a vurur bizi, günü ağırtmaya. Ahh ah! Beşiktaş'ta
İskele'de çaysız gün mü doğarmış! Günaydın hayat! Güneşe Salutt!!!
Güneş elverdiğince,
Bilinmezliklerim tükettiğince bedenimi,
Bildiklerim bilmediklerimle,
Ve görünmezliklerim görünür kılındıkça;
Ay tutuldukça,
Dünya yeniden sevdikçe,
Yenilendikçe,
Ve "eskidikçe" ;
Kuşlar uçtukça,
Çocuklar sevindikçe,
Gülümsedikçe;
Ve ağladıkça,
İnsanlar seviştikçe,
Ve sevdikçe seviyor seni içim.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Didem Çivici,
1985 İstanbul doğumlu. 10-12 yaşlarından beri Spiritoloji ve
Şifa çalışmalarıyla ilgileniyor. 2 yıldır Yoga, Doğa sporları ve
latin dansları yapıyor. Ayrıca çevirmenlik te yapıyor.
Detaylı Bilgi
|