Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Haber: Didem Çivici

Kültür Sanat Haberleri, İstanbul

İstiklal'in Sanat Dolu Sokakları

Yaşamımı bütünleştiren dostlarımın birliği ile sevgimizi paylaştığımız bir "erken yaz" akşamı eşlik etti bize Haziran'ın ilk günlerinde. Galatasaray Lisesi'nin tarih kokulu bahçesinde Pinhani'nin "İstanbul"u, Bülent Ortaçgil'in "Değirmenleri" ile gecemize başladık 'bi mukabele'. Sevgililerimin omuzlarında izlerken cihanı, sevgimizin saflığı ve güzelliğine şahit oldu yüreğim. 'Öte'lerden taşıdığımız bedenlerimiz, gecemize sevinç katmıştı sevgiyle. Sabaha ilerlerken İstiklal, bize yol gösterdi Galata Kulesi'ne doğru.

Taş hanın göğe açılan kapıları, Taksim Sokak Festivali'nin devamını getirir nitelikte kucakladı her ruhu. Sevgililerimle birlikte seviştik huşu içinde, içimize ulaşan her bir tını ile. Kucaklaşan bedenlerin ışıklarına sahne oldu İstiklal o gece. Zamanın anlamını yitirdiği, ritmin dansa büründüğü, ve kapıların gök ile toprağı bir araya getirdiği anlara tanık oldum. Fransız dörtlüsünün çılgın ve yaşam dolu müziğiyle kendimi buldum kaybedercesine. Öyle ki, varlığınızı unuttururcasına astral seyahatte eşlik ediyorlardı bizlere o gece. Galata sustu, biz delirdik; İstiklal yaşamı sundu her köşesinde. Gece uzun, dans gerek ruhlara bedenlere! Semalarda semazenler misali raks etti vücutlar yaşamın şehvetiyle; ve var edilen bedenler yağmuru bekledi şaraplarını yudumlarlarken. Gece uzundu, bekliyorduk güne teslim eden alacakaranlık vaktini huşu içerisinde. Gece uzundu, İstiklal bekliyordu bizi...

Sabahı yağmurla karşılarken, gece boyunca sabreden damlaları özümsedi bedenlerimiz İstiklal'de Tünel'e doğru attığımız her bir adımımızda. Gecenin huzurunu "beyaz örtü"süyle sardı yağmur bulutları. İstanbul yağmuru; gri ve güzel; sen ve ben gibi. Ve beni Karaköy'den Kadıköy'e taşıyan vapur, İstanbul'un o mucizevi şehvetli kadınını sundu gözlerimin önüne... Ne güzelsin sen.

Viyolarım tellerinden akan parmakların sihirli dokunuşlarıyla ürperir içim şimdi. Yağmurun sonrasında İstanbul'un bize bıraktıklarıyla aydınlanır topraklarımın her bir parçası. Düşlerimin gerçekleşmesi ile adım attığım düşlerimin, yaşamıma getirdiği güzellikleri tadar ruhum. Yağmurun bedenimi ıslatması gibi tertemiz gecelerde kavruluş ruhum, ateşin sunduğu bilgelikle; ve ritmin dansa sunduklarıyla titrer vücudum, göklere iletirken sunağını toprağındaki.

Yakınlardan fısıldanan sevgi sözcükleri gibi gelenler var yağmurla.
Göklerin ilahi sesleri çalınır kulaklara her gün, sevgimizin ışığıyla.

Sen sevgilim... Gelişin, gelmişliğini yansıtır ruhuma her an; hep var olmuş olduğunu.

Sevgim sanadır; geceye akan akşamla.

Sevgimizle...

...

Bir hafta sonra yine İstiklal sokaklarında sürtüyor bedenim. Öyle bir büyü ki bu dünyayı bana taşıyan; öylesine sihirli bir nehir ki bu caddenin bana taşıdıkları.

Dostlarla sokaklardayız, Sugar'da soluklanıyor dedikodu(!) yapıyor, oradan da Nevizade'de teraslanıyoruz akşamın ilk karanlığı ile. İstanbul İstanbul! Sen ne başkasın hayatımda! Gecemi gece, günümü gün eden kokun değil mi; gecenin ışığı değil mi yaşamımı yaşanır kılan?.. Yol nereye uzar? İstanbul bitmez dost! Haydi Büyük Çekmece sahilinde bir çay içelim, karışalım birbirimize...

Günler bitmez, yine yol düşer Beyoğlu'na. Galata'ya doğru yol alıyoruz; lakin gidemeden yollar çekiyor bizi, kalakalıyoruz olduğumuz yerde. Sokaklar her daim festival havasında. Yaz geldi ya, cümbüş eksik olmaz artık. Cadde boyunca zaman tüneli içerisinde seyahat ediyormuşçasına atarsınız her adımınızı. Dayanamaz her bir durakta saatler geçirir, anlamazsınız zamanın akmakta olduğunu; zira zaman yok olur, yerini "an"a bırakır.

İş Sanat'ın önündeyiz, elimizde kahve ve sigara, bir de çikolata kaplı lokum. Tanrım bu nasıl hayattır! Daha ne ister ki insan! Karşımda bir grup özünden kopanlarla bizlere sunarken hülyalara dalıyor transa geçiyorum. Bedenim yok ki! Uçmakta bu toprak beden! Santur'dan çıkan tınılarla "Dostum dostum" sesleri rüzgara karışıyor Haziran gecesinde. Raks eder elinde kahve, bir yandan da fotoğraflarla saklar sokağının canlılığını. Öylesine düşler ki burada raks eden, öylesine derinlerden...

Bir hamle ile ayaklanır yola devam deriz aniden. İstiklal bu, ne diyeceği belli olmaz. Kah savurur Tünel'ine, kah Taksim'den fısıldar sözlerini bir hışımla. Biz de Taksim'e doğru yol alır, önümüze sunulanları kabule başlarız. Bir sonraki durağımız Beyoğlu Sanat Galerisi. Kil çalışmalarıyla yoğrulmak üzere giriyorum kapıdan içeri. Her yer renk renk karşılıyor beni. Çocukken burnumdan eksik olmayan kil kokusu sarıyor her yerimi, gülümsüyorum.

İlk dikkatimi çeken çalışma, salonun ortasında duran koltuk takımı. Üzeri olduğu gibi kille tamamlanmış, desenler spiraller eşliğinde bürümüş eserlerin her yerini. Soldaki duvarda ise maskeler; hepsi bambaşka esanslarda parfüm kokuları içermekteler adeta. Her birini dikkatlice incelerken yanıma Cevdet Bey yaklaşıyor, sohbete dalıyoruz. Kendisi projeden sorumlu, maskelere olan ilgim dikkatini çekmiş olacak ki sohbete maskelerden başlıyor sanata doğru ilerliyoruz. Tatlı bir konuşmanın ardından ben devam ediyorum salonu turlamaya.

Devamında beni tablolar karşılıyor, kil ve boya kombinasyonları harika bir etki yaratmışlar, baharı temsilen içime doluyorlar. Ve tam karşımda duran Çingene Kız'ın tablosu, Zeugma'dan fırlamışçasına bana bakıyor. Aşina olduğum bu hatunun gözlerine bakıyorum, derinlerine dalarak bir süre. Sonra ayrılıyoruz ve yola devam diyoruz dost ile birlikte. Ve bir kaç adım geçmiyor ki başka bir müzisyen grubu ile karşılaşmayalım. Müziğe devam diyoruz ve çöküyoruz İstiklal'in taşları üzerine. Bir bakmışsınız ki başka bir dost seslenir size, birleşme yakın deriz ya, öylesi işte. Sohbet devam eder, kucaklaşmalarla bütünleşir gecenin büyülü enerjisi.

Saat en son baktığımızda 8 idi, şimdi ise 12'yi geçmekte; ne vakit oldu bu kadar, bilinmez. Haydi dost, yolcu gerek yolunda der, lakin devam edemez kalırız sokaklarında İstiklal'in. Pekala, devam o halde! Gece uzun, hayde bre! Sabahı var gecenin!

Beden özlemle arayıştadır ya ruha konuşurcasına, işte bizimki de bu misal gece boyu deli tavuk gibi oradan buraya göçer durur da bilmez nereye gittiğini. Ancak öyle bir haldir ki bu, sadece o anın tadına varırcasına anlık kararlarla devam eder geceye. Bir sonraki durak nere? Kim bilir hatun! Kim bilir ben bile bilmez iken! Hayde o vakit, yollar Beşiktaş'a vurur bizi, günü ağırtmaya. Ahh ah! Beşiktaş'ta İskele'de çaysız gün mü doğarmış! Günaydın hayat! Güneşe Salutt!!! 

Güneş elverdiğince,
Bilinmezliklerim tükettiğince bedenimi,
Bildiklerim bilmediklerimle,
Ve görünmezliklerim görünür kılındıkça;
Ay tutuldukça,
Dünya yeniden sevdikçe,
Yenilendikçe,
Ve "eskidikçe" ;
Kuşlar uçtukça,
Çocuklar sevindikçe,
Gülümsedikçe;
Ve ağladıkça,
İnsanlar seviştikçe,
Ve sevdikçe seviyor seni içim.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Didem Çivici, 1985 İstanbul doğumlu. 10-12 yaşlarından beri Spiritoloji ve Şifa çalışmalarıyla ilgileniyor. 2 yıldır Yoga, Doğa sporları ve latin dansları yapıyor. Ayrıca çevirmenlik te yapıyor. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Mars'taki İnsan Yüzü


Hangi Partiye Oy Vereceğim?


22 Temmuz Seçim Tahminleri


Karamela Sepeti


Politika Pazarı


Ölüdoğan Bir Demokrasi Denemesi


Zamanya


Aşırı Sıcaklarda Kalp Krizi Riski


Sıcak Havalara Dikkat!


Ölümün Ardından


Ağrı Dağı Neden Bu Kadar Çekici?


Akupunkturun Bilinmeyenleri


İstiklal’in Sanat Dolu Sokakları


Dilimiz, En Büyük Zenginliğimiz!


Costa Brava


Sağlığınız Tehlikede Olabilir!


Ölümsüz Ölümler


Küresel Isınmanın Kanıtları


Yurtdışındaki Okullarda Artan Şiddet 

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

 

Burcu Akar

Gerçek Kimliğimiz "Tanrısallık"


Zuhal Keresteci

Geleceğime Dikilen Umutlar


Hale Karaarslan

Coşkuda olmak 


Rüya Yüksel Ersavcı 

Cehenneme Giden Yol İyilik Taşlarıyla Döşelidir


Buse Doğan

Karanfil Kokusu Kalır 


Didem Çivici

Cennetimin Kapıları


Dr. Levent Atlaş

Yıldızlar Yalnız Gezer


Volkan Burnaz

Just Help Me Save Padmé’s Life


Didem Çivici

Let it Be 


Didem Çivici

Ruhun Yolculuğu-2

 

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11