Sayı 58 | Temmuz 2010                Anasayfa  |  Kurumsal Reklam Arşiv |  Gündem |  Röportajlar |  İndigo Dünya |  İnsan |  Sağlık  |  Kültür Sanat  | Çocuk  |  Eğitim  |  Çevre |  Bilim



 Paylaş


BAĞLANTILARIMIZ

Sinema Life

Nasıl Daha İyi Yaparım?

Mor İnovasyon

Mustep

Sonsuz Us

Satranç Dünyası

Sessiz Bilgi

 

 

Haber: Didem Çivici

Çevre Haberleri, İstanbul

Anadolu'da Kuraklık Alarmı

Şubat ayı boyunca küresel ısınmanın ve yayınlanan raporların gündeme getirdiği başlıca konu su oldu.

Su kaynaklarının ısınma ile doğrudan ilişkili olmasının ve yürürlüğe girmesi zorunlu olan, ancak hiçbir şekilde umursanmayan önlemlerin lanse edilmesi de yetkilileri biraz olsun düşünmeye sevk edememiş anlaşılan. 

Geçtiğimiz ay süresince ilgililer, su kaynaklarının yok olma tehlikesinin ciddi anlamda göz önünde bulundurulması konusunda çağrılarda bulundular. Peki, "su sıkıntısı" ve iklim değişikliği temaları ne gibi sonuçlar sundu bir ay içerisinde?

Tüm gezegeni baştan sona etkilemeye başlayan ve sonuçlarının birebir görülmeye başlandığı küresel ısınmanın yol açtığı kuraklık, elbette ki "yeni dönem" meselelerinden değil. Pek çok kez gündeme oturan su kaybı problemi ve Anadolu'nun kuraklaşması, artık bilim adamları tarafından tekrardan ve daha güçlü ve dikkat çekici bir şekilde sunulan "iklimsel değişiklik" adı altında çok daha feci olarak dünya insanlarına ilan edilmiş durumda.  

TEMA Vakfı'nın uyarılarda bulunması ve yayınladığı raporda Türkiye'nin Afrika'ya dönüşüyor olması yolundaki beyanat, ne kadar ilgi çekicidir bilinmez; lakin üzerinden geçmekte fayda var: 

Anadolu kuruyor!

Kurak ve nemli arazilerin sınıflandırıldığı ve çölleşme açısından değerlendirildiği tabloya göre en sıkıntılı coğrafya Konya Ovası ve Iğdır yöresi. Bu bölgeler "yarı kurak" ve "çölleşmeye açık" olarak nitelendiriliyor. 1990'ların başına kadar soğuma eğilimi gösteren Türkiye'nin ortalama hava sıcaklıklarında, sonbahar hariç, özellikle kış ve ilkbahar olmak üzere ısınma eğilimi başladı.

Eğer küresel ısınmaya yol açan CO2 salınımına karşı önlem alınmazsa, 2080'de Türkiye'nin hava sıcaklığında 3-6 derecelik artış, yıllık ortalama yağışında gün başına 0-1 mm'lik azalma; akarsuların yıllık akımında %20-50 düşüş; tarımsal üretimde de %0-2.5 azalma görülecek. Nemli koşullardan yarı nemli-yarı kurak ve kurak iklim koşullarına yönelik değişimin ise özellikle Ege Bölgesi'nde görülmesi muhtemel olarak kabul ediliyor. 

Bu raporun sonucunda ortaya çıkan tablo, elbette ki baştan aşağı felaket senaryolarını andıracak şekilde. Meydana gelebilecek en küçük bir değişimin bile evrim sürecinde büyük etkilere sebep olduğunu unutmamak gerekiyor. Kuzey Yarımküre'deki kar örtüsü ve deniz buzulu yayılışının da azalacağının vurgulandığı TEMA raporunda, bu erimelerin ve değişimin önümüzdeki yüzyıl süresince devam edeceği söyleniyor. Karalar üzerindeki en yüksek sıcaklık artışının ise Kuzey Amerika'nın kuzeyi ve Orta Asya'nın kuzeyinde yaşanacağı belirtildi. Atmosfere bırakılan 3.2 milyar ton karbonun doğuracağı sonucunun da bundan farklı olması beklenemezdi. Raporda, tüm gezegenle ilgili genel veriler ise şöyleydi: 

  • 20. yüzyılda hava sızcaklıklarında gözlenen artış, son 10 asrın herhangi bir döneminde yaşanan artıştan çok daha fazla.

  • İnsanoğlu, atmosferin bileşimini değiştirmeyi 21. yüzyıl boyunca sürdürecek.

  • 1990-2100 yılları arasında küresel ortalama yüzey sıcaklığında 1.4 ile 5.8 derece arasında artış yaşanacak.

  • Kuzey Yarımküre'deki kar örtüsü ve deniz buzulu yayılışı daha da azalacak. Buzulların ve buzul şapkalarının geniş ölçekli geri çekilmesi, 21. yüzyılda da sürecek.

  • Grönland buz kalkanı kütle kaybedecek. Grönland üzerindeki yerel ısınma, küresel ısınmanın 1-3 katı büyüklükte olabilecek.

  • El-Nino benzeri koşullar da gelecekte tropikal kuşakların birçok bölümünde taşkınların ve kuraklığın etkisini artıracak. 

Doğa Derneği Genel Müdürü Güven Erken, doğanın buna hazır olmadığını ve bu kadar salınıma doğanın nasıl tepki vereceğinin bilinmediğini söyledi. Eken, ayrıca karbondioksidi yutan ormanların ve sulak arazileri hızla tüketildiğini belirtti. 

Londra Üniversitesi'nin araştırmalarına göre ise kuraklık, Türkiye'nin batısında "az", İç Anadolu'da ise "orta" düzeyde yaşanacak. 2007 yazında beklenen durum ise batı ve İstanbul'un da içinde bulunduğu kuzeybatıda kuraklığın "had safha"ya ulaşacağı. Lakin tüm bu bilimsel veriler karşısında Tarım ve Köy İşleri Bakanımız Mehmet Mehdi Eker'in "Böyle bir sorun yok." diye beyanda bulunması ve tehlikenin bulunmadığı yönündeki ısrarları gerçekten de ilgi çekici (!)

Londra Üniversitesi'nin araştırmalarına yorum yapan Jeoloji Mühendisleri Odası Konya Şube Başkanı Yrd.Doç.Dr.Tahir Nalbantçılar, bu veriler doğrultusunda üç yıl içerisinde "had safha"ya ulaşacak olan kuraklığın, 2007 baharının orta seviyedeki kuraklık alarmıyla devam edeceği yönünde açıklamada bulundu. 

Peki kuraklık aşamaları neye göre seviyelendiriliyor?

Az Kuraklık: Kuraklığa gidiş var. Bitkilerde kısa süreli kuruma ve büyüme yavaşlaması, çok yavaş su açığa verilmesi.

Orta Derecede Kuraklık: Nehirler, göller veya kuyularda düşük derecede bazı su eksikliklerinin gelişmesi, gönüllü olarak su kullanımında kıstıtlama yapılması, talep edilmesi.

Şiddetli Kuraklık: Yeşillikler ve bitkilerde kayıpların başlaması, su kıtlığının başlaması.

Olağanüstü Kuraklık: Bitkilerde büyük kayıpların olaması. Olağanüstü yangın riski. Göl, nehir ve derelerde su kıtlığı. 

Tüm bunların sonucunda, önümüzdeki kısa dönem içerisinde beklenen, bu yıl buğday veriminde açık yaşanacağı. Ayrıca mısır, ayçiçeği ve pamuğun da üretiminde düşüş yaşanacağı beklenmekte. Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cemal Taluğ'un hazırladığı rapora göre, 2050 yılında ülkemizde buğday ve arpada %8; pamukta %10 üretim düşüşü meydana gelecek, ki bu sonuçlar, her gün gündeme gelen "yeni" bilgiler ışığında oldukça iyimser görünüyor. 

AKP Hükümeti üyelerinden üç bakanın oluşturduğu eylem planı çerçevesinde yapılan açıklamalar ise, beyanatın bilimsellikten ne kadar uzak olduğunu gözler önünde serdi. Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin, "Ama şu anda kuraklıktan bahsetmek doğru değil. Nisan-Mayıs yağışlarını beklemek gerekiyor" şeklinde cümle kurması, bu kişilerin şu anda gezegenin içerisinde bulunduğu vahim durumdan bi-haber oldukları konusunda toplumu oldukça bilgilendirdi (!). Mehdi Eker ile birlikte Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler ise sorunların "var olmadıklarını" iddia ederek topu yurttaşa atmış görünüyorlar. (Cumhuriyet)

Bu beyanatların hepsi, Ege Üniversitesi Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof.Dr.Ümit Erdem'i şaşkınlığa uğrattı. Erdem, kuraklığın, yağışla bütünleştirilmesinin yanlış olduğunu ve ülkemizdeki akarsuların kullanılamaz hale getirildiğini de belirtti. İnsanların bilinçlendirilmemesi sonucunda 2020'li yıllarda büyük sorunlarla karşılaşma riskinin çok yüksek olduğunu vurgulayan Erdem, önlemler alınmalı uyarısında bulundu. 

Greenpeace Akdeniz Enerji ve İklim Kampanyası Sorumlusu Hilal Atıcı ise, "Bu işin en büyük sorumlusu devlettir." açıklamasında bulundu. Çözüm önerisi olarak karbondioksit salınımının düşürülmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Doğa ve Çevre Derneği Başkanı Nevzat Ceylan da üç bakanın toplantı sonucunun "sıfır" olduğunu dile getirdi. Ceylan, Güler'in sulak alanları kuruttuğunu, Pepe'nin göz yumduğunu ve Eker'in de seyirci kaldığını sözlerinde ekledi. 

Sıralananların sonucunda su gereksiniminin karşılanmaması ile birlikte açığa çıkacak ve yaşamlarımızı kökten etkileyecek olan bir başka konu ise elektrik üretiminin azalacağı. Ülkenin elektrik ihtiyacının yaklaşık %30'unun Hidroelektrik Santrallerden (HES) karşılanması, su kaybı durumunda önemli ölçüde etkilenecek. Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye) Su Programı Müdürü Buket Bahar Dıvrak, akarsuların debisinin küresel ısınmanın etkisiyle büyük oranda düştüğünü belirtti. Bu durumun sonuçlarının ise elektrik sıkıntısı olarak bizlere geri dönmeye başlayacağını vurguladı. 

Deniz seviyesinin yükselmesi

Birbiriyle zıt bir şekilde etkileşimde olarak yaşam alanlarımızı daraltan küresel ısınma maddelerinden biri olan deniz seviyesinin yükselmesi ise endişe getiren bir başka unsur. İtalyan çevre uzmanlar, Akdeniz'in son 3000 yılın en sıcak dönemini yaşadığını, ve bunun sonucunda da en yüksek seviyede seyrettiğini açıkladılar. Konferansta konuşan uzmanlar, Akdeniz'deki su ısısının 27 dereceye çıktığını, ve bu sıcaklığın tehlike sınırı olduğunu açıkladı.

Çözüm Planı: Kyoto Protokolü

İçerisinde bulunduğumuz olasılıklar ve her türlü risk ortaya serilmiş durumda. Bu noktada "çözüm" olarak nitelendirilen protokollerin başında gelen "Kyoto", kurtarıcımız olarak görülen yegane kaçış planlarından. Kurtarabilirliği bu zamandan sonra elbette ki tartışılır; lakin "elden gelenin" yapılması konusunda öne sürebileceğimiz tek çözüm planımız diye gündeme getirilmiş olan bu protokole karşı devlet adamlarımızın tutumları da bir o kadar traji-komik. 

Şubat'ın son günlerinde TBMM'ye taşınan, ve CHP ve AKP milletvekillerince önergeler şeklinde tartışmaya sunulan küresel ısınma ve iklim değişikliği için komisyon kurulmasına karar verildi. Lakin her zamanki gibi, Osman Pepe'nin açıklamaları ilgi çekiciydi. Pepe, uzmanların açıklamalarına, çok bilinçli ve bilgi dolu bir şekilde (!) karşı gelerek; "Bu sorumluluklar, Türkiye'nin bugün altından kalkabileceği durumlar değildir." dedi. Bu durumda Pepe, bizlere söylenecek söz bırakmıyor. "Dünyamızın sonu" senaryolarının gündeme getirildiği şu dönemde, politika meselelerinin ve şahsi çıkarların tüm insanlığı yadsıyacak şekilde öne çıkarılması gerçekten de üzücü. 


Kaynaklar:

Cumhuriyet Gazetesi

TEMA / Çevre Kütüphanesi / Küresel Isınma

http://www.global-cool.com

http://www.drought.mssl.ucl.ac.uk


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Didem Çivici, 1985 İstanbul doğumlu. 10-12 yaşlarından beri Spiritoloji ve Şifa çalışmalarıyla ilgileniyor. 2 yıldır Yoga, Doğa sporları ve latin dansları yapıyor. Ayrıca çevirmenlik te yapıyor. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Küresel Isınma Oyunu


Enerji Sorunu Perspektifinden


Özgürlük Yalnızca Bir Sözcük Olunca


Sevgili Kardeşim Hrant


Yeni Nesil Gençlerin İçsel Sorunları


Dünyanın Kalbine Vize


Pedofili Vakaları Hakkında Detaylı Bir Çalışma


Kök Hücre Araştırmalarında Yeni Gelişmeler


Sağlık Bakanlığı Kuş Gribi Önlemlerini Arttırdı


Çekim Yasası


İnternet 1 Numara!


AB Proje Uygulama Merkezleri


Mikro Krediden Makro Krediye


Haydi Kızlar "Hangi" Okula?


Silvan'da Kadına Sosyal Gelişim Kursu


Bilgiye Açılan Yol


Vejetaryenlik (2.Bölüm)


Benzetmeler

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Özge Gündem

Türkiye'de Opera Kültürü


M.Cem Batu

Sevgiliye Mektuplar-1


Didem Çivici

Gümüş Gözyaşları


Rüya Yüksel

Bir Yıl Daha Bitti


Didem Çivici

Onca Yoksulluk Varken


Asu Sanem Kaya

Meleklerin Sözü Var


Fırat Erdoğan

Yazmaya Dair 


Levent Altaş

Kozmik Ritim


Asu Sanem Kaya

Denemeler


Burcu Özgeçen

Korku Yolu Sevgi Yolu 

 


AnasayfaKurumsal | Reklam | Connect | Blog | Arşiv | Arama | İstatistikler | Bağlantılar | Röportajlar | Galeriler | Videolar

Gündem | Dünya | İnsan | Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim | Astroloji | İndigo | İndigonun Sesi

2005-2010 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi’nden kopyaladığınız her yazı için mutlaka yazı linki kaynak olarak gösterilmelidir.

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Künye | İçerik Politikası | Reklam | Telif ve Kopyalama Hakkı | Abonelik