Sayı 58 | Temmuz 2010                Anasayfa  |  Kurumsal Reklam Arşiv |  Gündem |  Röportajlar |  İndigo Dünya |  İnsan |  Sağlık  |  Kültür Sanat  | Çocuk  |  Eğitim  |  Çevre |  Bilim



 Paylaş


BAĞLANTILARIMIZ

Sinema Life

Nasıl Daha İyi Yaparım?

Mor İnovasyon

Mustep

Sonsuz Us

Satranç Dünyası

Sessiz Bilgi

 

 

Yazar: Didem Çivici

Gümüş Gözyaşları

Şehri terkeden sadece aşk mı? Yoksa benden bilinen kristaller mi beni bana getiren bu şehirdeki aşkta...

Kayboluşla birlikte keşfettiğim gömülü bir hazine misali tutunduğum benime, sanki bir daha hiç yitirmeyecekmişim gibi, özlemimle sarılıyorum...

Gözlerimden inen yaşlar gümüş parıltılara dönüşüyorlar ay ışığında... Dökülen gümüşlerimi biriktiriyorum teker teker bu hüzün dolu gecemde... Hüznüm, mutluluğum; sevincim, sevgim... Sevgim, yaşamım; yaşamım ben... Işığıma seslenirken karanlık gecede, ruhumu titreten bir eda ile bedenime yaklaşan "ben"in sıcaklığını hissediyor ruhum şimdi... Kaybettiğimi sandığım gümüş damlalarımı toplamış, getiriyor bana tüm sevgisiyle... "Kelimelerimin dökülmesine dahi izin vermeden dudaklarıma kondurduğu öpücükle", varoluşuma teslim oluyorum... O, ben... Ben, O...

Teslimiyetimden gelen bir boşluk... Boşlukta ben... Affedişlerim hırçınca haykırıyor içimde... "Ben"den yükselen sesleri işitiyor kulaklarım... Beni affediyorum... Kendim olanı... Her ben, beni affettiriyor an be an... Sevgim... Seviyorum... Kabulüm... Kabul ediyorum... Bana atfedilen atıflarımı yüreğime sunuyorum şu an... Işık dolu bir yürek... Her ben... ben...

Vapurumla gidiyorum, İstanbul'un gecesine doğru... Giden vapur mu, yoksa İstanbul mu, bilemiyorum. Ben mi duruyorum, yoksa vapur mu? Bende olan ne durağan ki İstanbul yerinde dursun diye sesleniyor martılar... Vapurumun sarı ışıkları, kendimden bir şeyler hatırlatıyor bana... Üşüdüğümde beni saran rüzgarı, bedenlenmiş güzellikteki bir beni... Dalgaların vapura vurmasıyla rüzgara karışan seslerinde kayboluyor ruhum... Dalgalara karışan ben, martı olarak can buluyorum... Martıda ölen ben, bulutum şimdi... Bulutula güneşe ulaşıyorum... Güneş, ben... Işığım... Evrenim, bir... Işık olmadan ne görünür kılınır ki? Ben, ben miyim ışık olmadan? Martı, martı mı? Ya İstanbul...

Karanlığa şükürler olsun...

Kapanan gözler ardında var olan yaşamımda çıktığım yolculuğum bana uzak... Zira, kainatımı saran güneşim öylesine ışıtıyor ki benimi...

Aşkı keşfedişin verdiği huzurla bedenime can kattığım şu anda, bana rehber olan "ben"ime hayranlıkla secde ediyorum. Yalnızlığıma içiyorum şarabımı, kan kırmızısı; "ben"i uykuma götürecek olan... Kanayan bedenimle...

Kar ile beyaza bürünmüş asfaltta bırakmış olduğum ayak izlerim yol gösteriyorlar bana... Geriye dönüşüme... "Ben"e... Ondan uzaklaşarak "ego"mu, "ben"imden kaldırma tutkusu ile başladığım yolculuğumda artık "ben olan"a tekrar dönmeyi yaşıyorum... Meğer benden ne çok iz taşıyormuşum...

Yalnızlığımda uzanan sokaklarımda yürüyorum gecenin geç vakitlerinde... Rüzgarın uğultusu ile korkuyor; köşede duran adamın gölgesi ile irkiliyor bedenim. Ben bunları hiç mi yaşamadım diye soruyorum... Hiç mi?

Sisli İstanbul gününe uyanırken bedenim, ruhum bedenimin taşıdıklarının hamalı; bedenim, ruhumun taşıdıklarından yorgun... Düşlerim sis olmuş, boğaza akmış sanki... Beni bana ulaştıran vapurlarım işleyemez olmuş; geçişlerim meçhul bir diyardan sonsuzluğa akan bir hiçlik... Var ettiğim her beden, her ben benden uzak mı? Ya da ben, benden uzağım da onlar mı yakın bana? Korkularımı salamamışım... Sise teslim etmek istercesine korkularımı, soluyor bedenim nemli örtüyü içine... Tenime dokunan bu varlığın ürpertici enerjisi ile İstanbul geceye ilerlemekte... Kayboldukça ışıkları şehrin, ben de kayboluyorum adeta... Karşı kıyım gözükmüyor artık. Kendim kendimden uzak, yakalarım kayıp bir şehrin kıyıları olmuş sanki...

Evim bildiğim yere döndüğümde içimdeki ürpertinin hala varlığını hissedebiliyorum... Tüm inançlarım yıkık; eski bir viraneyi andırırcasına... Geceyi selamlamaktan korkuyor ruhum; onu yatağıma davet etmekten... İyisi mi sabahı bekle ey kendi kayıplığında yitirilmiş varlık! Gece sana eşlik etsin; sen geceye, gün doğarken...

Ve sabahın getirdiği ışık, bedenimi okşarken tüm sıcaklığıyla, sisin ardında bıraktığı, yaprakların üzerindeki çiğ tanelerine karışan gözyaşlarımı izliyorum... Korkuyorum... Kendimden...

Korkum, sevgim...

Ya yarınım? Ne olacağım... Sonuma yaklaşırken bitişlerimi deneyimlemekten endişeleniyor mu bedenim? Şimdi... Endişelerim... Ben, yaşıyorum... Endişelerim, benim...

"İnsanlar çok acımasız kızım, bunu hiç unutma..."

Babamın gece kulağıma fısıldadığı bir çift sözcük zihnimin duvarlarında yankılanıyor... "Acımasız"... Kim? Kendimden başkası değil... Benden başka kimsenin beni üzemeyeceği gibi, kimse de acımasızlık gösteremez bana, benim kendime gösterdiğim gibi... Öyle acımasızım ki kendime! Korkumu dahi yaşamadan,  korkmamalısın diyebiliyorum... Neden? Korku değil midir gerçekte olan beni açığa çıkaran... Sevgiyi, şefkati... Tamamlayıcısı değil midir? Endişelerimdir korkularımdan doğan, ve korkularımdır endişelerimle bir  olanlar...

Endişelerim, sevgim...

Vazgeçişlerimle kaçışlarım bir mi? Ya şikayetlerim... Ben, benden uzakta, yalnız biriyim... Vazgeçişim ben... Kaçışım... Her şeyim... Dönüşüm banadır...

Nereye kadar kaçabilirim? Nelerden kaçıyor bu beden? Bu ruh?... Aşk... Tutku... Bağlanma... Nefret... Kavga... Sevgisizlik... Savaş... Tüm duygularımı biriktirmekten başka yaptığım bir şey yok, biliyorum... "Her zaman kolay değil sevmeden sevişmek... Alışmak ve kaybetmek..."... Ruhuma hüzün mü kaçtı ne? Sonbaharı duyumsuyorum şimdilerde... Kapandan kaçan kuş, nereye kadar devam eder? Nasıl kurtuluşunu mümkün kılar ki... Kaçtıkça karşılaşmıyor muyum sanki? Bağlılıktan uzaklaşmaya çalıştıkça bağlı, hatta bağımlı benler sarmıyor mu çevremi? Ya da sevgisizlikten kaçtıkça bana sunulan bir çift sevgiden yoksun göz... O halde neden?

Sonra bedenimden hıçkırıklarla yükselen seslere şahit olurum: 

"Ne varlık, ne yokluk... Duvarlardan başka bir şey yok dünyamda... Ve duvarlarımdan aşağıya akan kan; Macbeth'in kanayan duvarları gibi...

Uyandığımda, güneş kavurur sanki kararmış bedenimi... Çarşafın ıslaklığı dokunur vücuduma; geceden kalmış gözyaşlarımı taşıyarak...

Saklı olanlar açığa çıkarken, yapraklarıyla savrulan bedenimin geride bıraktığı hüznü yaşar ruhum... Ne ruh; ne beden... Bilmedikleriyle yola çıkan, doğaçlama bir varlığın sözleridir göğe haykırılan şimdilerde... Kendime, tüm "bildim" dediklerim; bilmediklerimi dinledikçe ..."

Hala neden kaçıyorsun, her şey sende ise... Izdırabını en yoğun şekilde yaşa... Yaşa ki mutluluk ve sevincin de bir o kadar yoğun ve daim olsun.                     

İnancımdır kapılarımı açacak olan, cennetimin...

Ve kapılarıdır beni bana götürecek olan, cennetin...

Ey göklerdeki ben!

Aç kapılarını, ben geliyorum!

Söyle ilahilerini,

Sana eşlik etmeye geliyorum...


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Didem Çivici, 1985 İstanbul doğumlu. 10-12 yaşlarından beri Spiritoloji ve Şifa çalışmalarıyla ilgileniyor. 2 yıldır Yoga, Doğa sporları ve latin dansları yapıyor. Ayrıca çevirmenlik te yapıyor. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Küresel Isınma Oyunu


Enerji Sorunu Perspektifinden


Özgürlük Yalnızca Bir Sözcük Olunca


Sevgili Kardeşim Hrant


Yeni Nesil Gençlerin İçsel Sorunları


Dünyanın Kalbine Vize


Pedofili Vakaları Hakkında Detaylı Bir Çalışma


Kök Hücre Araştırmalarında Yeni Gelişmeler


Sağlık Bakanlığı Kuş Gribi Önlemlerini Arttırdı


Çekim Yasası


İnternet 1 Numara!


AB Proje Uygulama Merkezleri


Mikro Krediden Makro Krediye


Haydi Kızlar "Hangi" Okula?


Silvan'da Kadına Sosyal Gelişim Kursu


Bilgiye Açılan Yol


Vejetaryenlik (2.Bölüm)


Benzetmeler

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Özge Gündem

Türkiye'de Opera Kültürü


M.Cem Batu

Sevgiliye Mektuplar-1


Didem Çivici

Gümüş Gözyaşları


Rüya Yüksel

Bir Yıl Daha Bitti


Didem Çivici

Onca Yoksulluk Varken


Asu Sanem Kaya

Meleklerin Sözü Var


Fırat Erdoğan

Yazmaya Dair 


Levent Altaş

Kozmik Ritim


Asu Sanem Kaya

Denemeler


Burcu Özgeçen

Korku Yolu Sevgi Yolu 

 


AnasayfaKurumsal | Reklam | Connect | Blog | Arşiv | Arama | İstatistikler | Bağlantılar | Röportajlar | Galeriler | Videolar

Gündem | Dünya | İnsan | Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim | Astroloji | İndigo | İndigonun Sesi

2005-2010 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi’nden kopyaladığınız her yazı için mutlaka yazı linki kaynak olarak gösterilmelidir.

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Künye | İçerik Politikası | Reklam | Telif ve Kopyalama Hakkı | Abonelik