Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Yazar: Didem Çivici

“Boş”alanlar…

Boş zamanların hoşluğunun yüreğimin kanırtılarına uzaması gibi sakin bir dilek havuzunda soluklanıyor…

Ne çok “yağmur” düşmüş, ne çok “yağmur” düşlemiş, ne çok “yağmur” yazmışım… Arındırsın diye mi?

Ametistin mor kristalleri üzerinden seyretmek gibi bir şey olsa gerek şu yaşam. Camın geçirgenliği üzerine bir münakaşa…

Ya da ne bileyim, suyun katılığı olmalı; kayanın yumuşaklığı...

Çizik attığım her gün, hapsedilmişlerimi özgür bırakan kalemimin ucundan geriye kalan kurşun tozları; beni, sevgiliyi, ‘can’ı bana kavuşturan.

Soğuk… Hiç gitmesin istediğim hisler çerçevelemiş çamurla boyadığım tuvallerimi. Çiçeklerle bezediğim heykellerim,  kilimin kokusuyla karışmış; su, can vermiş toprağımın bedenine…

‘Sevgili’ dediğim kim?

Kim gelmiş de vurmuş kapımı duvarlarımın, da şimdi bu halde yok olmayı seçmişim var edildiğim bedende yok olurcasına!

Kim sunmuş düşlerime mavilikle kazıdığım onca hayali! Kim karalamış ‘gecemin ışığı’ndaki o masumiyetin alacakaranlığını?

Kim dudaklarımda erircesine aşkını ithaf etmiş bu varlığa?

Kim demiş… O an…

Su…

Düştü şimdi, toprağa… Hoş gele, her ne var ise. 

Yağanlarla suya kavuşmanın sevinci akıyor…

Ay ışığı, ateşin kızıllığını gölgede bırakacak kadar erkli; gece, günü ışıtacak kadar parlak başlıyor…

Geçmiş, yenilere, ‘an’lara bırakmalı kendini; gelecek, ‘şimdi’ye…

Yağan kar, esen rüzgara kavuşmaya nasıl can atarsa içimde, geçmişim benden kurtulmayı da öylesine istiyor bu gün. ‘Gece’m, ‘gün’ümde doğuyor karanlığıma; ve ışığım, karanlığımla parıldıyor bu gece.

Gelen, geçmişimin lilyumlarını taşıdı bana. “Beklemek”… Ne acı vericiymiş. Oysa ki…

Kızıl saçlarındaki arp kokusunu özlemişim… Beklemek ne ki?

“Gece”me hoş geldin sevgili.

Avalon’un sakinleri karşılamaya hazırlanırken, rüzgarda uçuşan giysilerinin parıltılarına dalıp gidiyorum.

Orion, davetkar yelkenlerini açıyor geceye doğru. Dante’nin duasıyla daldığım düşler su ülkesine ulaştırıyor bedenimi. Bedenim su, ellerim içime batıyor; masmavi bir varlık olmuşum. Pencereden Orion beni izliyor.

Öyle yorgun ve huzurlu ki…

Düşler, su ülkesinin batıkları arasından canlanırken ben, ruhumla sevişen varlıklara özlemimi sunuyorum kainata…

Işığımı ve karanlığımı seviyorum; var olmayı… 

Şimdilerde bambu sopaların çıkarttığı sesi işitmekteyim.

Penceremin açıldığı gerçeklikte yedi yıldız selamlamakta çıplak bedenimi.

Orion’un o ilahi dizilişine aldırış etmeden nefes almaya devam ediyor ciğerlerim.

Kalemimin sayfamla seviştiği o anlardan oluşan bu izdüşüm dizilimleri, ardı kesilmeksizin yükselen aşk çığlıklarını görselleştirmeye bırakmış kendisini.

Gecenin ışığında yanan ateş, yerini kor parçalarına teslim etmeden önce, kendini sindirmesi için zaman tanıyan av misali sükun içerisinde izlemekte…

Gece uzun; gündüze mahal bırakmayacak kadar da karanlık.

Yatağımdan yükselirken zincirlerle tutsak edilmiş kelimelerimin kelepçelerini anahtarımla birer birer açıyorum. Bedenimin serbest kalmasıyla birlikte sözcüklerim aşka geliyor, özgürce dağılıyorlar kainatın her bir yerine. Kah Kur’an olarak iniyorlar, kah Zebur, kah İncil, kah Tevrat, kah Hermes’in sözleri, kah Kırk Kapı, kah Mesnevi… Hepsi benden gelmiş, hepsi BİRden.

Suyun çölleşen dalgalarının sahiline ulaştırdığı bir diyarda açıyorum gözlerimi, kanatlarımı…

Ay, yıldızlara ışık tutmakta.

“Merkaba…”


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Didem Çivici, 1985 yılında İstanbul'da doğdu. Maltepe Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği 2. sınıf öğrencisi. Yoga yapıyor, kitap yazıyor, araştırıyor, dans ediyor ve seyahat etmekten hoşlanıyor. Yeni deneyimler ve sonsuz bir bakış açısının yaşamı değerli kıldığına inanıyor. Detaylı Bilgi


Daha hızlı internet ve sayfaların en iyi görüntüsü için alttaki kutuya tıklayarak Firefox’u yüklemenizi tavsiye ederiz.

 


Gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

 

YAZILAR

Tanrının Zerrecikleri


Manyetik Kent Manisa


Mars’a Yaklaşan Meteor


1 YTL Ver 1 Film Çekeyim


Kuantum Sıçraması


“Şekilsel” Türbanın Yozlaşması


Client ile Yüzde Yüz Müşteri Memnuniyeti


Türk Dil Yurdu Projesi


Fransa’nın Kuzey Şehri "Lille"


İndigo Nörolojisi


Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Ahlâk


Futbolcu Robotların Büyük Gösterisi


Açmazlarda Özgür Seçimler 


Sylvia Plath


İndigoların Gizli Dünyası


Zamanı Böldük ‘Yeni Yıl’ dedik


Savaş


Bir Kente Ait Olmak-2


Nasıl Görmek İstiyorsanız O Şekilde Bırakınız


Bu Gerçek Sevgi Mi?


En Son Ne Zaman Doğdun?


Sevgiliye Mektuplar


Düşlerimdeki Yaşam - 6


Bir Gül’ün Yaprakları


Pasur!


Korku Tüneli


Acı Kahve, Kar ve Tarçın


Arka Sokaklar


Rhiannon


Bizim Kavgamız


Okyanus


Bahane


denemelerneyseo


Diğer Sen

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11