|
Yazar:
Didem Çivici
“Boş”alanlar…
Boş zamanların hoşluğunun
yüreğimin kanırtılarına uzaması gibi sakin bir dilek havuzunda soluklanıyor…
Ne çok “yağmur” düşmüş,
ne çok “yağmur” düşlemiş, ne çok “yağmur” yazmışım… Arındırsın diye mi?
Ametistin mor kristalleri
üzerinden seyretmek gibi bir şey olsa gerek şu yaşam. Camın geçirgenliği
üzerine bir münakaşa…
Ya da ne bileyim, suyun
katılığı olmalı; kayanın yumuşaklığı...

Çizik attığım her gün,
hapsedilmişlerimi özgür bırakan kalemimin ucundan geriye kalan kurşun
tozları; beni, sevgiliyi, ‘can’ı bana kavuşturan.
Soğuk… Hiç gitmesin
istediğim hisler çerçevelemiş çamurla boyadığım tuvallerimi. Çiçeklerle
bezediğim heykellerim, kilimin kokusuyla karışmış; su, can vermiş
toprağımın bedenine…
‘Sevgili’ dediğim kim?
Kim gelmiş de vurmuş
kapımı duvarlarımın, da şimdi bu halde yok olmayı seçmişim var edildiğim
bedende yok olurcasına!
Kim sunmuş düşlerime
mavilikle kazıdığım onca hayali! Kim karalamış ‘gecemin ışığı’ndaki o
masumiyetin alacakaranlığını?
Kim dudaklarımda
erircesine aşkını ithaf etmiş bu varlığa?
Kim demiş… O an…
…
Su…
Düştü şimdi, toprağa… Hoş
gele, her ne var ise.
Yağanlarla suya
kavuşmanın sevinci akıyor…
Ay ışığı, ateşin
kızıllığını gölgede bırakacak kadar erkli; gece, günü ışıtacak kadar parlak
başlıyor…
Geçmiş, yenilere,
‘an’lara bırakmalı kendini; gelecek, ‘şimdi’ye…
Yağan kar, esen rüzgara
kavuşmaya nasıl can atarsa içimde, geçmişim benden kurtulmayı da öylesine
istiyor bu gün. ‘Gece’m, ‘gün’ümde doğuyor karanlığıma; ve ışığım,
karanlığımla parıldıyor bu gece.
…
Gelen, geçmişimin
lilyumlarını taşıdı bana. “Beklemek”… Ne acı vericiymiş. Oysa ki…
Kızıl saçlarındaki arp
kokusunu özlemişim… Beklemek ne ki?
“Gece”me hoş geldin
sevgili.
Avalon’un sakinleri
karşılamaya hazırlanırken, rüzgarda uçuşan giysilerinin parıltılarına dalıp
gidiyorum.
Orion, davetkar
yelkenlerini açıyor geceye doğru. Dante’nin duasıyla daldığım düşler su
ülkesine ulaştırıyor bedenimi. Bedenim su, ellerim içime batıyor; masmavi
bir varlık olmuşum. Pencereden Orion beni izliyor.
Öyle yorgun ve huzurlu
ki…
Düşler, su ülkesinin
batıkları arasından canlanırken ben, ruhumla sevişen varlıklara özlemimi
sunuyorum kainata…
Işığımı ve karanlığımı
seviyorum; var olmayı…
Şimdilerde bambu
sopaların çıkarttığı sesi işitmekteyim.
Penceremin açıldığı
gerçeklikte yedi yıldız selamlamakta çıplak bedenimi.
Orion’un o ilahi
dizilişine aldırış etmeden nefes almaya devam ediyor ciğerlerim.
Kalemimin sayfamla
seviştiği o anlardan oluşan bu izdüşüm dizilimleri, ardı kesilmeksizin
yükselen aşk çığlıklarını görselleştirmeye bırakmış kendisini.
Gecenin ışığında yanan
ateş, yerini kor parçalarına teslim etmeden önce, kendini sindirmesi için
zaman tanıyan av misali sükun içerisinde izlemekte…
Gece uzun; gündüze mahal
bırakmayacak kadar da karanlık.
Yatağımdan yükselirken
zincirlerle tutsak edilmiş kelimelerimin kelepçelerini anahtarımla birer
birer açıyorum. Bedenimin serbest kalmasıyla birlikte sözcüklerim aşka
geliyor, özgürce dağılıyorlar kainatın her bir yerine. Kah Kur’an olarak
iniyorlar, kah Zebur, kah İncil, kah Tevrat, kah Hermes’in sözleri, kah Kırk
Kapı, kah Mesnevi… Hepsi benden gelmiş, hepsi BİRden.
Suyun çölleşen
dalgalarının sahiline ulaştırdığı bir diyarda açıyorum gözlerimi,
kanatlarımı…
Ay, yıldızlara ışık
tutmakta.
“Merkaba…”
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Didem Çivici,
1985 yılında İstanbul'da doğdu. Maltepe Üniversitesi İngilizce
Öğretmenliği 2. sınıf öğrencisi. Yoga yapıyor, kitap yazıyor,
araştırıyor, dans ediyor ve seyahat etmekten hoşlanıyor. Yeni
deneyimler ve sonsuz bir bakış açısının yaşamı değerli kıldığına
inanıyor. Detaylı Bilgi
|