|
Yazar:
Didem
Çivici
Cinsel Enerji ve
“Yol” Erki -3-
Cinselliğin tanrısallıkla bir tutulduğu an insan, “seks”
tanımının ardına geçerek “perde”yi kaldırmış ve var oluşunun asli anlamını
idrak etmiş olacaktır.
“Sadece aracı kaybolduğu zaman amaca varılmış olunacak.
Sadece deney artık orada olmadığı zaman yani bittiğinde deneyim
kazanılmıştır. Onu arayın, ama bulamazsınız; çünkü siz ararken aracı da
güçlenecektir. Lakin aramazsanız bulursunuz. Aramak, engel oluşturur; çünkü
ne kadar ararsanız, ego o kadar güçlenir. Aramayın, Olduğunuz yerde
kalın.” Cinsellik orada var olmadığı an insanoğlu tüm erkini kazanmış ve
yok oluşuyla birlikte Anka’ya eşlik etmeye başlamış demektir. Tantra’ya
bakın:
“Tantra bir tutum ya da davranış biçimi değildir, yaşama
bütünsel bakar. Yaşama bakmak için davranış biçimi göstermez. Onun
kavramları, görüşleri yoktur; bir felsefe değildir. Bir din de değildir,
teolojisi yoktur. Hayatı, araya bir fikir sokmadan görmek ister.”
Cinselliğin
semavi algılanışı insanoğlunun dişi ve eril enerjisini dengelemesine ve
‘Kutsal Seks’i kendi içerisinde deneyimlemesine bağlıdır. Haz, erkeğe mal
edilmiş gibi görünmekte, ve kadın da bu oluşu sağlayan “araç” olarak
metalaştırılmaya başlandığından bu yana “kadın hakları” mevzusu ve feminizm
tartışılmaya başlanmış, ve günümüze de konu olan “türban” şeklinde
yaşamlarımıza taşınmış.
Kadın, “kadın için eşitlik istiyoruz” dediğin an
eşitsizliğini yaratmış durumdadır. Bu duruma izin veren kendisidir; lakin
her vakada olduğu gibi başkalarını suçlamak, özellikle erkeğin tekeline
sunmak kadının enerjisini düşürmeye yönelik en dikkat çekici yaklaşımı
olmuştur. Dişi, erilliğini kabul etmediği ve cinsel erkini fark edip
dengelemediği sürece bu danstaki yerini zorlamaya devam eder. Erkek için
durum hem aynı, hem de farklıdır. Eril, dişiliğini kabul etmedikçe savaşını
sürdürmeye ve var oluş enerjisini vampir gibi emerek dişiyi sömürmeye devam
etmeye çalışıyor. Lakin farkında olmadığı şudur ki, bu süregeliş onun
tükenmesine ve güçsüz düşmesine neden olmaktadır. Boşalarak seks enerjisini,
savaşarak da yine bu yaşam enerjisini boşa harcamaktadır. Hücresel orgazmı
keşfetmesi ve dişi ile bütünleşerek “semavi orgazm”ı kendi içerisinde
“TAM ve BİR” deneyimleme vaktidir.
Erkek
ve kadın dirençler göstererek birbiri üzerinde güç sahibi olmaya çalışmakta,
lakin tam bir savaş alanı yaratmaktan başka yaptığı bir şey yok.
Cinsiyetlerinin ötesinde taşımakta olduğu var oluş, onu
ebediyetin içine akıtacak yegane ışıktır.
“Tantra hiçbir şeye “hayır” demez, çünkü hayır dendiğinde
kavga başlar, siz ego olursunuz.” Evet demek kabllenişi beraberinde getirir;
lakin bu kabulleniş çok farklıdır; beraberinde huzur ve metanet getirir,
zira her şey Olduğu gibidir yalnızca, ve siz bunun farkındasınızdır…”
Ve insan bunu anlamakta direnir, çünkü yaşamını yönlendiren
ve şekillendiren onca korku arasından en büyüğü ile yüz yüze gelir:
Kendisiyle yüzleşmek.
“Derinlere inerseniz korkarsınız; çünkü derinlere indikçe hiç
kimse olmadığınızı, bir hiçlik olduğunuzu anlarsınız.
İnsanlar meditasyondan bu nedenle korkarlar. O bir ölüm deneyimidir. Egonun
ölümüdür.”
Tutulu kaldığımız duygular, tutunduğumuz varlıklar birer
birer yaşamlarımızdan gidecekler; her ne kadar “git”meseler de gidecekler;
ve işte o an durup soracaksınız: “Ya şimdi…? Neye sahibim?” Sen hiçbir şeye
sahip değilsin, hiç sahip olmadın; çalıştın, lakin varlığının bu en
hakikatli bilgisine erişmek adına bir adım dahi atmamayı seçen sen, olan
bitenden habersiz bir şekilde kendi kurguladığın oyunun bir parçası oldun.
Şimdi bu oyunu “görme” vaktidir.
Vaktiyle
Hz. İsa şöyle demişti:
“Eğer kendinizi kaybederseniz oraya erişirsiniz. Eğer
kendinize yapışırsanız kaybedersiniz. Ölürseniz yeniden doğacaksınız.
Kendinizi tamamen silebilirseniz sonsuza kadar var olacak, sonsuzluk
olacaksınız.”
Ölüm, hakikatin bilgisine, varlığın ışığına, “sır”ra
erişmenin gereğidir; lakin ölmeden önce ölmeyi mümkün kılan sen elbet ne
demek istediğimi bilmektesin. İstediğin her şeyi tekrardan düşün ve iyice
irdele, zira istediğin her şey seni sen kılan temellerdir.
“Ruhani şeyleri, cenneti ve hatta Tanrı’yı bile arzulamayın.
Tanrı arzulanamaz; siz arzusuz iken size gelir. Kurtuluş
arzulanamaz, zira arzu esarettir.” Osho
Buda,
“Tanrı yoktur,” der; Nietzsche, “Tanrı öldü!”. Tüm bunların manası ne?
Tanrıya ihtiyaç yoktur; zira Tanrı, insanoğlu için bir kaçış, bir destek
unsurudur. O her şeyi yapar, ve Tanrı’ya, kendine ırak, özünden ayrı
tuttuğu, varlığı dışında bir olguya bağlılık duyar; kendisini “unutur”. İşte
insanoğlunun en büyük zayıflığı: TANRI!
Bilinç ve
mantığın hiç olmadığı kadar çıkmazda kaldığı, zayıflıkların
temellendirildiği meta halini alan bir “Tanrı” kavramı.
Ne vakit ki insan
‘Tanrı’yı unutur, işte o an uyanmış demektir.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Didem Çivici,
1985 yılında İstanbul'da doğdu. Maltepe Üniversitesi İngilizce
Öğretmenliği 2. sınıf öğrencisi. Yoga yapıyor, kitap yazıyor,
araştırıyor, dans ediyor ve seyahat etmekten hoşlanıyor. Yeni
deneyimler ve sonsuz bir bakış açısının yaşamı değerli kıldığına
inanıyor. Detaylı Bilgi
|