Sayı 37|EKİM 2008         Reklam | Anasayfa | Blog | Kurumsal | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Yazar: Didem Çivici

Cinsel Enerji ve

“Yol” Erki -3-

Cinselliğin tanrısallıkla bir tutulduğu an insan, “seks” tanımının ardına geçerek “perde”yi kaldırmış ve var oluşunun asli anlamını idrak etmiş olacaktır.

“Sadece aracı kaybolduğu zaman amaca varılmış olunacak. Sadece deney artık orada olmadığı zaman yani bittiğinde deneyim kazanılmıştır. Onu arayın, ama bulamazsınız; çünkü siz ararken aracı da güçlenecektir. Lakin aramazsanız bulursunuz. Aramak, engel oluşturur; çünkü ne kadar ararsanız, ego o kadar güçlenir. Aramayın, Olduğunuz yerde kalın.” Cinsellik orada var olmadığı an insanoğlu tüm erkini kazanmış ve yok oluşuyla birlikte Anka’ya eşlik etmeye başlamış demektir. Tantra’ya bakın:

“Tantra bir tutum ya da davranış biçimi değildir, yaşama bütünsel bakar. Yaşama bakmak için davranış biçimi göstermez. Onun kavramları, görüşleri yoktur; bir felsefe değildir. Bir din de değildir, teolojisi yoktur. Hayatı, araya bir fikir sokmadan görmek ister.”

Cinselliğin semavi algılanışı insanoğlunun dişi ve eril enerjisini dengelemesine ve ‘Kutsal Seks’i kendi içerisinde deneyimlemesine bağlıdır. Haz, erkeğe mal edilmiş gibi görünmekte, ve kadın da bu oluşu sağlayan “araç” olarak metalaştırılmaya başlandığından bu yana “kadın hakları” mevzusu ve feminizm tartışılmaya başlanmış, ve günümüze de konu olan “türban” şeklinde yaşamlarımıza taşınmış.

Kadın, “kadın için eşitlik istiyoruz” dediğin an eşitsizliğini yaratmış durumdadır. Bu duruma izin veren kendisidir; lakin her vakada olduğu gibi başkalarını suçlamak, özellikle erkeğin tekeline sunmak kadının enerjisini düşürmeye yönelik en dikkat çekici yaklaşımı olmuştur. Dişi, erilliğini kabul etmediği ve cinsel erkini fark edip dengelemediği sürece bu danstaki yerini zorlamaya devam eder. Erkek için durum hem aynı, hem de farklıdır. Eril, dişiliğini kabul etmedikçe savaşını sürdürmeye ve var oluş enerjisini vampir gibi emerek dişiyi sömürmeye devam etmeye çalışıyor. Lakin farkında olmadığı şudur ki, bu süregeliş onun tükenmesine ve güçsüz düşmesine neden olmaktadır. Boşalarak seks enerjisini, savaşarak da yine bu yaşam enerjisini boşa harcamaktadır. Hücresel orgazmı keşfetmesi ve dişi ile bütünleşerek “semavi orgazm”ı kendi içerisinde  “TAM ve BİR” deneyimleme vaktidir.

Erkek ve kadın dirençler göstererek birbiri üzerinde güç sahibi olmaya çalışmakta, lakin tam bir savaş alanı yaratmaktan başka yaptığı bir şey yok. Cinsiyetlerinin ötesinde taşımakta olduğu var oluş, onu ebediyetin içine akıtacak yegane ışıktır.

“Tantra hiçbir şeye “hayır” demez, çünkü hayır dendiğinde kavga başlar, siz ego olursunuz.” Evet demek kabllenişi beraberinde getirir; lakin bu kabulleniş çok farklıdır; beraberinde huzur ve metanet getirir, zira her şey Olduğu gibidir yalnızca, ve siz bunun farkındasınızdır…”

Ve insan bunu anlamakta direnir, çünkü yaşamını yönlendiren ve şekillendiren onca korku arasından en büyüğü ile yüz yüze gelir: Kendisiyle yüzleşmek.

“Derinlere inerseniz korkarsınız; çünkü derinlere indikçe hiç kimse olmadığınızı, bir hiçlik olduğunuzu anlarsınız. İnsanlar meditasyondan bu nedenle korkarlar. O bir ölüm deneyimidir. Egonun ölümüdür.”

Tutulu kaldığımız duygular, tutunduğumuz varlıklar birer birer yaşamlarımızdan gidecekler; her ne kadar “git”meseler de gidecekler; ve işte o an durup soracaksınız: “Ya şimdi…? Neye sahibim?” Sen hiçbir şeye sahip değilsin, hiç sahip olmadın; çalıştın, lakin varlığının bu en hakikatli bilgisine erişmek adına bir adım dahi atmamayı seçen sen, olan bitenden habersiz bir şekilde kendi kurguladığın oyunun bir parçası oldun. Şimdi bu oyunu “görme” vaktidir.

Vaktiyle Hz. İsa şöyle demişti:

“Eğer kendinizi kaybederseniz oraya erişirsiniz. Eğer kendinize yapışırsanız kaybedersiniz. Ölürseniz yeniden doğacaksınız. Kendinizi tamamen silebilirseniz sonsuza kadar var olacak, sonsuzluk olacaksınız.”

Ölüm, hakikatin bilgisine, varlığın ışığına, “sır”ra erişmenin gereğidir; lakin ölmeden önce ölmeyi mümkün kılan sen elbet ne demek istediğimi bilmektesin. İstediğin her şeyi tekrardan düşün ve iyice irdele, zira istediğin her şey seni sen kılan temellerdir.

“Ruhani şeyleri, cenneti ve hatta Tanrı’yı bile arzulamayın. Tanrı arzulanamaz; siz arzusuz iken size gelir. Kurtuluş arzulanamaz, zira arzu esarettir.” Osho

Buda, “Tanrı yoktur,” der; Nietzsche, “Tanrı öldü!”. Tüm bunların manası ne? Tanrıya ihtiyaç yoktur; zira Tanrı, insanoğlu için bir kaçış, bir destek unsurudur. O her şeyi yapar, ve Tanrı’ya, kendine ırak, özünden ayrı tuttuğu, varlığı dışında bir olguya bağlılık duyar; kendisini “unutur”. İşte insanoğlunun en büyük zayıflığı: TANRI!

Bilinç ve mantığın hiç olmadığı kadar çıkmazda kaldığı, zayıflıkların temellendirildiği meta halini alan bir “Tanrı” kavramı.

Ne vakit ki insan ‘Tanrı’yı unutur, işte o an uyanmış demektir.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Didem Çivici, 1985 yılında İstanbul'da doğdu. Maltepe Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği 2. sınıf öğrencisi. Yoga yapıyor, kitap yazıyor, araştırıyor, dans ediyor ve seyahat etmekten hoşlanıyor. Yeni deneyimler ve sonsuz bir bakış açısının yaşamı değerli kıldığına inanıyor. Detaylı Bilgi


 

2008 © indigodergisi.com


Daha hızlı internet ve sayfaların en iyi görüntüsü için alttaki kutuya tıklayarak Firefox’u yüklemenizi tavsiye ederiz.

 


Gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

 

YAZILAR

Tanrının Zerrecikleri


Manyetik Kent Manisa


Mars’a Yaklaşan Meteor


1 YTL Ver 1 Film Çekeyim


Kuantum Sıçraması


“Şekilsel” Türbanın Yozlaşması


Client ile Yüzde Yüz Müşteri Memnuniyeti


Türk Dil Yurdu Projesi


Fransa’nın Kuzey Şehri "Lille"


İndigo Nörolojisi


Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Ahlâk


Futbolcu Robotların Büyük Gösterisi


Açmazlarda Özgür Seçimler 


Sylvia Plath


İndigoların Gizli Dünyası


Zamanı Böldük ‘Yeni Yıl’ dedik


Savaş


Bir Kente Ait Olmak-2


Nasıl Görmek İstiyorsanız O Şekilde Bırakınız


Bu Gerçek Sevgi Mi?


En Son Ne Zaman Doğdun?


Sevgiliye Mektuplar


Düşlerimdeki Yaşam - 6


Bir Gül’ün Yaprakları


Pasur!


Korku Tüneli


Acı Kahve, Kar ve Tarçın


Arka Sokaklar


Rhiannon


Bizim Kavgamız


Okyanus


Bahane


denemelerneyseo


Diğer Sen

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  7 Ekim 2008 TSİ 19:20