Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Haber ve Röportaj: Didem Çivici & Burcu Özgeçen

Kültür ve Sanat Haberleri, Istanbul - Haziran 2008

Gaia’nın Onuruna

Ve şöyle başlar:

"Lovelock kararlı mavi gözleriyle beni süzüyor. “Bazı insanlar yerlerinde oturacak, hiçbir şey yapmadan panik içinde donmuş, telef olacaklar. Diğerleri hareket edecek. Olacakları görecek, tedbir alacaklar ve yaşayacaklar. Medeniyetimizi istikbale taşıyanlar onlar olacak.” Jeff Goodell

Sabri Tuluğ Tırpan’ın 9 Mayıs’ta Gaia onuruna bestelediği, Süreyya Operası’ndaki konserine davetliyim. Alev Okulları’nın 10. yıl kutlaması ile de birleşen “Barış” temasının yer aldığı konserde Sabri Tuluğ Tırpan’a ayrıca Alev Okulları Gençlik Korosu da eşlik ediyor. Davetiyenin üzerindeki hilal karşılıyor beni Evren’in bu en güzel gecelerinden birine… 

Canlarımdan bir can, Gaia’mın varlığına adadığı bestesini paylaşmak üzere parmaklarını ruhuna aracı etmiş, piyanosunun tuşlarına teslim ediyor aşk ile. Heyecan içerisinde bekleyen kalabalığın arasından sıyrılarak bir kenara çekiliyor, güzel varlıkları seyre dalıyorum Bahariye’nin azizesi Süreyya Operasının rahmi içerisinde. 

Konserin arasında bir nefes alımlık yüzümü çıkardığım pencereden, davetiyedeki hilalin göğe yansımasını gördüğümde yüzümde bir gülümseme beliriveriyor. Hilal, Yeni Ay’ın akabinde bu güzel geceyi kutsuyor. 

Yaşamın kutsanası ışıklarından ayın yüz düşümü ışıklarına düşüyorum su gibi… Evet, “su gibi” bir gece bu; gözlerin görmediği haller ola gelmekte bu salonda; varlıkları bir kılan aşkın yansımalarına tanık olmakta varlığım. 

Yola düşen bedenim, ertesi sabah dostla hoş sohbeti beklerken yuvaya dönmekte…

 

“Erken kalkan ihtilal yapar!”  

Cumartesi’nin erken saatlerinde uyanıyoruz Burcu’yla, Sabri Bey’in aşk dolu varlığıyla güzel bir sohbete dalmak için. Sabah 10’da buluşmaya karar vermiştik; günün erken saatlerinde bambaşka olan İstanbul’un erkenden keyfini çıkarma fırsatı buluyoruz ve işte başlıyor sohbetimiz… 

Soldan sağa: Didem Çivici, Burcu Özgeçen & Sabri Tuluğ Tırpan

Röportaj: Didem Çivici & Burcu Özgeçen


Müzik yolculuğunuz nasıl başladı?

"Ümraniye’de,  elektrik mühendisleri kooperatifinden, bundan yaklaşık 35 sene öncesinde ev almıştı ailem", diyor ve filmin ilk resmi (karesi) böyle başlıyor: "Kısa saçlı köylü çocuğu"

Cennet adını verdikleri kayalıklarda kardeşiyle oynayarak geçirdiği vakitleri anımsıyor. Köyün ismi Kurugöl. “Bulunduğumuz muhit İstanbul gibi değil, köy gibiydi o zamanlar” diyor. “İnekler, eşekler, atlar ve onları sevmeye alışıyorsun” diye ekliyor sonra. Sapan yaparlarmış kardeşiyle. Sonrasında Robert Koleji mezunu olduğunu dile getiriyor. Babası müziğe meraklıymış. Montreal senfoni konserlerine gidiyor. “Babam kocaman kulaklıklarla anneme hamileyken Beethoven dinletirmiş…”  

5-6 yaşlarında piyanoya başlamış, babası vesile oluyor ve Sabri Bey (Tuluğ Tırpan) de Babam dediğine göre iyidir’ diye düşünüyor. “Kendi kendime improvizasyon (doğaçlama) yapmayı severdim” diyor. 

“Lisedeyken herkes futbolculara rağbet ederdi’ (gülüşmeler) “Lise sonrası ise üniversite için hazırlanırken hepimizin dilinde ‘işletme’ vardı, işletme modası vardı.”

Okul yıllarında İstanbul’un müzik etkinliklerine değiniyor sonra: “O zamanlarda İstanbul Festivali gerçekten çok keyifliydi. İtalyanların deyimiyle ‘festivity’, tüm şehir kaynardı.”

Piyanodan bir dönem uzaklaştığını belirtiyor. Sonraki dönemlerde caz müziğe ilgi duymaya başlıyor. “İstanbul Festivali’nde nefis caz konserleri olurdu.”  Caz hayranlığını dile getirirken Kıbrıs çıkartması esnasında Amerikan ambargosu nedeniyle Jazz plağı bulamadıklarını da ekliyor: “Dostlarımızın yurt dışından plak getirmelerini heyecanla beklerdik. Sarp Mağden, Cengiz Baysal vb. müzisyenler, Serhat Yamanoğlu Paris’ten caz plakları getirirdi. Evde erkek bekleyen bakire kızlar gibi onu beklerdik. Plağın başında toplanır 15 kişi dinlerdik. ‘Tea&Talk’ saatleri… (Kahkahalar =) Paylaşacak çok şeyimiz vardı; ‘tutkusu olan insanlar birbiriyle daha iyi arkadaşlık yapıyor’". 

Derken üniversite yılları geliyor… Bilkent Bestecilik Piyano bölümü yeni açılmış, o zamanalar şehirleşme yokmuş kampüste ve onlar da doğa gözlemciliği yaparmış. 

Ve Viyana’ya geçiş… 

“Viyana, her türlü müziği dinleyene çok olanak sağlayan bir şehir", diyor. "Her gece çok çeşitli olanaklar var; hangi mekana gitsen dolu.” Viyana’daki ulaşımın iyi oluşundan ve yaşlılar için bile konserleri dinlemeyi olanaklı kıldığından söz ediyor sonra. 

Genel olarak Türkiye’de müziğin şekillenmesi hakkında ne düşündüğünü soruyoruz. Türkiye gerçeğini şöyle açıklıyor:

Sabri Tuluğ Tırpan: İnsanlar önce karnını doyurmadan ruhunu doyuramaz. Klasik müzik dinlemek bu nedenle lüks bir iş ve Türkiye’de klasik müzik kültürü oluşmuyor. Sanatçıların egolarını yenmeleri çok zor. Sahneye çıktığında ‘paylaşmak için’ var olabilirsen gerçek, olgun ve başarılı sanatçı olursun.

Gaia Senfonisi fikri nasıl oluştu? 

Sabri Tuluğ Tırpan: Kendi farkındasızlığımla oluştu aslında. Depresiftim, rahat durumum yoktu hiç. Çocuklarla harika bir sinerji oluştu. Çocuklar beni çok sevdi ben de onları. Aslında dersleriyle filan çok zor oldu toplanmamız. Bir keresinde de ilginç bir olay yaşadım: Aralarından bir çocuk, 6-7 yaşlarında, şöyle dedi: “Bize çok sorumluluk yüklediğinizi düşünmüyor musunuz?” (Gülüyor) Ne diyeyim ki, böyle ters düşünecekler, Don Kişot gibi. “Farkındalığı arttırmak” amaçtı bu projede. Her zaman ağlatmak, düşündürmek, eğlendirmek zorunda değil böyle çalışmalar. Büyükler için yazdım bu besteyi bu nedenle. 

Anladığımız kadarıyla “içsel” yolculuklarınızın farkındasınız. Simyacı ile bu yolculuklarınızı simgeleştirmeye başladığınız yolculuğunuza Gaia ile devam ediyorsunuz. Peki Gaia nasıl çıktı ortaya? 

Sabri Tuluğ Tırpan: Yazmaya başlamamla birlikte Gaia Hipotezi ile karşılaştım. Gaia’yı okumamla birlikte esas karakterin o olduğunu fark ettim. Makroda baktığında tüm insanlığın Gaia ile yüzleşmesi aslında; insan kendini ayrı görüyor. Dinsel öğreti olarak da kabul edilebilir. Genel olarak “her şey bizim için yaratıldı” kanaatinde herkes. Ben diyorum ki Marslılar var bir yerlerde ve bizi izleyip gülüyorlar!

Galiba küçük insanlar dönemi geldi- bir dönüşüm başladı. Bu “küçük insanlar”da büyük bir ironi ve derinlik var. Büyük insan dönemi bitiyor; şimdi “küçük insan” devri başlıyor ve o şöyle diyor: “50 sene önce bunlar yoktu. Sen her şeyi yaşamına soktun, yiyeceğimi zehirledin, beni hasta ettin. Artık bıktım!” Marslılara malzeme bitmez! (Kahkahalarla gülüyoruz =)

Gaia hipotezini kabul ettiğinde dinsel doktrine karşı çıkarsın aslında ve ikilem burada başlar. 

Gaia Senfonizi’ni oluşturan şiirlere nasıl ulaştınız? Sizde özel bir yeri olan şiirler miydi yoksa tamamen tesadüf mü? 

Sabri Tuluğ Tırpan: ‘İnsanlığın Gözyaşları’, birlikte yaşayamama problemleri ile ilgili ve insan temelli. 2. şiirde doğanın sıkıntısı konu alınıyor ve 3. de yaşamak ciddi bir iştir mesajını veriyor ve son kurgu olarak yerini alıyor. Kızılderili şiirine, aldığım bir Kızılderili kültürü kitabında rastladım. 

Senfoni pek çok şeyi içerisinde barındırıyor aslında, aynı Gaia gibi. Şiir, soprano, koro gibi elementler bir araya getirilmiş ve ortaya muhteşem bir müzik ziyafeti çıkmıştı. Ayrıca elektronik müziğe de yer verilmiş olmasını dikkat çekici olduğunu söylediğimde şöyle diyor Sabri Bey: 

Sabri Tuluğ Tırpan: Elektronik müziği de projede yer vermemiz teknolojik gelişimi simgeliyor; tamamlayıcı görevi görüyor.

***

Sabri Tuluğ Tırpan’a sıcak gülümsemesi ve hoş sohbeti ile bize güzel bir gece ve sabah armağan ettiği için teşekkür ediyoruz…

Aşk ile. 


Gaia Hipotezi'ne dair

Küresel ısınmanın tehlikelerini ilk dile getiren, Greenpeace Örgütü’nün kurucularından olan bilim adamı, mucit ve yazar Profesör James LOVELOCK, 1965 yılında Kaliforniya’da “Gaia Hipotezi”ni ortaya atmıştır. Yunanca mitolojisinde, toprak tanrıçasının adı; “Tabiat Ana” anlamına gelen “Gaia” ismini roman yazarı William GOLDING önermiştir.  

Gaia Hipotezi’ne göre, dünyamızın toprağı, nehirleri, denizleri, okyanusları, atmosferi ve en önemlisi insanları ile yaşayan, canlı bir varlıktır. LOVELOCK, “Gaia teorim, Dünya’nın bir canlı gibi hareket ettiğini öngörür; şurası da çok açık ki, canlı olan her şey, sağlıklı bir hayat sürebileceği gibi, hastalığa da yakalanabilir. Tabiat Ana (Gaia), beni bir gezegen hekimi haline getirdi ve ben mesleğimi çok ciddiye alıyorum; işte bu yüzden şimdi kötü haberi vermek zorundayım” diyor.

Bizler Gaia’nın çok küçük birer parçasıyız, tıpkı diğer parçaları gibi. Varlığımızın devamı için bu sisteme bağımlıyız. Onun atmosferine, okyanusuna, denizine, nehrine, gölüne, ormanına kısacası sistemine dokunulmaması gerektiğini; çünkü onların da aynen bizim gibi Gaia’nın bir parçası olduğunu, gerçek evimiz olduğunu hissedemedik. Gaia’nın hastalığının nedeni değil, onun kalbi ve beyni olmalıydık ve ona verdiğimiz zararın sorumluluğu bize ait. 

Tabiat Ana ile barışmamızın vakti geçiyorken, belki de dünya ve ülke meselelerine, hayat meselelerine ara vermenin vakti geldi. Küresel ısınma etkilerinden rahatsız olduğumuz zaman çok geç olacak ve ne yazık ki bu ısınma durmayacaktır.  

Gaia Hipotezi”nin bilim üzerinde büyük bir etkisi olmuştur ve dünyada kendi konumumuzu görme biçimimizi değiştirmiştir. Ülkeler, toplumlar ve tek tek bireyler olarak, öncelikle değişikliğin ürkütücü hızını unutmamalı ve çok az vaktimizin kaldığını idrak etmeliyiz. Tabiat Ana’yı ayakta tutabilmek ve hastalığını bir nebze olsun yavaşlatabilmek için, elimizdeki kaynakları elimizden geldiğince uzun süre ve en iyi şekilde kullanmanın yollarını aramalıyız. Profesör James LOVELOCK, bir bilim adamı için şimdiye kadar benzerine rastlanmamış bir “net karamsarlık” tablosu çiziyor. LOVELOCK, “En kötüsü olacak ve geriye kalanlar da cehennemî bir iklime uyum sağlamak zorunda kalacaklar” diyor.  

James LOVELOCK’un “Gaia Hipotezi”ne göre, Gaia (Tabiat Ana) elbette gezegenin dengesini koruyacaktır; her şeyi düzeltecektir. Ama bu düzeltme süreci “insan” türünün gezegenden arıtılmasını içerebilir. Çünkü biz, insan merkezliyiz, ancak Tabiat Ana kesinlikle değil. O, içinde barındırdığı tüm sistemden ve onun kendi içindeki dengesinden sorumlu.


2008 © indigodergisi.com


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Didem Çivici, 1985 yılında İstanbul'da doğdu. Maltepe Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği 2. sınıf öğrencisi. Yoga yapıyor, kitap yazıyor, araştırıyor, dans ediyor ve seyahat etmekten hoşlanıyor. Yeni deneyimler ve sonsuz bir bakış açısının yaşamı değerli kıldığına inanıyor.


 

Daha hızlı internet ve sayfaların en iyi görüntüsü için alttaki kutuya tıklayarak Firefox’u yüklemenizi tavsiye ederiz.

 


Gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

 

YAZILAR

Tanrının Zerrecikleri


Manyetik Kent Manisa


Mars’a Yaklaşan Meteor


1 YTL Ver 1 Film Çekeyim


Kuantum Sıçraması


“Şekilsel” Türbanın Yozlaşması


Client ile Yüzde Yüz Müşteri Memnuniyeti


Türk Dil Yurdu Projesi


Fransa’nın Kuzey Şehri "Lille"


İndigo Nörolojisi


Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Ahlâk


Futbolcu Robotların Büyük Gösterisi


Açmazlarda Özgür Seçimler 


Sylvia Plath


İndigoların Gizli Dünyası


Zamanı Böldük ‘Yeni Yıl’ dedik


Savaş


Bir Kente Ait Olmak-2


Nasıl Görmek İstiyorsanız O Şekilde Bırakınız


Bu Gerçek Sevgi Mi?


En Son Ne Zaman Doğdun?


Sevgiliye Mektuplar


Düşlerimdeki Yaşam - 6


Bir Gül’ün Yaprakları


Pasur!


Korku Tüneli


Acı Kahve, Kar ve Tarçın


Arka Sokaklar


Rhiannon


Bizim Kavgamız


Okyanus


Bahane


denemelerneyseo


Diğer Sen

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11