Sayı 35|AĞUSTOS 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Yazar: Can Duman

Suskun ve Keskin

 

Yazar: Yasin Sarı

Sirius Burada

 

Yazar: Fehmi Özçelik  

Oyun

 

Yazar: Mehmet Yapıcı

Sen Yoktun

 

Yazar: Can Duman

Bilinmezin Sensizi

 

 

 

 

 

Kalpleri Yuva’larından Sökülen Küçük Çocuklar, Kalplerinin Büyük Tamircilerini Bekliyor

Can Duman

“Zamanı durdurun inecek var” diye bir söz söylenirdi eskiden, isyan etmek gelince ara sıra... Şu hayatta insan bazen kader, bazen keder deyip geçer yaşadığı zor anlara. Başkasının derdiyle fazla ilgilenmezken, kendi başına gelenlere çoğu zaman büyüteçle bakmayı sever kişioğlu. Çiçek toplamayı, şiir yazmayı, kitaplar arasında onları ve onlara ilişkin duyguları saklamayı da pek sever. Hayatı en ince yerlerinden görebilir insan, “öz” acıları ve sevinçleri sözkonusuyken. Öz-üvey diye ayrılır duygular bazen hayatta... Öz olan bizimkilerdir de, üvey olan da sanki ötekilerin kederleridir, dertleridir, tek başımıza çare bulamadığımız veya bizi pek de ilgilendirmeyen işlerdir... Kapısı çalınmayan evlerde, perdeleri aralanamamış nice gerçekler, yazılmamış dramlardır hayat sahnesinde akıp giden, çoğumuzun haberi bile olmadan. Her insan aynı hassasiyet ve nitelikte olmaz elbet… Ama sanki toplumları oluşturan geniş bir kitle de var ki, başkasının dertlerine deva olmaktansa, kendi dertlerini gözünde büyütmeyi yeğlemektedir.

 

Çocuklar söz konusuyken de üvey ve öz ayrımı sıkça tekrarlanan birşeydir... Herhangi bir ebeveyne ait olanlar onun “öz” çocuklarıdır. Kimi çocuklar da vardır ki, toplumun atadığı bakıcıları ebeveynleri yerine koymak ve öylece büyümek durumunda bırakılmıştır... Toplum onlara barınak sağlayarak yükümlülüklerini yerine getirdiğini zanneder. Oysa bu pek de doğru bir gerçeklik değil. Bir çocuk sevinci görmek için önce o çocuğun gözlerinin içine bakmalısınız... Ama bazı çocukların gözlerinde malesef büyüklerin hataları yüzünden puslanan belli belirsiz bir ışıltı vardır. Çocuklar gibi sevinemeyen, aradıkları sevgiyi ve şefkati dış dünyadan görmeyen çocuklar da, aslında kimsesizler kimsesizidir... Kimisi anne babasının yanındadır ama çocuklarına sevgi ve ilgi gösterdikleri yoktur, kimininse anne babaları fiziken ortada yoktur, ya vefat etmiş, yahut çocuklarını toplumun bakımına bir takım sebeplerden terk etmiş sorumluluk sahibi olmayan veya geçim darlığı yaşayan kimselerdir.

 

Toplum kendine göre en doğru yolu seçerek, terkedilmiş çocukları çocuk esirgeyen yuvalara emanet edip başlarına sevgiyi yıllar önce unutmuş insanlar atamıştır. Sistem çoktan çürümüş ve yenilenmeye muhtaçtır... Yeterli eğitimden yoksun olarak işbaşına getirilen ve en nihayetinde insan olduklarından dolayı belli bir dayanma noktaları bulunan kimselerin, bir türlü “öz” olarak göremedikleri çocuklara gönüllerinde olmayan bir sevgiyi vermeleri beklenebilir mi? Sorumluluk sahibi olanlarla (ki onlar melekten farksızdır) diğerlerini aynı kefeye koyamayız ama ortaya çıkan son tablo çoğu zaman değişmez. Böylesi ortamlarda dünün sevgisiz ve ilgisiz kendi başlarına büyüyen çocukları şimdinin sorunlarla boğuşan yetişkinleri olduklarına göre demekki sıkça tekrarlanan bir yanlış var ortada... Bana göre en temel yanlışlık öz-üvey bakış açısındadır. Öz olarak görülmeyen sahipsiz, “elalemin çocukları”, büyük büyük insanlardan, koca koca kütlelerden küçük küçük, gıdım gıdım bir sevgi ve ilgiyi bile nadiren görebilirler... Böylesi bir açlık, fukaralıkların ve cimriliklerin en kötüsü olmalı...

 

Ekim ayının son günlerinde haber bültenlerinden düşmeyen, gazete manşetlerinden inmeyen bir trajedi yaşandı Malatya’da. Bir çocuk yuvasından dehşet görüntüleriyle vicdanlar çalkalandı. Düşlerimizi ve gönüllerimizi en derin yerinden yaralayan, kimsesiz çocukları esirgeyemeyen yuvaların işkencevari bakıcı görüntüleriyle irkildik hepimiz. Oysa bizi bu denli irkilten yalnızca buzdağının görünen kısmıydı. Kendilerine emanet edilen çocuklara bakıcının yaptığı işkence gibi kötü muamelenin altında yatan sebepler, yine aynı niteliksizlik, duygusuzluk ve vicdani körlüğün olmasının yanında, kendi psikolojik sorunlarıyla baş edemeyen sıradan bir bakıcının, bir de uğraşmak zorunda kaldığı “elalemin çocuğu”na bakma mantalitesinin derinlerde yatmasıdır. İnsanlar bu görüntülere oldukça büyük tepki gösterdiler. Ancak bu sıcak tepkiler birşeyleri düzeltmek için yeterli mi? Olay biraz daha soğuyunca yine saman alevi gibi gelip geçen bu karşı çıkışlar, bu irkiliş ve isyan edişler, “ilgisiz ilgililere” yollanan fakslar, edilen telefonlar, hey heyleri yükselen ve yükselten yazılı ve görsel basın, dolan bir bardağın taşması misali sadece anlık tepkilerle sınırlı kalmamalı. Alınan ve alınacak tedbirler sürekli olarak sorgulanmalı. Sizce bu problemlerin kalıcı olarak aşılması için, suya yazı yazar gibi ateşli davranışlar ve bir süre sonra da bunları unutmak neyi halleder? Bence toplumda şimdilik uyanan bu bilincin daima açık tutulması için daha fazla şey yapılmalı. Bunun için biz, sıradan vatandaşların da üstüne düşen birşeyler olabilir.

Öyle görünüyor ki son olaylarda gündeme gelen kimsesiz çocukların hayatlarının geri kalanını yine kimsesiz olarak geçirecekleri, yine aynı tehlikelere, suistimallere ve en önemlisi sevgisizliğe açık bir ortamda yetişecekleri gerçeği değişmeyecek, kimi yerleşik zihniyetlerin değişmeyecegi gibi. Oysa bazı şeylerin değişmesini samimi olarak o kadar istiyorsak, elimizi taşın altına sokmak gerekir.

 

Soruyorum, bizlerin elinden gelen nedir onlar için üzülmek dışında? Ellerinden tutmak mıdır? Yoo, kat’iyyen olmaz öyle şey... Onlar öz müdür ki onlarla ilgilenelim, kendi çocuklarımızın derdiyle ilgilenemezken bir de başkalarının çocuklarıyla ne diye uğraşacakmışız?! Elalemin çocuklarıyla da devlet ilgileniversin canım, elalem “öz” çocuğunu terkederken bize mi sordu...vs. Mantalitemiz işte budur, o çocukları toplumun öz evlatları olarak görmedikçe de kimse de çıkıp yalnızca kanunlar koymakla bu yapısal sorunları gideremez.

 

Sahipsiz çocukları öz-üvey filtresiyle ayırıma tabi tuttuğumuz zaman olacaklara ve olmayacaklara şöyle bir bakalım... Onlara şefkat gösteremeyiz, çünkü bizde de yeterince yoktur, ancak özlere özeldir. Birgün olsun ziyaret etmeyiz onları, unutur, iter ve örseleriz. Hem de hiçbirşey yapmadan bunu başarırız... Kendi anne babalarından göremedikleri ilgiyi, maaşlı bakıcılarından görmeyi umar günahsız çocuklar. İlla bir skandal olması gerekir irkilebilmek ve toplum vicdanını aklamak için. Oysa aklanacak bir tarafı da yoktur. Kendi çocuklarımızı hayata hazırlarken, onlara yürümeyi öğretirken önce ellerinden biraz tutar, sonra kendi başlarına yürümeleri için özgüven veririz. Ödediğimiz vergilerle yaptırılan yuvalarda yetişen toplumun “üvey” evlatları, belki mecburen, belki kerhen de olsa kendi kaderlerine ve bakıcılarının insafına bırakılıyor. Şu sıralar ortaya çıkan skandalın kokusu doğrusu hepimizi çok rahatsız etti... Peki, ortaya çıkan skandal gerçekte var olanların ne kadarlık kısmıdır? İşin bu yanını da düşününce olayın vehameti daha da fazla ortaya çıkıyor...

 

Minik yürekler cephesinden bakalım dünyaya bir de... Kalplerine saplanıp kalan ve her dem kanayan bir sızı var ve ancak onların yaşadıklarını yaşayanlar hissedebilir bunu... Bilfiil işkence edilmeleri dışında, dolaylı yoldan da, yani bir köşede unutulmaları, toplumun üvey evlatları gibi görmek de pekâlâ onlara yaptığımız bir işkence biçimidir. İhtiyaçları olan sevgiyi, ilgiyi, “tanıdık” birilerinden göremedikleri için yüreklerindeki sızı boyuna kanar durur. İçlerinden zeki ve parlak oldukları halde okuyamayanların derdi bir yana, kötü muamele görmeleri başka bir yana, yaşamak için zaruri olan bazı manevi ihtiyaçlara aç ve muhtaç bırakılmalarının kabul edilebilir bir özrü yoktur. İç dünyalarının en kederli ve hassas olan derdi; bir kenarda unutulmuş olmak, tanıdık ve gülen bir yüze, sıcak bir kucağa, anne-baba şefkatine hasret kalarak büyümektir... Büyüseler de hep ağlayan bir çocuğu yaşatırlar içlerinde. Yazıkki vücutları ve organları bir defa büyüyünce, o bir türlü büyümeyen çocuk kalplerini, anne-baba şefkatiyle ısıtamayız artık biz de... İşte en çok buna yanar, üzülürler belki de. Kendi anne babalarını ise maalesef affedemez minik yürekleri. Onların bu hassasiyetleri bir parça hissedilebilirse, belki de onlar adına gerçek ve kalıcı çözümler üretebiliriz...

 

Neler yapabiliriz gerçekten?

Neler yapamayız ki? Çok büyük şeyler değil aslında. Şayet niyet edilirse kendi doğal haliyle, mütevazı bir sevgi fabrikası olabilir insan. Ama sizden seri üretim bekleyen yok. Sadece ailenize, eşinize dostunuza, arkadaşınıza, sevgilinize, belki de çocuğunuza ayırdığınız sevgi ve ilgiden birkaç gramını onlara da ayırın... Boş zamanlarınızda size en yakın olan bir  Çocuk Esirgeme Kurumu yuvasına gidin ve etrafa yardımsever gözlerle şöyle bir bakın... Çocukları orada ziyaret etmemeniz için kanuni bir engel yoktur. Mümkünse oradaki görevlilerle konuşup oradaki çocuklar ve koşullar hakkında özel bilgiler edinmeye çalışın. O çocukların en öncelikli ihtiyaçları ve sizden beklentileri pahalı hediyeler, pahalı giysiler asla değildir. Durumunuza göre ayda/iki haftada/haftada bir saatlik ziyaretiniz, onları dinlemeniz, yapabilirseniz onları kucaklamanız, onlarla konuşmanız, onlarla geçirdiğiniz birkaç saat, onlar için bütün dünyanın zenginliklerinden daha çok şey ifade ediyor olabilir. Ne amaçla olacak bu iş? Öncelikle hiç haketmedikleri halde, doğuştan yalnız bırakıldıkları için... Sizden hiç bir menfaat beklemeden görür görmez size sevgilerini sunabilecekleri için... Bir sahiplenenleri olsun diye... Bunu hiçbir kan bağları olmayan sizden beklemeleri çok mu gayrı tabii olur sizce? Dünyaya sebepsiz gelmediklerini bilmek için. Yaşamlarında bir parça anlam bulmak için. Yaşadıkları yerde kötü muameleye maruz kalmamaları için, buna engel olmanız için belki de. Ama en önemlisi,  sizin geleceği şekillendirmenize vesile olmanız için... Dünyayı değiştirmeye bu kadar yetenekli olabildiğinizi görmek sizi şaşırtabilir...

 

Madalyonun karanlık tarafına bakarsak, şayet insanlar bu iş için gönüllü olmazlarsa bir yandan ileriye doğru itilmeye çalışılan toplum diğer yandan kendi kendisini geriletecek, hem kendisine hem de çevresine maddi ve manevi zararlar verebilecek durumdaki kişileri, ödedikleri vergilerle kurmuş oldukları sosyal yapının soğuk duvarları arasında yetiştirecektir...

 

Eğer bu ufak tefek gönüllülükleri yaparsanız bakın neler olacak:

Onlara bugün açtığınız küçük kucaklar ileride size kocaman yürekler olarak geri dönecektir. Gelecekte topluma sağlıklı bireyler kazandırmakta sizin de katkınız olacaktır. Sizde bir tane olan sevgi, onlarla birlikte katlanarak artıp binlere ulaşacaktır. Yeterki isteyin, onlardaki pırıl pırıl yaşama sevincini hissetmek bilseniz ne güzel bir duygudur. Hem belki sizin için de şifalandırıcı bir deneyim olacaktır... Öz hatalarınızı affedemiyorsanız, kendinizi sevemiyorsanız, onlarla zaman geçirdikçe onlar için ne tür bir anlam ifade ettiğinizi yakından gördüğünüzde, bu bakış açınızı da rahatça arkanızda bıraktığınızı göreceksiniz. Onlarla geçirdiğiniz her saniye kendi kendinizi kutlayacak ve kimbilir belki de kutsayacaksınız.

Şimdi hangi seçeneği tercih sepetinize attığınızı hayal edin ve olacakları şöyle bir düşünün. Yalnız hayalleriniz için yaşamaya çalışanlar özgür olurlar unutmayın... Kim bilir belki de gerçekten özgürleşmek, başkalarının da hayal etmesine ve onların peşine düşmesine yardım etmekle mümkün olabilir.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Can Duman, 1977 İstanbul doğumlu. Amatör olarak karakalem çalışmaları, 2 buçuk yılı aşkın bir müzik (gitar, piyano, şan) eğitimi var. Mesleki tercihini önce Bilgisayar programcılığı (Marmara Ün.), daha sonra İktisat (Yıldız Teknik Ün.) üzerine yaptı. Sanatla kendini ifade etmeden yaşamanın vermiş olduğu ağırlık onu yeniden hobi olarak da olsa müziğe, ama daha çok yazıya yönlendirdi. Duygularıyla ve özbilinciyle etkileşimini şu sıralar yazıyla daha iyi ifade edebildiğini düşünüyor ve hem edebi hem de toplumsal konularda makale çalışmalarına profesyonel anlamda ilk defa İndigo Dergisi'nde adım atıyor. Detaylı Bilgi


 Okul Öncesi Dönemin Önemi (0-6 Yaş)

 Baharları Sevmek, Ama Hasta Olmadan

 Otistik Çocuklar İçin Bir Yaşam Köyü

 Sessizliğim Bomboş

 Daniel Jacob ile Eğitim Üstüne

 Anne Olmayı Öğreniyorum

 Şimdi Okullu Olduk

 Yeni Çocukların Bilimi

 Dünyada Yeni Neslin Çocukları Bilinci Genişliyor

 Okuma Yazma Sistemi Değişti

HABERLER

 

 

"İstanbul'un Sokak Hayvanları Sorunu Beş Yılda Halledilir"


Müzik... Yeni Çağın Şifa Kaynağı...


Çocuklarımıza Verilen Eğitim ve Bize Düşen Sorumluluklar


Daniel Jacob ile Eğitim Üzerine


Doğal Bir Tedavi Yöntemi: Heomeopati


Okul Öncesi Dönemin Önemi (0-6 Yaş)


Yeni Çocukların Bilimi


Göztepe Parkı’na Cami Projesi 


Baharları Sevmek Ama Hasta Olmadan!


Atıklar Biyodizel Yakıta Dönüştürülebiliyor


Otistik Çocuklar İçin Bir Yaşam Köyü


Uzaklardan Bakış, Şamanik Astroloji


Yoga Sınıfı 1: Yogaya Başlarken…


Stres Yönetimi, Ragurham Röportajı


Eğitimde Akustik Koşullarının Önemi


Hayat Üçgeni: Deprem ve Korunma

 

KÖŞE YAZARLARI

Can Duman

Kalpleri Yuva’larından Sökülen Küçük Çocuklar, Kalplerinin Büyük Tamircilerini Bekliyor


Özge Esirgen 

Adam


Asu Sanem Kaya

Anne Olmayı Öğreniyorum


Meltem Bingöl

Yüzyıllık Çığlık


Doruk Oğuz 

İçimizdeki Gerçek Ses 


Tuğba Kavas

Uyuşturucu


Burçak Alkanlı

33 Yaşında Nasıl Vejetaryen Oldum?


Uzay Gökerman

Neden spritüel bir arayış içinde olur insan?


Funda Umut Pakkal

Şimdi Okullu Olduk


Burak Kaan Kızılkan

Enerji ve Biz


Haluk Tunç İlker

İçerideki Dans


Rüya Yüksel 

Alkolle Yaşamak

Google
 
Web indigodergisi.com

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  18 Agustos 2008 TSİ 01:00