Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Yazar: Can Duman

Doğru Kalemin Yazdığı Yanlış Yazılar 

Kulak vermeyin bana, yazdıklarıma. Bakmayın dönüp gerinize bir daha bir daha. Alınmayın söylediklerime, gocunmayın sarfettiğim kelimelere. Benim dediklerimin ne kıymeti var ki hayatım dünyada en örnek midir sanki? Allah’ın kuluyum elbette ki, hatası ve sevabıyla. Ama yazdıklarımı yaşatıyor, doğrulttuğuma da şaşırtıyor beni şu Gardırop Dünya. 

Nefret ettiğim gazları hava diye içime çekiyorum. Hava diye soluyorum karbon-stereo-dioksiti. Solungaçlarım olmadığına da yanıyorum bazen şu İstanbul’da. Oksijen tüpü kullanmamıza az kaldı. Aç susuz yaşama fikrinden sonra suda solungaçlarımın olması fikri de cazip gelmiyor değil hani. Denizler altında yirmi bin bir fersah. O son bir ben miyim yoksa? İnci ve mercanlar arama umuduyla yosunlara ve midyelere razı olmak, maceraperest bir hayal kırıklığı tadında karşı konulmaz bir okyanus lezzeti sunabilir bana… Mürekkep balığı ile kitapevi işine girme fikri de az parlak değil hani. Ya da kalkan ve kılıç balığıyla kılıç-kalkan su altı ekibi kurup tarihimizi su altında yaşatmalı… Böyle bir canlılar-arası işbirliği mübalağalı mı? 

Dostluk bazen herkesin gördüğü şeyleri görmezden gelmektir, bazen de kimsenin göremediği şeyleri tokat yemek pahasına söylemektir. Dostluk budur ama anlamaz herkes. Atılınca geri dönüşümü yoktur dostluğun, paketlenip evlere servis yapılamaz. Dostluk sakıncasızdır, yanlış anlaşılmasızdır, sahipsizdir, sahibiyettir bazen de asabiyettir en sevimlisinden. Açıkçası dostluğu kimse işine geldiği gibi yorumlayamaz, ben hariç. Tek bildiğim bunu doğru kalemle yanlışı yazarak yaptığımdır. O zaman bilinir ki en karşı çıkılası şeyler aslında dinamit patlatası değildir. Belki de yoktan var edilecek bir emeğin ön tasarımının iyi niyetler uğruna yok edilişine acıyla şahitlik etmek gibi bir şeydir dostluk. Verilen emeğin her zaman iyi yere gittiği söylenemez ama beklentisiz vermeden yerine ulaştığı da söylenemez. Söylenemeyen daha nice şeyler olduğu kesindir bu konuda. 

Hayatta şahitlik edebildiğimiz şeylere gerçekten şahit olabilmiş miyizdir, yoksa görüp de birşeyler yapamayacağımızı düşünerek yürüyüp geçmiş miyizdir? Gülüp geçtiğimiz şeylerin aslında yaşadığımız şey olduğunu farkedince farketmezden gelmiş miyizdir? En ciddi halimizle yazdıklarımız ya da söylediklerimizin aslında olduğumuz değil olmak istediğimiz şeyler olduğunu kaç yaşımızda anlamışızdır? Ya da aynaya kaçıncı bakışımızda sivilcemizi patlatmadan durabilmişiz ve kendimizi öylece kabul edebilmişizdir? Saatler saatleri kovalarken biz kimi kovalamışızdır? Öylece akıp giden faydalı düşünceleri not almak istediğimizde aklımızın dağılacağı tutması bizi rahatsız etmiş midir? Yoksa her hüzünde bir sahte gülümseme var mıdır, gerçeğe yeğ tutulabilen? Sahtelikle gerçeklik yer değiştirirse hangisinin yeri daha boşlukta kalır? Bütün bu soruların cevabını bilen kişiler yeter artık demedilerse, sözü dolandırmadan konuya gelmekte fayda vardır. Zira sözün dolanıp da gideceği belli bir yer yoktur. Söz ağızdan çıktıktan sonra tekrar ağza konamaz, söz yurtsuzdur yuvasızdır. Dünya kurulmadan önce de söz vardı, yok olduktan sonra da olacaktır. Söz aslında bağlı kaldığımız ve bizi biz yapan en önemli şeydir. Sözün üstüne söz yoktur ki söz söylenebilsin burada… 

Sadelikle abartının ortasında bir yerlerde yok olmaya yüz tutmuş bir biçarelikle kalemimden çıkan en yanlış cümleleri teker teker sıralamaya başladığım günler aslında düşüncelerimi ulu orta seslendirmeye karar verdiğim zamanlardan çok da eski değildiler. Böylece dürüstlüğün beni kurtaracağına en az yersiz konuşmanın zararından dolayı sükûtun altınlığına kapılacağım kadar inanıyordum doğrusu. Ama her şeyin çıktığı ve dâhice üst üste konduğu noktalar bir bir toplandığında bir ayçiçeği tarlası etmiyordu düş dünyamızın içinde aniden bitebilen. Bize ay çekirdeği çıtlatmak ve sessizce düşünmek düşüyordu, düşünceleri sorumsuzca kullanmanın kadere yenik düşürdüğü bütün kirli pasaklı düşleri tek tek ele alsak bile düz yolda yürürken düşmemize engel değildi düşünceli düşünceli basitçe yürümek bile…

Bazen hiçbir amaç olmaksızın kelimelerin ağzınızdan pat diye çıkıverdiği ve sonra ne anlama getireceğinizi bilemeden bir cümle kurmaya uğraştığınız oldu mu hiç? Bu kelimeler aslında bilinçaltınızda duruveren ve en beklenmedik anda çıkıveren, hazırda bekleyip aniden deliriveren hayatta tanıdığım en fırsatçı kelimelerdir ve beni yerin dibine sokar. Oysaki ben, dağarcığımdaki kelimeleri tesadüfen havaya atsam üst üste bir kompozisyon olarak gelirler diye düşünmeyi marifet bilen ben bile kelimelerin elinde aciz kalırım en savunmasız o anlarda. İşte o anlarda ya sonsuza dek susmak ya da o bilinçsiz başlayan cümleyi gözükara olarak tamamlamak gereklidir. Ben böyle anlarda cümleyi ne pahasına olsun tamamlayanlardanım, o cesarete sahibim. İşte o yüzden kalbimde bir şey tutamayan ve kalbimi kirletmeyenlerdenimdir de aynı zamanda. Çünkü kalbimde kalacak en küçük gizli saklılığın bana vereceği acı en fazla böyle bir beklenmedik anda ağızdan çıkan kelime olur ben de. Eğer büyütüp çığ haline getirsem kimbilir ne acı sonuçlara ortam olur bu beden.

Çığın altında kalıp hala kayak yaptığım zannedilmesin bu anlattıklarımdan sonra. Ben bu kadar marifetli biri değilim elbette. Bozguna uğradığım anlar herkesinkinden belki de bir kat fazla. Ama bildiğim bir şey varsa kendim hakkında, en azgın bozgunları bile düzgünleştirebilmeyi kendim için bir görev sayarım. Alınacak bir ders yoksa da alırım dersimi ve yalnız kalır ve mutlaka kafamı toparlarım…  

Bu yazıda bir bütünlük arayan gözler boşuna yorulacaklardır ama, okumayı seven yürekler asla boşuna çarpmayacaktır. Hem okumayı hem de yaşamayı seven gönüller kendi paylarına düşen gülümsemeyi alacaklardır. Belki de gözden geçirilecek nice hatalar ve nice doğruluk payları vardır, eşe dosta ve kendimize düşebilen. Belki de kendi düşmemize ve düşünmemize gülmekte geç kalmışızdır. Belki de kendimizi ciddiye aldığımız derecede ve hatta iki katı kadar kendimizi bir kenara atmalıyız, kendimizi hırpalamadan bunu yapmayı öğrenmeliyiz. Meliyiz malıyız, gereklilik kipidir. O yüzden bu yazıda bu kalemden çıkan meli ve malı kısımlarını atmalıyız. Atlıyız, süvariyiz, “1” beygirlik yolcuyuz.

Kervan gelir ve kervan geçer, develer tellal pireler berber iken, sabrın sonu selametmiş, hayallerin sonu yokken, uçsuz bucaksız bir ülkede, sebeplere sığınmış insanların sakince kaçtığı ikilemler ve boşluklar arasında kendilerine has bir köşeleri olurmuş. İşte bu köşelere kendilerinden başka kimseyi almazlarmış çünkü eğer biriyle paylaşılsa zaten bu köşeler de ortada kalmazmış. Yalnızlık diye bir şey de olmazmış. 

Demek ki ortada bir sorun ve buna karşılık bir çözüm varsa, o da sığınılan bu köşelerin aslında paylaşılmakla küçüldükleri veya hayal kırıklığıyla büyüdükleriymiş. Bir kişi diğeriyle paylaşacak ne kadar çok şey bulursa gizli köşesi yok olabilir… Teoride bu mümkün gibi görünse de ben yine de köşeme sımsıkı sahibim ve benden başka kiracı istemiyorum. Benim istediğim tek şey başkalarının kalbinde de yazlık bir köşe edinmek… İşte buda sıcak kışlık köşemden feragat etmemi gerektiriyor. Demek ki ben kendimden verdiğim ölçüde başka bir kendimden daha bulup yanıma alabilirim… Bu da bana gayet adil görünüyor… Ama bunların hepsinin tepemizdeki bizi baş aşağı çeviren aynadan nasıl göründüğünü aynayı tutan o ellerin sahibi dışında hangimiz bilebilir?


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Can Duman, 1977 İstanbul doğumlu. Amatör olarak karakalem çalışmaları, 2 buçuk yılı aşkın bir müzik (gitar, piyano, şan) eğitimi var. Mesleki tercihini önce Bilgisayar programcılığı (Marmara Ün.), daha sonra İktisat (Yıldız Teknik Ün.) üzerine yaptı. Sanatla kendini ifade etmeden yaşamanın vermiş olduğu ağırlık onu yeniden hobi olarak da olsa müziğe, ama daha çok yazıya yönlendirdi.  Duygularıyla ve özbilinciyle etkileşimini şu sıralar yazıyla daha iyi ifade edebildiğini düşünüyor ve hem edebi hem de toplumsal konularda makale çalışmalarına profesyonel anlamda ilk defa İndigo Dergisi'nde adım atıyor. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

“Hippie”ler Yeniden Doğuyor


Heykellerin Üstadı


Suların Çekilmesiyle Gelecek Kıyamet


Nazca Çizgilerinin Sırrı


Kadının Adı


'Engel'lenemeyen Çocuklar


Pembe Hayatın Kaldırım Serçesi


Gençlik ve Ergenlik Şeytanları


Yeni Dünya Düzeni ve Terörizm


BDönmesi Hayatı Zorlaştırıyor


Anti-Yaşlanmanın Vitaminleri


Beyin Sağlığı İçin Öneriler 


Kelaynaklar Göç Yolunda


Yüzylların Uyuyan  ilçesi: Lice


Her Şeyin Teorisi Bir Mi?


Atatürk’ten Öğrendiğim Bir Şey Var


Hala, Her Yerde, Dönüyorsun...


Dijital Magandalık 


Gömürgen’de 14 Gönüllüyüz! 


"The Secret" Hatalarına Çok Yönlü Bir Bakış


Alfred Adler, İnsan Çabalarının Temeli; Yetersizlik Duyguları


Tanıdık Yabancı

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Melda Güngül

Özgürlük İllüzyonu


Hale Karaarslan

Özgür İnsan Olmak


Can Duman

Doğru Kalemin Yazdığı Yanlış Yazılar 


Hale Karaarslan 

Sevgide Yok Olmak 


Meliha Başal

Küçük Sevinçlerimizi Kaybettik


Didem Çivici

Hu


Tuğçe Karaarslan

Dört Gün


Rüya Yüksel

Evren Boşlukları Sevmez


Eray Çetinkaya

Bu Ego’yu Sevsek Mi? 


Asu Sanem Kaya

Tanrı; Bir de Yaşamdır, Yaşam; Bir de Tanrıdır


Didem Çivici

Mor Yağmur 


Nilgün Doğan

Düşlerimdeki Yaşam - III


Burcu Akar

İçimizdeki Bizden Sesler


Didem Çivici 

Özlem


Gürhan Faik Yeğit

Biraz da Tabiatı Sevmeyi Öğrenelim

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11