|
Yazar: Can Duman
Olmak Ya Da Olmamak
Olmak ya da olmamak(*) ve
bunun ardında kalanlar… Bizi bizden alanlar, yüreğimizden bir
şeyleri alıp yerine ağrılar bırakanlar… Garip ama gerçek olan
bütün yaşadıklarımız… Bize lazım olmadığını bildiğimiz halde
uçup gidesiye yaşananlar, maziden bize emanet atiye ait
hatıralar... Hayır demenin mümkün olmadığı, evet demenin de zor
olduğu, dur demenin elimizde olmadığı, öl demenin de kahırdan
ağır olduğu durumlar… Ah etmenin kaçınılmaz olduğu anlar… Belki
bu işte bir grilik daha var… Matlaşıyor gitgide cümleler. Beni
yarımlayamıyor bu içimden geçenler… Ama yine de alnımıza
damlıyor kanlı bilmeceler… Düşünmek, bir yüreklik sanat iken
düşünmüyor bu kursakta kalan hevesi, kaderin son saniyede attığı
ofsayttan goller... Hayatın liginden düşüyoruz yalnızlık ve
ıssızlıktan, belki de birbirimizden habersiz boş yere üşüyoruz…
Doğarken ağladı ya her insan,
acısıyla yanan ciğerlerinin… Sonra büyüdü ve yakmaya devam etti,
kâh egzozla kâh nikotinle sıvayarak duvarlarını… Bir yangından
arta kalan küllerle yanardağlar yaratmak istedi, düşünmeksizin
var olmanın acılarını. Hedef tahtası olmamak için, olmayı
hedeflemek ve küllenmemek için, içten içe yanmak ve acılarla
pişmek istedi, zaman zaman gülmek için… Kime konarsa yürek onu
koklamak, ya da kim daha fazla severse onu sevmek değil,
beklentisizce ve sonsuza dek sevmek istedi, sevdikçe genişleyen
bir yüreğe sahip olmak için… Bazen seni sevmeyeni sevmek de
doğru, seni göremeyeni görmek gibi, talihsizce bir çarpışmaya
engel olmak için… Kabul edebilmek de iyidir bazen vazgeçilmeyi,
hoş görmek gözden çıkarılmayı, tencereden buharlaşan bir damla
su olup, bir dirhemden bir bütüne ulaşabilmek ve tekrar susayan
kupkuru toprağa düşmek için… Belki o zaman filizlenen güçlü bir
meşe ağacının ululuğuna yetişirdi boyumuz ve seksenlik bir
ninenin toprak rengi gözlerindeki yorgunluğun ve suyu kana kana
içen Mali’deki bir çocuğun neşesi kadar görkemli olurdu kim
bilir...
Çok daha soyut olabilir miydi
ifadeler, bilinmezliğin tarif edilemez gizemliliğine
sürüklenseydik biraz daha eğer… Ama yine de eksik kalacak bazı
şeyler, yaşamaya ve olmaya dair. O zaman süpürgeyi ele almak ve
süpürmek gerekir yere dökülen hayal kırıklarımızı. Yaşamın daha
neleri var çantasında gizlediği, kaç tane tavşanı var bizim
bilmediğimiz. Belki de bilmemektir gizli tercihimiz ve bunun
yarattığı heyecanın verdiği kifayetsiz kalışlar… Kim büyüsünü
bozmak ister ki kaderin gizemli ağının ve an be an değişen
etkisinin varacağı son noktayı kaç kişi görmek ister, elleriyle
çizdiği hayat yolunun patikalarındaki sırları keşfetme şansını
reddedip de? Ya bir keçi yolunda kaybolarak bitiyorsa bu
hikâyenin sonu? Gökten kaç elma düşerse düşsün, keyifli olabilir
mi bunu bilerek dinlemek?
Rengârenk bir piyano
tuşlarında gezen müzik sihirbazının tınıları(**), ruhumun kayıp
ırmaklarına giden yollardan geçermiş… Timbuktu’dan yükselen bir
blues ritminin evrene yükselişleri (***) düş dünyamın
derinliklerinden bulutlara merdiven dayarken, engelli bir kız
çocuğu ayağa kalkıp arkadaşlarıyla oynamayı düşlermiş… Dar
gelirli bir genç kız hayalindeki gelinliği alıp evleneceği günü
hayal ederek başkalarının giyeceği şeyleri dikerken, Ankara’daki
bir memur çocuğunu iyi bir okuldan mezun olurken görebilir işten
eve giderken…
İnsanların hayalleri
insanlara yetmezken, biz kimiz ki onlara mutlu olmaktan
bahseden? Yine de bulaşır ve ulaşır birbirine içimizdeki hisler
belki birleşik hayal dünyamızdan… Olmak lazım galiba, hiçlik
çukuruna yuvarlanmadan önce… Ve dokunabilmek lazım, salt
düşüncenin donakaldığı yerde, eylemsizliğin sevimsizliğine... El
uzatmak ve sevindirmek lazım çocukları, çünkü onların
gülümsemesi değebilirdi ancak yetişkin bir kalbin çocuksu
yaralarına... Fakat ya her yetişkin büyümeye çalışan bir
çocuksa? Sonrası sessizlik midir dersin? İlacımız yoktur
zamandan gayrı, meğerki kalbimizin yarasını yaralı kalplerin
sevgisi iyi etsin… Yine de “çocuklar” sevinsin, çocuk gibi
sevinsin…
*
“Hamlet”,
Shakespeare, “to
be or not to be ...
**
Anjelika
Akbar …
***
Ali Farka Toure …
YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Can Duman,
1977 İstanbul doğumlu. Amatör olarak karakalem çalışmaları, 2
buçuk yılı aşkın bir müzik (gitar, piyano, şan) eğitimi var. Mesleki tercihini önce Bilgisayar programcılığı (Marmara Ün.),
daha sonra İktisat (Yıldız Teknik Ün.) üzerine yaptı. Sanatla
kendini ifade etmeden yaşamanın vermiş olduğu ağırlık onu
yeniden hobi olarak da olsa müziğe, ama daha çok yazıya
yönlendirdi. Duygularıyla ve özbilinciyle etkileşimini
şu sıralar yazıyla daha iyi ifade edebildiğini düşünüyor ve
hem edebi hem de toplumsal konularda makale çalışmalarına
profesyonel anlamda ilk defa İndigo Dergisi'nde adım atıyor. Detaylı Bilgi
|