|
Yazar: Can Duman
Sonbahar Melankolisi, Öz
Derdinle Düçar mısın?
Sonbahar mevsimi, hüzün ve melankoli
çağrıştırıyor bana... Genellikle bu ayda bu duygulardan uzak olamıyor insan,
ya da tarih kendini tekerrür etmekte ısrar ediyor. İsyan edebiliyor bazen
içim, dışımın bu ayak dolaşmasına, aklının karışmasına, dert içinde pirinç
ayıklamasına... İsyan ettiğim zamanlarda elime kalemi alıyor ve başlıyorum
yazmaya... Soğan soymaya benziyor evet, ama ferahlatıyor insanı... Ya da
bastırdığın hüznünü dışavurmanı sağlayan sihirli hüzün çikolatasından bir
tane yemeye benziyor... İşte böyle dinleyin anlatacaklarımı... Kendinize de
pay çıkartarak, hüzün çikolatasından...
Söyleyeceklerim yeni başladı daha ama
yolun başından bir arpa boyu ilerlemem var, ve bununla da hayata bir meydan
okumam var. Aşığım ve seviyorum diyesim de var, sinirden kalemimi yiyesim de
var. Engellere ve tuzaklara takılıp düşesim var, sonra bunlardan daha
güçlenerek çıkasım var. İlerleyesim var, gerileyesim var. Adımımı atarken
bir ayağım taşa takılıyorsa yerinden kımıldamadan duyarsız kalan öteki ayak
utansın. Ben bir adım attım, seçimimi yaptım, artık herkes kendi işine
baksın...
İstediğim o başarı ve özgüvenle dolu
insanı oynayabilmek adına hayat kitabına en başından yazdıklarımı silmeyi
göze alabildiğime göre, hoş etiketleri nahoş iğnelemelerle değiş tokuş
edebildiğime göre, öğrenme uğruna egomu törpüleyecek kadar trafiğin tersine
gidebildiğime göre demekki benim de hayattan bir şamar yiyesim var... Şamar
yemeyen terbiye alamıyor sanki, ama hayat tokadını haber vermeden vuruyor ve
o yüzden kimseden özel şefkat bekleyemezsin, eğer yalnız ve kendi yağından
kavurma olmaksa derdin. Kim aşkı sevgiyi, çiçeği ve böceği vakitli vakitsiz
kendi hayat ağacına kondurmak istemişse, o yüzmeyi öğrenmeden nehirde
yıkanmak istemiş demektir... Şapkamı önüme koydum düşünüyorum. Nerede hata
yapıyorum, mücadelem nereye kadar... Bir yerlerde hala varolan tutunma
içgüdüsü inadına yapıştırıyor ellerimi yaşamın yakasına...Şu birkaç 5 yıldır
varolan ve birer birer aşılan tepeler karakterimin en dik ve düz yamaçlarını
belirlerken... Açılmaya başladı şikayetler çeşmesi...
Derken:
Hani hükmedici insanların şu yıpratıcı
egoları yok mudur yahu, şahsiyetinizin üstüne tüm ağırlığıyla binen, kendini
ortama lider addeden, ismi cisminin önünde giden, sayın bey veya hanım ve
ahşap masandaki mermerden yaptırdığın ünvan... Bu yüksek seviyelerini bizden
mahrum etmeyip paylaşan tüm egolara teşekkürü borç bilirim. Hatta borçlanıp
faiziyle geri öder, alacaklarımı silerim. Bıraksalar beni ben kendi hürriyet
şehrimi er geç inşa ederim. Ama değiştirecekler illa, kendilerine
uyduracaklar ya sonunda. Sonra sonra ben ayacak ve yıpranmaktan
vazgeçeceğim... Ama huyunu suyunu değiştirdikten sonra kendime kızmaktan ve
sonra tekar hoşgörmekten başka yapacağım ne ki?... Kendini suçlayabilirsin
belki ama bilakis, hiç de reddedemezsin değil mi?
İstediğim herşeye ulaştım demene kalmaz,
işte o zaman savaş başlar ve hayatında küçük kıyametler kopar. Ondan dolayı
istekler sınır tanımaz, onun için gelecekten ödünç alınan güvence
eksiklikleri devamlı artar ve onun yüzünden çok tüketmek daima üretmeyi
gerektirir, ve onun için içindeki boşluğu dolduramazsın hala... İşlerin
muhakkak bir yenisi ortaya çıkar, düşünme ve nefsini muhasebe etme zamanın
gelir geçer. Ama umudu kaybetmeye hiç gerek yoktur, tramvayın ayak izi
raylarında gizlidir. Takip ettikçe, ömrünü törpüleyecek bir tavşanı önünde
koşarken buluyorsun... O koşuyor sen peşinden. O koştukça sen de peşinden. O
su içmek için durunca sen de onu geçeceksin nanik yaparak... Sonra bir de
bakmışsın susuzlukların seni ağırlaştırmış ve tavşan atlatmış seni. Demekki
bu bellek yitimi seni de sarmaya başlamış. Binbir geceden daha da hin bir
geceye geçerken, duygusal ve egosal tatminsizlik savaşların canını yakmaya
başlamış...
Hastalık fazla zuhurda olmamış neyseki,
sağlığın en azından yerli yerinde mi? O zaman şükürler olsun sana Allah’ım
diyeceksin, biraz da çevrendekilere de o iri ela yahut kısık ve mat
gözlerini çevirerek... O zaman ya ne kadar şanslı biri olduğunu göreceksin
ya da göremeyeceksin ne kadar şanslı biri olsan da, bunu bir türlü açık
seçik bilmeyeceksin. Bilen bilmeyenle bir olduğundan beri, şu bitmek
bilmeyen karmaşanın yer aldığı bir evrende, bizler sağlığımızı,
sevdiklerimizi korusun diye Yaradan, içten içe yalvararak kelam-ı bedenle
dua ediyoruz an be an. O halde biliyoruz, kendimizi korumayı ve ilerlemeyi
öğreninceye kadar devam eden bu çaba ve coşku bizimle birlikte büyümeyi
sürdürecek elbet.... Tek bilemediğimiz, en büyük sır kendimizde ve bize
ödünç verilen güzellikler, hani bilinçaltına itelediğimiz, şu hırsların
altına süpürülen sevgi ve hoşgörü zerreciklerinde... Siz ve ben yok bundan
sonra, sen ve ben var artık onun yerine...Biz ve sen de yok, ben ve sen var
yerine...
O zaman o biz dediğimiz şeyde aslında bir
tek bizimledir, bir de ikimizdedir... Ve bir de biz hepimize hepimiz bize
etkiyebiliyorsa... Ve affedememezlik hastalığı ruhen bizi yaralıyorsa...
Gene de en çok kendimiz edip kendimiz bulduk diyebiliriz... Evet kendi
yolumuzda yalnızız. Ama bu bir lanet anlamında asla anlaşılmamalı... İnsanı
kötülükten yıldırabilen en kuvvetli rüzgar iyiliktir deyip her kurumuş
toprağa iyi niyet fidanları dikmek yakışır... Bir de sonsuza kadar herşeye
ve herkese güvenmeyi, barışmayı, kalbimizle bilmeyi istemenin bir cazibesi
var ya?
Nabzımın tutulamayacak denli
hızlanacağını bilmesem o cazibeyi yakalardım ama... Hayal kırıklıkları var
ya... Ne sen sor ne ben söyliyeyim.. Bize de yürüyüp gitmek yakışır bu
yolda...
YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Can Duman,
1977 İstanbul doğumlu. Amatör olarak karakalem çalışmaları, 2
buçuk yılı aşkın bir müzik (gitar, piyano, şan) eğitimi var.
Mesleki tercihini önce Bilgisayar programcılığı (Marmara Ün. ),
daha sonra İktisat (Yıldız Teknik Ün. ) üzerine yaptı. Sanatla
kendini ifade etmeden yaşamanın vermiş olduğu ağırlık onu
yeniden hobi olarak da olsa müziğe, ama daha çok yazıya
yönlendirdi. Duygularıyla ve özbilinciyle etkileşimini
şu sıralar yazıyla daha iyi ifade edebildiğini düşünüyor ve
hem edebi hem de toplumsal konularda makale çalışmalarına
profesyonel anlamda ilk defa İndigo Dergisi'nde adım atıyor. Detaylı Bilgi
|