Sayı 35|AĞUSTOS 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Yazar: Can Duman

Suskun ve Keskin

 

Yazar: Yasin Sarı

Sirius Burada

 

Yazar: Fehmi Özçelik  

Oyun

 

Yazar: Mehmet Yapıcı

Sen Yoktun

 

Yazar: Can Duman

Bilinmezin Sensizi

 

 

 

 

 

Yazar: Can Duman

Sonbahar Melankolisi, Öz Derdinle Düçar mısın?  

Sonbahar mevsimi, hüzün ve melankoli çağrıştırıyor bana... Genellikle bu ayda bu duygulardan uzak olamıyor insan, ya da tarih kendini tekerrür etmekte ısrar ediyor. İsyan edebiliyor bazen içim, dışımın bu ayak dolaşmasına, aklının karışmasına, dert içinde pirinç ayıklamasına... İsyan ettiğim zamanlarda elime kalemi alıyor ve başlıyorum yazmaya... Soğan soymaya benziyor evet, ama ferahlatıyor insanı... Ya da bastırdığın hüznünü dışavurmanı sağlayan sihirli hüzün çikolatasından bir tane yemeye benziyor... İşte böyle dinleyin anlatacaklarımı... Kendinize de pay çıkartarak, hüzün çikolatasından...

Söyleyeceklerim yeni başladı daha ama yolun başından bir arpa boyu ilerlemem var, ve bununla da hayata bir meydan okumam var. Aşığım ve seviyorum diyesim de var, sinirden kalemimi yiyesim de var. Engellere ve tuzaklara takılıp düşesim var, sonra bunlardan daha güçlenerek çıkasım var. İlerleyesim var, gerileyesim var. Adımımı atarken bir ayağım taşa takılıyorsa yerinden kımıldamadan duyarsız kalan öteki ayak utansın. Ben bir adım attım, seçimimi yaptım, artık herkes kendi işine baksın...

İstediğim o başarı ve özgüvenle dolu insanı oynayabilmek adına hayat kitabına en başından yazdıklarımı silmeyi göze alabildiğime göre, hoş etiketleri nahoş iğnelemelerle değiş tokuş edebildiğime göre, öğrenme uğruna egomu törpüleyecek kadar trafiğin tersine gidebildiğime göre demekki benim de hayattan bir şamar yiyesim var... Şamar yemeyen terbiye alamıyor sanki, ama hayat tokadını haber vermeden vuruyor ve o yüzden kimseden özel şefkat bekleyemezsin, eğer yalnız ve kendi yağından kavurma olmaksa derdin. Kim aşkı sevgiyi, çiçeği ve böceği vakitli vakitsiz kendi hayat ağacına kondurmak istemişse, o yüzmeyi öğrenmeden nehirde yıkanmak istemiş demektir... Şapkamı önüme koydum düşünüyorum. Nerede hata yapıyorum, mücadelem nereye kadar... Bir yerlerde hala varolan tutunma içgüdüsü inadına yapıştırıyor ellerimi yaşamın yakasına...Şu birkaç 5 yıldır varolan ve birer birer aşılan tepeler karakterimin en dik ve düz yamaçlarını belirlerken... Açılmaya başladı şikayetler çeşmesi...

Derken: 

Hani hükmedici insanların şu yıpratıcı egoları yok mudur yahu, şahsiyetinizin üstüne tüm ağırlığıyla binen, kendini ortama lider addeden, ismi cisminin önünde giden, sayın bey veya hanım ve ahşap masandaki mermerden yaptırdığın ünvan... Bu yüksek seviyelerini bizden mahrum etmeyip paylaşan tüm egolara teşekkürü borç bilirim. Hatta borçlanıp faiziyle geri öder, alacaklarımı silerim. Bıraksalar beni ben kendi hürriyet şehrimi er geç inşa ederim. Ama değiştirecekler illa, kendilerine uyduracaklar ya sonunda. Sonra sonra ben ayacak ve yıpranmaktan vazgeçeceğim... Ama huyunu suyunu değiştirdikten sonra kendime kızmaktan ve sonra tekar hoşgörmekten başka yapacağım ne ki?... Kendini suçlayabilirsin belki ama bilakis, hiç de reddedemezsin değil mi?

İstediğim herşeye ulaştım demene kalmaz, işte o zaman savaş başlar ve hayatında küçük kıyametler kopar. Ondan dolayı istekler sınır tanımaz, onun için gelecekten ödünç alınan güvence eksiklikleri devamlı artar ve onun yüzünden çok tüketmek daima üretmeyi gerektirir, ve onun için içindeki boşluğu dolduramazsın hala... İşlerin muhakkak bir yenisi ortaya çıkar, düşünme ve nefsini muhasebe etme zamanın gelir geçer. Ama umudu kaybetmeye hiç gerek yoktur, tramvayın ayak izi raylarında gizlidir. Takip ettikçe, ömrünü törpüleyecek bir tavşanı önünde koşarken buluyorsun... O koşuyor sen peşinden. O koştukça sen de peşinden. O su içmek için durunca sen de onu geçeceksin nanik yaparak... Sonra bir de bakmışsın susuzlukların seni ağırlaştırmış ve tavşan atlatmış seni. Demekki bu bellek yitimi seni de sarmaya başlamış. Binbir geceden daha da hin bir geceye geçerken, duygusal ve egosal tatminsizlik savaşların canını yakmaya başlamış... 

Hastalık fazla zuhurda olmamış neyseki, sağlığın en azından yerli yerinde mi? O zaman şükürler olsun sana Allah’ım diyeceksin, biraz da çevrendekilere de o iri ela yahut kısık ve mat gözlerini çevirerek... O zaman ya ne kadar şanslı biri olduğunu göreceksin ya da göremeyeceksin ne kadar şanslı biri olsan da, bunu bir türlü açık seçik bilmeyeceksin. Bilen bilmeyenle bir olduğundan beri, şu bitmek bilmeyen karmaşanın yer aldığı bir evrende, bizler sağlığımızı, sevdiklerimizi korusun diye Yaradan, içten içe yalvararak kelam-ı bedenle dua ediyoruz an be an. O halde biliyoruz, kendimizi korumayı ve ilerlemeyi öğreninceye kadar devam eden bu çaba ve coşku bizimle birlikte büyümeyi sürdürecek elbet.... Tek bilemediğimiz, en büyük sır kendimizde ve bize ödünç verilen güzellikler, hani bilinçaltına itelediğimiz, şu hırsların altına süpürülen sevgi ve hoşgörü zerreciklerinde... Siz ve ben yok bundan sonra, sen ve ben var artık onun yerine...Biz ve sen de yok, ben ve sen var yerine...

O zaman o biz dediğimiz şeyde aslında bir tek bizimledir, bir de ikimizdedir... Ve bir de biz hepimize hepimiz bize etkiyebiliyorsa... Ve affedememezlik hastalığı ruhen bizi yaralıyorsa... Gene de en çok kendimiz edip kendimiz bulduk diyebiliriz... Evet kendi yolumuzda yalnızız. Ama bu bir lanet anlamında asla anlaşılmamalı...  İnsanı kötülükten yıldırabilen en kuvvetli rüzgar iyiliktir deyip her kurumuş toprağa iyi niyet fidanları dikmek yakışır... Bir de sonsuza kadar herşeye ve herkese güvenmeyi, barışmayı, kalbimizle bilmeyi istemenin bir cazibesi var ya?  Nabzımın tutulamayacak denli hızlanacağını bilmesem o cazibeyi yakalardım ama... Hayal kırıklıkları var ya... Ne sen sor ne ben söyliyeyim.. Bize de yürüyüp gitmek yakışır bu yolda...


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Can Duman, 1977 İstanbul doğumlu.  Amatör olarak karakalem çalışmaları, 2 buçuk yılı aşkın bir müzik (gitar, piyano, şan) eğitimi var.  Mesleki tercihini önce Bilgisayar programcılığı (Marmara Ün. ), daha sonra İktisat (Yıldız Teknik Ün. ) üzerine yaptı.  Sanatla kendini ifade etmeden yaşamanın vermiş olduğu ağırlık onu yeniden hobi olarak da olsa müziğe, ama daha çok yazıya yönlendirdi.  Duygularıyla ve özbilinciyle etkileşimini şu sıralar yazıyla daha iyi ifade edebildiğini düşünüyor ve hem edebi hem de toplumsal konularda makale çalışmalarına profesyonel anlamda ilk defa İndigo Dergisi'nde adım atıyor. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Marmara’nın Altı Çatırdıyor!


Olasılıklar Fiziği Kuantum


Zaman Omurgası


Şiddeti Önce Çocuklar Sonra Gençler Önleyecek


Denizler Sizi Çağırıyor!


Küresel Isınma Alaska'nın Göllerini Kurutuyor


Ve Ortadoğu’da Güneş Bir Kez Daha Battı...


Okullarda Satranç Dersi


Füzyon Deneyi Başarıldı


Manyetik Alanın Sağlığa Etkileri


Dünya'nın Salınımları, Yokoluşu Tetikliyor


Kanseri Yok Eden Virüs


Her Derde Deva İsveç İksiri


Rembrandt Desen Sergisi Pera Müzesi'nde


An'da Öz'e Dair Sohbetler: Şiva


Astroloji: Hazırlık


Nezle ve Grip İçin Doğal Reçete: Yoga

 

KÖŞE YAZARLARI

Özgür Teker

Bekliyorum Gelmiyorsun  


Uzay Gökerman

Anlayış


Mahmut Şaylıkay

Küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni


Melda Güngül

Tarihi Yeniden Yazma Dairesi


Uzay Gökerman

Kabul Edilebir “Risk”


Funda Umut Pakkal

Olanıksızlıklar Alanında Uzmanlaşmak


S.Kuzey Yıldız

Nemos Kek Renginde Acı Bir Deneyim


Fırat Erdoğan

Renklerin Gölgesinde 


Rüya Yüksel

Sınırlar, İçinde Sonsuz Özgürlüğü Barındırır


Didem Çivici

İlişkideki Ben


Özge Esirgen

Biraz daha Doğu(m)


Can Duman

Sonbahar Melankolisi, Öz Derdinle Düçar mısın?  


Didem Çivici

Sonbahar


Burçin İvren 

Holistik Evren Tasarımı


Burçin İvren 

Konuşurcasına


Burçin İvren 

Sosyal Zeka Mı, Ya Da Bir Oyun Mu?

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  18 Agustos 2008 TSİ 01:00