Sayı 58 | Temmuz 2010                Anasayfa  |  Kurumsal Reklam Arşiv |  Gündem |  Röportajlar |  İndigo Dünya |  İnsan |  Sağlık  |  Kültür Sanat  | Çocuk  |  Eğitim  |  Çevre |  Bilim



 Paylaş


BAĞLANTILARIMIZ

Sinema Life

Nasıl Daha İyi Yaparım?

Mor İnovasyon

Mustep

Sonsuz Us

Satranç Dünyası

Sessiz Bilgi

 

 

Yazar: Can Duman

Değişimin Değiştiremedikleri 

Ne kadar değiştiğimizi düşünsek de, yaşam bizi ne kadar olgunlaştırmış olsa da, hep saf kalan ve kendine has zaafları barındıran bir yanımız da var öyle değil mi? Aşk oyunu, ego tuzakları, kibir, yetenek, bilgi, güç…. Bütün bunlar bazen bizi yerimizde saydıran, ayağımıza dolanan tatlı birer tuzak gibi. Zamanla iyi yönde değiştiğim düşüncesi her ne kadar uyansa da, insan olmanın verdiği naif yanımla hep hatalar yapmaya hazırım, yükselmeye ve erdemler edinmeye aday olduğum kadar… Galiba sağlıklı bir insan olmak için buradaki denge unsurunu hayat boyu kaybetmemek gerekiyor…Siz ne dersiniz? 

En Gönüllü Sersemlik: Aşk… 

Nesin sen, aşk? Neyin gerçek, neyin tutarlı? Neden içimize doğarsın, belimizi bükersin…Neden bizi aniden göğün yedi kat üstüne çıkartır ve sonra da yerin yedi kat dibine sokarsın? Derdin nedir senin, nedir senden çektiğimiz? 

Ey aşk senin işin gücün yok mu? Benim için söylediğin her şey ve göstermeye çalıştığın her imaj yalan, bunlar ben değilim su üstünde kalan…Diplerde yer alan gerçek anlamımı unutturdun, gözbebeklerimden ruhuma ve oradan da bedenime doğru yükselen bir acayip hoşluksun…Ama aynı zamanda beni yerden yere çalan, içinde kaybolduğum bir boşluksun…Derin dehlizlerin var ve labirentlerinden günyüzü göremiyorum, ve bazen o körlükle gösterdiğin ışıkları güneş sanıyorum… Tavuk karasından olmalı… Karasevdalar yüzünden… Birkaç kopyasını çıkarmasaydım özgüvenimden, senin yüzünden kaç defa kaybettiğim ruhumu nereden bulurdum?…Ne zor bir deneysin, benden dahi zorsun…Tehlikeli bir oyunsun… 

Ne mutlu ki ben her aşık olduğumda küllerimden doğarım… Her kendimi unuttuğumda, göklerden inip yeryüzüne, oradan da yerin yedi kat dibine çarptığında, her ruhumu örseleyip izler bırakıp kaçtığında, gerçek benliğimle hayat sahnesinde yeniden varolurum… Canlanma diyetimi ödemek zorunda kalsamda varlığınla, varolmak için … Ama yalan yok tatlısın, eski bir alışkanlıksın....  Sonunda kalbimi fena kıracaksın… Aşık mısın diye sorarlar… Aşk mı, yoksa mecbur muyum? Aşk bizi kendine alıştıran bir acıdır… Biberin tatlısı olsaydı adı başka ne olabilirdi ki? Yoruldum senden, uzak dur benden… Eh, yani bir süre.. Biraz geleyim kendime… 

Yazının Yolculuğu… 

Bir yazarın en büyük çelişkisi ve en büyük kaygısı, kendi kendini tekrarlamaktır… Hatta en önemli çekincesi de eserlerinde kendi kendinden izler bırakmaktır. Ama bu kaçınılmazdır. Bana göre bu işte en önemlisi, kendinde başkalarının duygularını, başkalarında da kendi duygularını bulabilmek, ve bunları en içten bir dille okuyucularına yansıtabilmektir… Oysa gelin görün ki, her zaman kendi kontrolünüzde gitmez… İster istemez hayatınızda olup bitenler, önceleri kartopuyken eserlerinizi çığ altında bırakabilir. Belki de yazı kendi kaderini kendi çizmeye meyletmeye başlıyor düşüncesini uyandırır insana... O edilgenlikten sıkıldı artık! En sonunda ipleri eline alıyor ve yazarın eğip büküşlerine, nokta ve virgüllerine mahkum olmadığını gösterecek bir yol arıyor.. İlk bulduğu yoldan kıvrılıyor, yazarın benliğinden giriyor, duygularından çıkıyor, okuyucunun iç dünyasıyla bütünleşiyor ve matbaalara ulaşıyor…  

Gerçek yolculuğunda ise yazı, yazan ve okuyan arasında yatay olarak gidip gelen bir araçtır… Çünkü her yazar bir okuyucudur ve her okuyucu kendince bir yazar adayıdır… Ta ki dikey olana dek bu böyle sürer… Aslında yazmakta olduğumuz şey, okuduklarımızın kendi süzgecimizden geçirilerek damıtılmış başka bir halidir. En genel geçer olan da bu halin kendimizce güzel bulduğumuz taraflarını okuyanlara yansıtabilmektir.. İçimizdeki güneşi buluncaya kadar, kaynak olduğunu düşünmek belki de en önemli aldanışıdır yazarlığın… Ama esas büyük eserler, içimizdeki zenginlikleri bulmak, ve bunu da sonsuz ışığın kaynağıyla birleştirecek ilahi bir çabayla gerçekleşir.. Acaba kaç tane yazara böyle bir şey nasip olabilmiştir? Bence bir yazarın yazıları, onun kendi kendine olan yolculuğudur.. Her yolculuk heyecan vericidir… Ama bu bir madencinin maden arayışı, ya da bir dalgıcın inci ve mercanları bulmaya çalışması gibidir… Ama hep en pahalı ve en kıymetli şeyler en uzak ve en derinlerde saklıdır… Onları bulup günyüzüne çıkarabilmek… Potansiyelini gerçekleştirebilmek… Bu yazma heyecanının temelinde işte bu anlam gizlidir…

Büyümenin Büyüsü 

Değişmeyen tek şey değişimdir denir… Öyle ama eskiyor bazı şeyler. Nerde o ilk duygusal heyecanlarla yüreği yanan küçük beyinler, nerede bugün sütten ağzı yanmış tecrübeli büyükler… Her çocuk kendi içinde geleceğini tartar ve ileride olmak istediği kişiyi belirlemeye çalışır. Oysa zaman akıp gider. O aktıkça yeni yeni hevesler, farklı dünyalar edinir çocuk… Çocukluğunun doruğunda (gençliğinde) yetişkin olduğu zannına ulaşmıştır, bir sürü hatalar yapar ve hepsinden bişeyler öğrenir.. Bir yetişkin ise bazen asla büyüyemeyen bir çocuk gibidir…Olgun görüntüsü, seviyesi ve insani ilişkilerinin altında çocuksu bir benliği vardır. Bunu belirleyen en temel şey, duygularıdır.Onlar olmadan yaşamın tadına kimse varamaz… Eğer bir insanın dünyasına duygular mantığından daha egemense, o insan savrulacaktır. Eğer mantığı tamamen egemense, o insan doğru insani ilişkiler kuramayacaktır. Sonuçta kıyasıya mutsuzluk… Bunlardan olarak amacım, sistemli olarak kişisel gelişim aşılayan ve çok satan söylemlere ulaşmak popülizmine düşmek değil. Ancak, duyguların büyümenin özünde oynadığı role işaret etmek isterim… Varolmanın büyüsü, her zaman ve sürekli büyümektir…Bence en büyük büyüklük, kendi potansiyelini gerçekleştirirken, insan olduğunu unutmamak, yani büyüdükçe küçülmeyi bilmektir… Bu bir kumardır aslında. Mütevazilik günümüzde bireysel reklama yönelik satışın önünde duran bir engel… Ama bu tür bir düşünce, profesyonel anlamda düşünülemez. Hayatın açmazlarından biri de zaten bu. Kendimizi sunmanın varolmanın önünde gitmesi, insanın özünden çok metaya değer verilmesi anlamına gelir ki, bu da varolurken yok olmak demektir… Çünkü varolabilmenin önündeki en büyük engel, sonsuz ışığın ve Yaratan’ın önünde ne kadar küçük bir zerre olduğunu unutturan aşırılıklara düşmemizdir… Bence insanlığın gelecekteki en büyük hedefi, cehaletten ileri gelen kibiri, ya da kibirden ileri gelen cehaleti (bazen bilgiye, güce ulaşmak hazımsızlık yaratır) yenmek olmalıdır, çünkü insanın insanı horlamasına yol açan her türlü eylemin altında yatan neden budur…  


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Can Duman, 1977 İstanbul doğumlu.  Amatör olarak karakalem çalışmaları, 2 buçuk yılı aşkın bir müzik (gitar, piyano, şan) eğitimi var.  Mesleki tercihini önce Bilgisayar programcılığı (Marmara Ün. ), daha sonra İktisat (Yıldız Teknik Ün. ) üzerine yaptı.  Sanatla kendini ifade etmeden yaşamanın vermiş olduğu ağırlık onu yeniden hobi olarak da olsa müziğe, ama daha çok yazıya yönlendirdi.  Duygularıyla ve özbilinciyle etkileşimini şu sıralar yazıyla daha iyi ifade edebildiğini düşünüyor ve hem edebi hem de toplumsal konularda makale çalışmalarına profesyonel anlamda ilk defa İndigo Dergisi'nde adım atıyor. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Yasi Tarihle Esit: Hasankeyf


Disleksi: Ozel Ogrenme Guclugu


Arka Sokak Modacilari


Okullarda “Beyaz Bayrak” Yarisi 


Hayat Okumakla Guzel


Tuz Golu Lagim Olmadan!


Yeryuzunun Yuzleri


Ada Vapuru’nun Icinde...


Makrobiyotik Beslenme


Besinler Neleri Iceriyor? Hangi Besin Neye Yariyor?


ABD'deki Okullarda Gazli ve Sekerli Icecekler Yasaklandi


Cizgi Filmler Cocuklarin Karakterlerini Etkiliyor


“Oyun” Filmi Odule Doymuyor!


Kadikoy'de Kisa Film Gunleri


Sayilardan Renk, Seslerden Sekil olur


Kendini Koruma Sanati


Muson Mevsiminde Uttaranchal (II.Bolum)


Bir Populer Kultur Urunu Olarak Yoga 


Renklerle Karakter Analizi


Atesli Beyaz Geceler (astroloji)


Sibirya'da Butun Bir Mamut Iskeleti Bulundu

 

KOSE YAZARLARI

Mahmut Saylikay

Baban Mi Var Derdin Var


Uzay Gokerman

Kiyamet Tarikatleri mi?


Didem Civici

Ruhun Yolculugu


Uzay Gokerman

Inanmak


Doruk Oguz

Ey Insan Birey!


Meltem Bingol

Kuslar


Ruya Yuksel

Dostluk uzerine


Burcu Ozgecen

Iliskiler uzerine... 


Burcin Ivren

Bu Sana Ustat 


Cigdem Aksoy

Her Yerde Kar Var


Burak Kaan Kizilkan

Ozgurluk


Mukaddes Ozturk Odaci

Yaradan'a Yakaris


Mahmut Saylikay

Dusumdeki Anneme


SECILMIS SIIRLER

Nebile Ayyuce KOTANCI

Yagmur KOTANCI

Seda OZKARAYURT

 

 


AnasayfaKurumsal | Reklam | Connect | Blog | Arşiv | Arama | İstatistikler | Bağlantılar | Röportajlar | Galeriler | Videolar

Gündem | Dünya | İnsan | Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim | Astroloji | İndigo | İndigonun Sesi

2005-2010 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi’nden kopyaladığınız her yazı için mutlaka yazı linki kaynak olarak gösterilmelidir.

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Künye | İçerik Politikası | Reklam | Telif ve Kopyalama Hakkı | Abonelik