|
Yazar:
Can Duman
–
Mayıs 2008
Kelebek Gibi
Uçamayan Şişman Peygamber Devesinin Celallenişleri
Görebilmeliyim peşime
düşen bulutların azizliklerini, sükûta uğrayan karıncaların süpürge
tohumlarını yutuşlarını ve hisse satışlarının düşüşlerini. Görebilmeliyim
diye geldim Kafdağı ülkesine, Kaf dağının ardındaki pembe renkli bulutların
çocuk uçuran uçurtmaları yutuşlarını. Oysa görebildiğim tek şey, ufkun hayal
edebildiğimden daha da uzakta olduğu oldu, Batıdan daha Doğu. Ufka doğru
yürümek ufuksuzluğun daniskası ve düşüncelerin en sıskasıydı, evet bu doğru.
Koklayabilmek isterdim
parayı, güzel kokar dedikleri fakat kirleten elleri, kapatan gönülleri ve
körleten gözleri. Hayatta kesekâğıdından daha keskin olan tek şey olan
kâğıt paranın akçe kesesine dönüştürdüğü o demirden eller, kirli tırnaklar,
yumak yumak olmuş içten pazarlıklı göbekler ve yumuk yumuk olmuş gözlerden
yana olmayı başaramamış ufku dar insanlardan biri olabilirdim belki. Oysa
pelerinsiz kahramanlar gibi parasızdı da insanlık, bunu ne bilirdim? Ne
hikmetse bir türlü bitmeyen ihtiyaçtı, kararttığı gözlere inen açık yeşil
bir perde, tuhafiyecide duyamayacağınız kadar da tuhaf bir sesle açılıyor
işte; ikinci perde.
Anlatsam da anlamazdılar
beni, dinlesem de dinlemedikleri gibi, ilk defa duymadıkları ve asla
anlamadıkları şeyleri. Barutların patlayamadığı tek yerdi, leş kokulu
çürümüş botlarımın içi. Öyleyse barutlar patlamalıydı içimizde, dökülmeden
cümlelerimize, gelmeden fikirler üstümüze üstümüze. Cümle âlemin dökemediği
baruttan çöpleri döktükleri tek yerdi komşumuzun arka bahçesi. Kanla
yıkandığı belliydi sahte kurtarıcının dünyayı kendisinden kurtardığı kıllı
elleri. Kesekâğıdına doldurup toprağa gömmeli işe yaramaz düşleri, içine de –di’li
geçmiş zaman eklerini koymalı. Böylece başka cümleler kurmayı öğrenir kimi
işsiz ve sözel yeteneksiz yazıcılar. Kös kös tef çalmakla değerlenecekse
eğer Türk sanat musikisiyle yıllanan konaklar, zamanda sıkışıp kalmak için
kaç gramafonluk şarkı var?
Onu bunu bilmem ama izini
bilmediğim, suyunu içmediğim yerlerde ruhumu kaybettiğimde, eve döneceğim
yolu bir kez öğrensem bile bana yeterde artar.
Bir okul bir duvarı yıkık
bir bina yapana kadar, bir öğretmen ve bir öğrenci bulana kadar, bir de ders
çalışmayı öğütleyen ana babalar olmadan bitmiş sayılmaz. Bir ülke, uzaktan
bakmadan, istemeye istemeye terketmeden, soğumuş yüzlere dokunup ellerin
yanmadan önce sevilmiş olmaz. Ve hiç bir yar, yer bile işgal etmediği halde
özlenmeden önce kıymete binmez. Ellerimiz yıkanmadan yemek yenmez. Kurallar
delinmeden ceza verilmez. Deliye 41 birinci kez deli denmeden hiç kimse
delirmez.
Hasta olduğun her gün
sağlıklı gibi davran prensibine uyuyordum elbette, ama günden güne ustalaşıp
beni doktor sanmasınlar diye bu huyumdan vazgeçtim. İçime attığım şeylerden
yaptığım el işlerini satarak zengin olabilirdim ama onun yerine işte bu
cümleyi edebiyat hazinesi ya da sözeniyet gazinosu hevesine uyup da
yanlamasına yazdım. Elleri işte gözü oynaşta dedikleri insan tipine aykırı
bir biçimde insan gibi yaşamaktan yorulan bir aylak ve hayatta iyi pişmemiş
ama zamanından önce kartlaşmış bir çaylak için alnının terlemesi kadar garip
bir şey olamazdı bence. Hâlbuki acılarla dolu hayat, koyayım da on tur at
tarzında bir komediye dönmeden önce kaybedeceği bir kültür seviyesi
bırakmamakta bu kez ısrarcı görünüyorsa da, sağlık ve zaman değerleri
keşfedilen hazinelerden ibaretti, ıssız bir adada ne kadar zengin
olabilirseniz işte o kadar. Gitmem gereken yerlerde bir saniyeden daha fazla
durmamdı bütün kabahatim. Niyet ne kadarsa, akıbet yarısı kadar.
Yaşamaktan şikâyet
ettiğim falan yok benim, beni ister böyle sevin ister yerin. Fakat hiç
görmeden sevebilen bir körün aşkına nankörlük eden gönül âmâ’larına yas
tutup ağlamak için önümde daha çook uzun yıllar var, önümü bile göremesem
de yarınımdan eminim...
YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Can Duman,
1977 İstanbul doğumlu. Amatör olarak karakalem çalışmaları, 2
buçuk yılı aşkın bir müzik (gitar, piyano, şan) eğitimi var. Mesleki tercihini önce Bilgisayar programcılığı (Marmara Ün.),
daha sonra İktisat (Yıldız Teknik Ün.) üzerine yaptı. Sanatla
kendini ifade etmeden yaşamanın vermiş olduğu ağırlık onu
yeniden hobi olarak da olsa müziğe, ama daha çok yazıya
yönlendirdi. Duygularıyla ve özbilinciyle etkileşimini
şu sıralar yazıyla daha iyi ifade edebildiğini düşünüyor ve
hem edebi hem de toplumsal konularda makale çalışmalarına
profesyonel anlamda ilk defa İndigo Dergisi'nde adım atıyor. Detaylı Bilgi
|