|
Yazar: Can Duman
– Ağustos 2008
Zamansız Sonbahar
.jpg)
Gözlerini dumana sardım,
rüzgâra emanet ettim kokunu. Terim sırılsıklam olmuş bir türlü kurumuyor.
Gözyaşlarım sözlerimden süzülüyor sana bu satırları yazdıkça. Bembeyaz bir
kirlilik doğurdu kıskançlığım sana. Aşkolsun demekten başka ne gelir
içimden. Bir şiirim bile yok seni sana anlatan. Seni elimden alan şarlatan,
yağ satan bal satan ben ölünce yok satan. Açıklamak gereksiz bazen doğruları
ama ilk ve son yanlışın, alt edilemez kibrin olmalı. Sana dönecek bütün
yollar dönülmez akşamın ufkunda kalmalı...
.jpg)
Bense bir yanım
Hollanda’da, ötekisi Balkanlarda. Bir elim Varna’da, bir ayağım tavanda,
diğer kolum Van’da, bir gözüm Ortadoğu’da petrole karışmış kanda. Dönsem
dursam yaşatmaya seni içimde.
Toplasam
dünyanın bütün güllerini, yığsam kapının önüne. Peki ya evde yoksan?
Nargilenin marpucu gibi
saçları lüleli, Burgaz ada gibi fesleğen kokulu elleri, manasız ama
derinlere bakan o ahu ahu gözleri vardır yarın ya hani. Ya o esrarengiz
pozları dimağımın fotoğraf makinesine yapışıp kalan ve asla çıkmayan?
İnsanın isyana veresi gelir, aklını da başından öteleyesi. Ama gene durgun
pozları uç uca eklediğimde uzun metrajlı, sonu aşk gibi biten bir kısa film
canlanabilir. Canlandıkça uçar, uçtukça kıvılcımlar saçar, seçilmekte
zorlanır bu hayal, merkezi sende kaç’ı bende, bir dudağı yerde bir dudağı
gökte, bir ayağı kutup yıldızına ötekisi aya basan insafsız derecede
gerçekçilikten uzak bir sevdicek hayal edilecek. En sonunda yere düşünce
çıkan ses, “küt”ten daha sert olacak hani. Bu mudur aşk? Ve dahi hüsran?
Seçim benimse eğer, ben evde yokum.
.jpg)
Eskimeyen bir kalem,
uçmayan bir güvercin, yüzmeyen balık, gezmeyen taksi, boş duran dolmuş ne
kadar imkan ve şeraite haizse; kalbimi boş tutma çabalarım da o kadar
gereksizlik arz edecek. Biliyoruz ki artık musluktan akan sular geriye
dolmayacak, havalar ya pişirecek ya da buzlu yolda birini yere düşürecek,
dünya her geçen gün daha güzel bir yer olmayacak. Yaşamak eskisinden daha
bir çekilmez olacak. Birçok sebep var seni sevmem için… Bir Kızkulesi daha
olmalı, dünyanın bambaşka bir yerinde.
Ya da bir beceriksiz
Macaristan, hayal gücüme tornistan. Ya da hep biri. Yalnız, sen de olmalısın
bir yerlerde.
.jpg)
Kereviz ile karnabahar ne
kadar faydalı görünseler de, içerdikleri besinleri canlı tutmak için pişirip
pişirmemekte kararsız kalabilirsin. İşte seni sevmek ve sevmiyormuş gibi
görünmek de öyle bişey olsa gerek.
İnsanoğlu
heyecan peşinde, kader dalgalarında yalpalanmak ister ömür teknesinde. Ne
kadar şikayet etse de üzüntülerden, kederden, daima mutlu olmanın vereceği
can sıkıntısına göre hayatın süzüleceği bir çaydanlık olup, teflon tencere
gibi kararmayı yeğleyebilir eninde sonunda. Tencere dibin kara, seninki
benden koyu. Ben belki karayım ama omzumda yırtık bir gömleğim var,
dertlerin altında duran. Beslemezsen gözünü oymaz kargalar, ama yorulmadan
dinlenmek kadar eziyetli ne var? Senin yolunu uzatma çabalarına saygı duymam
gerekecek. Ben de ufkun uzaklığında kaybolabilsem aramazdım patika yolları.
Çünkü yalnız vahşi hayvanlar bilir, en kısa yolları. Bir de yapayalnız
çobanlar.
.jpg)
Biri uykudan uyanmaz,
diğeri onun farkına varmaz, yaz olmadan geliverince sonbahar.
Fotoğraflar:
Tuğba Özer
YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Can Duman,
1977 İstanbul doğumlu. Amatör olarak karakalem çalışmaları, 2
buçuk yılı aşkın bir müzik (gitar, piyano, şan) eğitimi var. Mesleki tercihini önce Bilgisayar programcılığı (Marmara Ün.),
daha sonra İktisat (Yıldız Teknik Ün.) üzerine yaptı. Sanatla
kendini ifade etmeden yaşamanın vermiş olduğu ağırlık onu
yeniden hobi olarak da olsa müziğe, ama daha çok yazıya
yönlendirdi. Duygularıyla ve özbilinciyle etkileşimini
şu sıralar yazıyla daha iyi ifade edebildiğini düşünüyor ve
hem edebi hem de toplumsal konularda makale çalışmalarına
profesyonel anlamda ilk defa İndigo Dergisi'nde adım atıyor. Detaylı Bilgi
|