|
Yazar:
Çağlar Demirdoğan
Bir Kente Ait
Olmak
Hayatımın farkına vardığım dönemden
buyana kendime sürekli sorduğum bir soruydu nereye ait olduğum. Ben nereye
aittim ? Bir kente ve o topluma ait olmak zorunlu bir yaşama kuralı mıydı?
Hani gezdiğiniz kentlerde karşınıza
çıkan bir soru vardır ya: Hemşerim memleket neresi? Bu sorunun altında yatan
iki düşünce vardır kanımca. Birincisi 'hemşerim' sözcüğünün altında
gizlidir. Sizin nereli olduğunuzu bilmez ama bu sözcüğü kullanarak sizin
hemşerisi olduğunuzu umduğunu açığa vurur. Ait olduğunu hissettiği kitlenin
bir parçasıyla karşılaşmış olmayı umar. Oraya ait şeylerin izini arar sizde.
İkincisi 'memleket neresi?' sorusunda gizlidir. Size şunu söylemek ister,
madem benim ait olduğum kitlenin dışında bir yerlerdensin , o zaman nereye
aitsin? Dost musun, düşman mı?
İşte
ben bu sorulara hayatımın büyük bölümünle içten olmayan cevaplar
verdim. Evet Anadolu’nun ortasında bir yerlerde orada doğdum , orada
büyüdüm . Ama hiçbir zaman kendimi tam anlamıyla oraya ait hissetmedim.
Çünkü bir kitleye ait olmanın gerektirdiği niteliklerin ruhuma yapışmasına
izin vermemiştim. O kentin ve toplumun kültürünü biliyordum,
etkileniyordum, ama kendimi o toplumun tam bir parçası hissetmem için
gerekli ritüelleri kabullenmiyordum. Bu da beni ister istemez toplum içinde
tanımsız , yalnız bir bölgeye itiyordu. Anadolu’nun bozkırlarında değil
yaşadığım hiçbir yere ait hissetmedim kendimi aslında.
Üç yıl Güneydoğu’nun batısında yaşadım,
Doğu Akdeniz de dördüncü yılımı yaşıyorum, ailem Başkent te yaşıyor. Fakat
ben bu kentlerin hiçbirine tam olarak ait olmadığımı biliyorum. Ait değilim
ama yaşadığım kenti, toplumu inkar etmiyorum. Yaşadığım her kentte kendime
ait hissettiğim şeyler oldu. Hayatı öğrendiğim güzel insanlar tanıdım. Ama
onlar da biliyorlardı ki , ben bir yolcuydu, bir gün gidecektim. Gelip
geçiciydim hayatlarında. İçtendim ama . Bir gün başka bir kentte yaşayacak
olsam da gönül bağıyla bağlı olacağım dostlarım , aşklarım hep yanımda
olacaktı. Bu yolculukta belki de başka bir mekanda bir araya geleceğimizi
bildiğimiz için ... Hiç gitmeyecekmişiz gibi bağlanırdık.
Bu
memleketsiz yaşama hali beni derin bir yalnızlığa itti bir dönem. Boşlukta
aslılı kalmış gibiydim. Dayanışma dernekleri...İstanbul'un gettoları...
Kendimi dışında hissettiğim memleketliler mahalleleri....
Rahatsız oluyordum. Kapısından hiç
girmedim memleket derneklerinin.
Bu yalnızlık duygusu içimde memleketimi
arama yolculuğuna çıkmama sebep oldu. Kayıp bir gezgin gibi yolları
eskittim. O soru her zaman peşimdeydi: Geziyordum çünkü , başka yerlerden
başka insanlarla karşılaşıyordum. Hem şehrim memleket neresi?
Geçiştiriyordum halen içten olmayan
cevaplarla , onlara bir yere ait hissetmediğimi anlatmaya çalışmak boşuna
bir çabaydı benim için belki de.
Yolculuğum
sürerken başka memleketlerden, memleketsiz insanlarla karşılaştım. Yalnızlık
düşüncelerim dağılmaya başladı. Onlar da benim gibi yolcuydular. Yolculuk
hayatlarının temel felsefesi gibiydi. Hiçbir yere ait olmamak önemli bir
erdemdi onlar için.
Sonunda anladım ki biz zaten sonsuz bir
yolculuktaydık. Şimdiki durağımız Dünya idi. Dünya ismini verdiğimiz durakta
Asya ile Avrupa olarak tanımladığımız yaşam parçalarının ortasında ,
kurulmuş medeniyetlerin kesiştiği güzel bir yerde yolculuğuma devam
etmekteydim. Ne kadar küçüktü aslında yolculuk diye büyüttüğüm bu
gezinti. Böyle yukarıdan bakınca sonsuz bir iç huzuru ve çok daha büyük
bir bütünün parçası olmanın getirdiği sonsuz güven duygusu kapladı içimi.
Sonunda
bulmuştum yurdumu. Anadolu'da güzel bir kentte doğmuş ve büyümüştüm. Orası
eskiden büyük kralların yönettiği, insana huzur veren Yüce bir dağının
eteklerinde kurulu güzel bir kenttir. İnsanları ticaretle uğraşır
genellikle. Ama ben oraya ait değilim. Bu evrenin tamamına aittim . Nerede
yaşarsam yaşayayım, her zaman yabancı adam , hem de hemşeri olacağımı
biliyorum toplum içinde. Şimdi sorarlarsa ' hemşerim memleket neresi diye?
Şöyle cevap vereceğim: Yolculuk nerede biterse ben oralıyım hemşerim!
Şimdi bazı yolcular buldum onlarlayım .
Yüzlerini görmüyorum, seslerini duymuyorum, gözlerinin içine bakmıyorum. Ama
anlıyorum onları , yalnız olmadığımı biliyorum. Merhaba İndigo Dergisi.
Şimdi bir memleketim de burası.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Çağlar Demirdoğan,
1980 Kayseri doğumlu. Çukurova Üniversitesi Mimarlık Bölümü
son sınıf öğrencisi. Tasarım, mimarlık, fotoğraf, müzik,
tenis, kayak ve motor sporları yazarın ilgi alanları arasında.
Detaylı Bilgi
|