|
Röportaj:
Buse Doğan
'Babamın Televizyonu' Bir
Yelkenliye Nasıl
Dönüşür? 
Gözleri buğulu, nefesi ılık bir
İstanbul akşamı... Kendi kendime oynadığım oyunlardan biri; zihnimde,
etraftaki her şeyin rengini silip, o anki hayalgücüme göre baştan boyamak...
Madem ki zihnimiz; içinde
yaşayabileceğimiz bir dünya yaratmak için evrensel enerjiyi düşünceyle
şekillendiriyor, hayatıma renk katan gerçek bir tasarımcıyla
gerçekleştireceğim röportaj öncesi biraz şımarmanın kimseye zararı dokunmaz,
değil mi?
Üzerinde dantel örtülü ‘Babamın
Televizyonu’ kavramı değişeli çok oldu... Şimdilerde her şeyin salt
dayanıklısı değil; zevke hitap eden, işlevselliğiyle hayatımızı
kolaylaştıran ve ‘trendy’ (uydum kalabalığa) olanı moda.
Tasarım, bu noktada devreye giriyor.
Ürüne işlevselliği teknoloji; estetiği ise, içsel dünyanızın dışa vurumu
olan tasarım sağlıyor. Sadece giyim tarzınız değil, otomobiliniz, dizüstü
bilgisayarınız, cep telefonunuza kadar günlük hayatınızda kullandığınız her
ürün kişiliğinizi yansıtıyor. Peki bunlar kimin başının altından çıkıyor?
Tasarımcı
Selim Tarim’le,
günlerden bir Pazar, fonda Cesaria Evora’dan Besame Mucho çalan şehr-i
İstanbul’un en güzel kıyılarından birinde buluşuyoruz. Selim’i ilk
gördüğünüzde, eski bir dostla tekrar karşılaşmışsınız gibi samimi bir hisse
kapılıyorsunuz. Gülümsemesi, etraftaki her şeye ilk kez görüyormuşcasına
merakla bakışı, sakin ve kendinden emin konuşması, gözleri uzaklara her
daldığında yeni bir fikirle geri dönecek gibi parlaması, hem tanıdık, hem
yepyeni izlenimi uyandıran tarzıyla ‘İşte bu o! Gökyüzünü kırmızıya boyamaya
kalksam yanımda isteyeceğim kişi!’ dedirtiyor size... Konu ‘tasarım’, konuk
‘Selim Tarim’ olunca ortaya özenle ‘tasarlanmış’ bir röportaj çıkıveriyor.
Röportaj:
Buse Doğan
Buse: Selim
Tarim için ‘tasarım’ nedir?
Selim Tarim:
Hayat ve bütün evren, nedeni ne olursa
olsun mükemmel bir tasarımdır. Tasarım, yaşamın ta kendisidir. Yaşam tarzını
içinden geldiği gibi şekillendirmek ve geliştirmek, hayallerini elle tutulur
gerçeklere dönüştürmektir. Burada önemli olan, tasarımının kullanım amacına
uygun olarak hayatın içine girebilir, işlevsel olmasıdır. Aksi takdirde
yaptığın ürün tasarım olmaktan çıkıp seyretmesi keyifli bir sanat eserine
dönüşebilir. Önemli olan neye, nasıl bakman gerektiğini biliyor olmandır.
Buse: ‘Neye,
nasıl bakman gerektiği’ bir farkındalık taşır. Bunu biraz açar mısın? Çünkü
insan, fiziksel olmayan bir varlığın fiziksel uzantısıdır ve bu varlık
çok-boyutlu bir doğaya sahiptir. Ben inanırım ki, evren bize daima üzerinde
odaklandığımız şeyi verir. İçinde yaşadığımız "evren"in yapısı böyledir.
Yaptığımız herşeyi farkındalıkla yapmamızı gerektirir. Tasarımda da
‘gözlem’in önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Ne dersin?
Selim
Tarim: Kesinlikle!
Tasarımcının normal günü bile farkında olarak ya da olmadan gözlemlemekle
geçer. Bir tasarım yapacağın zaman da konuyla ilgili daha fazla araştırma ve
gözlem yaparsın tabii. Tüm bu gözlemler sıradışıdır aslında. Etraftakilerin
görmediği detaylara takılıverirsin. Tasarımcı gözüyle konuya bakarken
kullanıcı olarak da bakabilmeye gereksinimin vardır. Farkındalığa gelince,
şöyle ifade edebilirim; bir insana baktığında, onu bir bütün olarak
algılarsın. Gözlerine baktığında ilk önce, verdiği anlam önemlidir.
Tasarımcı kimliğinle baktığında bunlardan farklı olarak iki gözün ya da iki
elin birbiriyle aynı olmadığını algılarsın. Buna rağmen tüm bu farklılıklar
büyük bir uyum ve denge içinde bütünü oluşturur. Tasarım kendi başına
görsellik ya da doku, hatta verdiği ses olarak uyum ve denge içinde
olabilir. Ama sonuçta kullanıcısıyla bütünleşmesi, uyumu onu gerçek bir
tasarım yapar.
Buse: Farklı
ürünlerin yanısıra mobilya firmaları için ev mobilyası tasarlıyorsun. Bence
yuva, kalbin bulunduğu yerdir. Eskiden alış verişlerimizde önemli olan,
satın alınan ürünün farklı ve 'trendy' değil dayanıklı, bir başka deyişle
'evladiyelik' olmasıydı. Günümüz beklentileri değişti. Tasarım artık
rekabetin olmazsa olmazı. Bu sana nasıl yansıdı?
Selim
Tarim: İçinde bulunduğumuz
yüzyıl, teknolojide, haberleşmede ve bilimde olduğu gibi, yaşam tarzlarında
da hızla değişen bir ilerlemeye neden oluyor. Tüm bun gelişmeler, bizleri
daha fazla tüketen konumuna getiriyor. Tasarım yaparken bu gelişmeleri içine
sindirerek uygulamaya geçirmek gerekiyor. Ben de tasarımlarımda trendleri
değil, çağdaşlığı yakalamaya dikkat ediyorum. Çünkü trendler günden güne,
endüstrinin bizlere aşılamaya çalıştığı geçici ve çelişkili kültürler. Ama
çağdaşlık, uzun süreli ve kalıcı, geleceği etkileyici bir düşünce. Tabii
çağdaş bakış açısıyla yaptığınız sağlam tasarımlar, kendi süreçleri içinde
trendlere yol açabilir ki bu da hoş bir şey.
Buse: İnsan tüm
kısıtlamalardan kurtulduğunda, dünya ebediyen değişmiş olur. Ve tasarım,
özgünlük gerektirir. Design Week 2005’e ‘Sailsofa’ ismini verdiğin ve
oldukça ilgi çeken özgün bir tasarımla katıldın. Çıkış noktandan bahseder
misin?
Selim
Tarim: “Sailsofa” çok keyif
alarak yaptığım bir tasarım. Boğaz kıyısında büyüdüğüm için denizcilikle hep
ilgilendim ve aynı zamanda da amatör kaptanım. Teknelere karşı büyük bir
sevgim var. Bu sevgi ve tasarımcı bakışım sonucu Sailsofa’yı hayata
geçirdim. Bir yelkenlinin üzerindeysen doğayı, uyumu ve huzuru net bir
şekilde bir arada algılarsın. Denizde olamadığımız zamanlarda kalbimizdeki
özlemi evlerimize ya da ofislerimize getirmek istedim. Çıkış noktam buydu ve
yaptığım tasarım kısıtlama tanımayan, imkanları zorlayan bir kanepeydi.
Görüntüsü bir yelkenli olsa da çok rahat oturulabilir nitelikte olmasını
sağladım. İnsanların olumlu tepkileri de bu özgün tasarımımın hedefine
ulaşmış olduğunu bana bir kez daha gösterdi.
Buse: Bu
keyifli sobet için teşekkür ederim Selim.
Selim Tarim:
Ben de teşekkür ederim.
Tek bir hayatı
birbirinden farklı onlarca değişik
şekilde yaşamak mümkündür. Bunun yanı sıra kendinizi farklı, tek ve özel
hissettiren, tam da sizin için tasarlanmış benzersiz bir hayat sürmeyi
tercih etmiş de olabilirsiniz. Bu röportaj, özel hissetmeyi sevenler içindi;
kalabalıkta veya tenhada, sadece kendinize özgü ve eşsiz olmanız için...
Sevgi ve ışıkla...
Buse
|
SELİM TARİM
KİMDİR?
1968 yılında İstanbul'da doğdu.
Sanatla ve sanatçılarla yakından ilgili bir ailede büyüdü. Mimar
Sinan Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümünden mezun oldu.
Öğrencilik yıllarında resmin yanında, yaptığı karikatürler zamanın
dergilerinde yayınlandı. Yine aynı dönemlerde ağırlık verdiği beste
çalışmalarıyla, üniversite yılları ve sonrasında, özellikle
elektronik müzik dalında, kimi zaman profesyonel olarak, çok sayıda
eserler verdi.
Öğrencilik yıllarının ardından
Arredamento Dekorasyon Dergisi yazı işlerinde çalıştı ve konusuyla
ilgili makaleler yazdı. Aygaz firması tarafından 90'lı yıllarda
üretilen katalitik soba modellerinin tasarımlarını gerçekleştirdi.
Özel yatlar için mobilya üretimleri, bir motor yatın iç dizaynı ve
uygulaması, kendi gezi teknesinin de bütünüyle re-dizaynı gibi tekne
tasarımları ve özel dekorasyon projeleri, mobilya tasarımları ve
uygulamalarını hayata geçirdi. Şu sıralar MODELS firması için
mobilya tasarımları yapmasının yanı sıra ADA Dekorasyon’da Genel
Koordinatörlük görevini yürütmekte, yeni ürünler tasarlamaktadır. |
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Buse Doğan,
Görsel Iletişim Tasarımı yüksek lisansı
yapıyorum. Rakamsal düzlemde yirmi artı dokuz, spirituel
boyutta birkaç yüz yıldır süregelen yaşantımda folklor ve
voleybol oynadım, yüzdüm, mandolin ve gitar çaldım, yağlı
boya çalıştım, dergilerde yazı yazdım, saçlarımı turuncuya
boyattım, thaibox öğrendim, midye kabuğu topladım, Fransızca,
Ingilizce ve Italyanca konuştum, Reiki uyguladım, vakıf ve
kluplerde gönüllü çalıştım, kitap okudum, ahşap boyadım,
rüyalar gördüm, sevdim, sevilmedim, seveni sevemedim,
deja-vu’ler yaşadım, kedi besledim, motorsiklet kullandım,
normal davranmaya çalıştım, olmadı...
Detaylı Bilgi
|