Sayı 37|EKİM 2008         Reklam | Anasayfa | Blog | Kurumsal | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Röportaj: Buse Doğan

'Babamın Televizyonu' Bir Yelkenliye Nasıl Dönüşür? 

Gözleri buğulu, nefesi ılık bir İstanbul akşamı... Kendi kendime oynadığım oyunlardan biri; zihnimde, etraftaki her şeyin rengini silip, o anki hayalgücüme göre baştan boyamak...

Madem ki zihnimiz; içinde yaşayabileceğimiz bir dünya yaratmak için evrensel enerjiyi düşünceyle şekillendiriyor, hayatıma renk katan gerçek bir tasarımcıyla gerçekleştireceğim röportaj öncesi biraz şımarmanın kimseye zararı dokunmaz, değil mi? 

Üzerinde dantel örtülü ‘Babamın Televizyonu’ kavramı değişeli çok oldu... Şimdilerde her şeyin salt dayanıklısı değil; zevke hitap eden, işlevselliğiyle hayatımızı kolaylaştıran ve ‘trendy’ (uydum kalabalığa) olanı moda.

Tasarım, bu noktada devreye giriyor. Ürüne işlevselliği teknoloji; estetiği ise, içsel dünyanızın dışa vurumu olan tasarım sağlıyor. Sadece giyim tarzınız değil, otomobiliniz, dizüstü bilgisayarınız, cep telefonunuza kadar günlük hayatınızda kullandığınız her ürün kişiliğinizi yansıtıyor. Peki bunlar kimin başının altından çıkıyor?  

Tasarımcı Selim Tarim’le, günlerden bir Pazar, fonda Cesaria Evora’dan Besame Mucho çalan şehr-i İstanbul’un en güzel kıyılarından birinde buluşuyoruz. Selim’i ilk gördüğünüzde, eski bir dostla tekrar karşılaşmışsınız gibi samimi bir hisse kapılıyorsunuz. Gülümsemesi, etraftaki her şeye ilk kez görüyormuşcasına merakla bakışı, sakin ve kendinden emin konuşması, gözleri uzaklara her daldığında yeni bir fikirle geri dönecek gibi parlaması, hem tanıdık, hem yepyeni izlenimi uyandıran tarzıyla ‘İşte bu o! Gökyüzünü kırmızıya boyamaya kalksam yanımda isteyeceğim kişi!’  dedirtiyor size... Konu ‘tasarım’, konuk ‘Selim Tarim’ olunca ortaya özenle ‘tasarlanmış’ bir röportaj çıkıveriyor.

Röportaj: Buse Doğan


Buse: Selim Tarim için ‘tasarım’ nedir?

Selim Tarim: Hayat ve bütün evren, nedeni ne olursa olsun mükemmel bir tasarımdır. Tasarım, yaşamın ta kendisidir. Yaşam tarzını içinden geldiği gibi şekillendirmek ve geliştirmek, hayallerini elle tutulur gerçeklere dönüştürmektir. Burada önemli olan, tasarımının kullanım amacına uygun olarak hayatın içine girebilir, işlevsel olmasıdır. Aksi takdirde yaptığın ürün tasarım olmaktan çıkıp seyretmesi keyifli bir sanat eserine dönüşebilir. Önemli olan neye, nasıl bakman gerektiğini biliyor olmandır. 

Buse: ‘Neye, nasıl bakman gerektiği’ bir farkındalık taşır. Bunu biraz açar mısın? Çünkü insan, fiziksel olmayan bir varlığın fiziksel uzantısıdır ve bu varlık çok-boyutlu bir doğaya sahiptir. Ben inanırım ki, evren bize daima üzerinde odaklandığımız şeyi verir. İçinde yaşadığımız "evren"in yapısı böyledir. Yaptığımız herşeyi farkındalıkla yapmamızı gerektirir. Tasarımda da ‘gözlem’in önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Ne dersin?

Selim Tarim: Kesinlikle! Tasarımcının normal günü bile farkında olarak ya da olmadan gözlemlemekle geçer. Bir tasarım yapacağın zaman da konuyla ilgili daha fazla araştırma ve gözlem yaparsın tabii. Tüm bu gözlemler sıradışıdır aslında. Etraftakilerin görmediği detaylara takılıverirsin. Tasarımcı gözüyle konuya bakarken kullanıcı olarak da bakabilmeye gereksinimin vardır. Farkındalığa gelince,  şöyle ifade edebilirim; bir insana baktığında, onu bir bütün olarak algılarsın. Gözlerine baktığında ilk önce, verdiği anlam önemlidir. Tasarımcı kimliğinle baktığında bunlardan farklı olarak iki gözün ya da iki elin birbiriyle aynı olmadığını algılarsın. Buna rağmen tüm bu farklılıklar büyük bir uyum ve denge içinde bütünü oluşturur. Tasarım kendi başına görsellik ya da doku, hatta verdiği ses olarak uyum ve denge içinde olabilir. Ama sonuçta kullanıcısıyla bütünleşmesi, uyumu onu gerçek bir tasarım yapar. 

Buse: Farklı ürünlerin yanısıra mobilya firmaları için ev mobilyası tasarlıyorsun. Bence yuva, kalbin bulunduğu yerdir. Eskiden alış verişlerimizde önemli olan, satın alınan ürünün farklı ve 'trendy' değil dayanıklı, bir başka deyişle 'evladiyelik' olmasıydı. Günümüz beklentileri değişti. Tasarım artık rekabetin olmazsa olmazı. Bu sana nasıl yansıdı?

Selim Tarim: İçinde bulunduğumuz yüzyıl, teknolojide, haberleşmede ve bilimde olduğu gibi, yaşam tarzlarında da hızla değişen bir ilerlemeye neden oluyor. Tüm bun gelişmeler, bizleri daha fazla tüketen konumuna getiriyor. Tasarım yaparken bu gelişmeleri içine sindirerek uygulamaya geçirmek gerekiyor. Ben de tasarımlarımda trendleri değil, çağdaşlığı yakalamaya dikkat ediyorum. Çünkü trendler günden güne, endüstrinin bizlere aşılamaya çalıştığı geçici ve çelişkili kültürler. Ama çağdaşlık, uzun süreli ve kalıcı, geleceği etkileyici bir düşünce. Tabii çağdaş bakış açısıyla yaptığınız sağlam tasarımlar, kendi süreçleri içinde trendlere yol açabilir ki bu da hoş bir şey. 

Buse: İnsan tüm kısıtlamalardan kurtulduğunda, dünya ebediyen değişmiş olur. Ve tasarım, özgünlük gerektirir. Design Week 2005’e ‘Sailsofa’ ismini verdiğin ve oldukça ilgi çeken özgün bir tasarımla katıldın. Çıkış noktandan bahseder misin?

Selim Tarim: “Sailsofa” çok keyif alarak yaptığım bir tasarım. Boğaz kıyısında büyüdüğüm için denizcilikle hep ilgilendim ve aynı zamanda da amatör kaptanım. Teknelere karşı büyük bir sevgim var. Bu sevgi ve tasarımcı bakışım sonucu  Sailsofa’yı hayata geçirdim. Bir yelkenlinin üzerindeysen doğayı, uyumu ve huzuru net bir şekilde bir arada algılarsın. Denizde olamadığımız zamanlarda kalbimizdeki özlemi evlerimize ya da ofislerimize getirmek istedim. Çıkış noktam buydu ve yaptığım tasarım kısıtlama tanımayan, imkanları zorlayan bir kanepeydi. Görüntüsü bir yelkenli olsa da çok rahat oturulabilir nitelikte olmasını sağladım. İnsanların olumlu tepkileri de bu özgün tasarımımın hedefine ulaşmış olduğunu bana bir kez daha gösterdi.   

Buse: Bu keyifli sobet için teşekkür ederim Selim.

Selim Tarim: Ben de teşekkür ederim.


Tek bir hayatı birbirinden farklı onlarca değişik şekilde yaşamak mümkündür. Bunun yanı sıra kendinizi farklı, tek ve özel hissettiren, tam da sizin için tasarlanmış benzersiz bir hayat sürmeyi tercih etmiş de olabilirsiniz. Bu röportaj, özel hissetmeyi sevenler içindi; kalabalıkta veya tenhada, sadece kendinize özgü ve eşsiz olmanız için...

Sevgi ve ışıkla...

Buse

SELİM TARİM KİMDİR?

1968 yılında İstanbul'da doğdu. Sanatla ve sanatçılarla yakından ilgili bir ailede büyüdü. Mimar Sinan Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümünden mezun oldu. Öğrencilik yıllarında resmin yanında, yaptığı karikatürler zamanın dergilerinde yayınlandı. Yine aynı dönemlerde ağırlık verdiği beste çalışmalarıyla, üniversite yılları ve sonrasında, özellikle elektronik müzik dalında, kimi zaman profesyonel olarak, çok sayıda eserler verdi.

Öğrencilik yıllarının ardından Arredamento Dekorasyon Dergisi yazı işlerinde çalıştı ve konusuyla ilgili makaleler yazdı. Aygaz firması tarafından 90'lı yıllarda üretilen katalitik soba modellerinin tasarımlarını gerçekleştirdi. Özel yatlar için mobilya üretimleri, bir motor yatın iç dizaynı ve uygulaması, kendi gezi teknesinin de bütünüyle re-dizaynı gibi tekne tasarımları ve özel dekorasyon projeleri, mobilya tasarımları ve uygulamalarını hayata geçirdi. Şu sıralar MODELS firması için mobilya tasarımları yapmasının yanı sıra ADA Dekorasyon’da Genel Koordinatörlük görevini yürütmekte, yeni ürünler tasarlamaktadır.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Buse Doğan, Görsel Iletişim Tasarımı yüksek lisansı yapıyorum. Rakamsal düzlemde yirmi artı dokuz, spirituel boyutta birkaç yüz yıldır süregelen yaşantımda folklor ve voleybol oynadım, yüzdüm, mandolin ve gitar çaldım, yağlı boya çalıştım, dergilerde yazı yazdım, saçlarımı turuncuya boyattım, thaibox öğrendim, midye kabuğu topladım, Fransızca, Ingilizce ve Italyanca konuştum, Reiki uyguladım, vakıf ve kluplerde gönüllü çalıştım, kitap okudum, ahşap boyadım, rüyalar gördüm, sevdim, sevilmedim, seveni sevemedim, deja-vu’ler yaşadım, kedi besledim, motorsiklet kullandım, normal davranmaya çalıştım, olmadı... Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Küresel Isınma Oyunu


Enerji Sorunu Perspektifinden


Özgürlük Yalnızca Bir Sözcük Olunca


Sevgili Kardeşim Hrant


Yeni Nesil Gençlerin İçsel Sorunları


Dünyanın Kalbine Vize


Pedofili Vakaları Hakkında Detaylı Bir Çalışma


Kök Hücre Araştırmalarında Yeni Gelişmeler


Sağlık Bakanlığı Kuş Gribi Önlemlerini Arttırdı


Çekim Yasası


İnternet 1 Numara!


AB Proje Uygulama Merkezleri


Mikro Krediden Makro Krediye


Haydi Kızlar "Hangi" Okula?


Silvan'da Kadına Sosyal Gelişim Kursu


Bilgiye Açılan Yol


Vejetaryenlik (2.Bölüm)


Benzetmeler

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Özge Gündem

Türkiye'de Opera Kültürü


M.Cem Batu

Sevgiliye Mektuplar-1


Didem Çivici

Gümüş Gözyaşları


Rüya Yüksel

Bir Yıl Daha Bitti


Didem Çivici

Onca Yoksulluk Varken


Asu Sanem Kaya

Meleklerin Sözü Var


Fırat Erdoğan

Yazmaya Dair 


Levent Altaş

Kozmik Ritim


Asu Sanem Kaya

Denemeler


Burcu Özgeçen

Korku Yolu Sevgi Yolu 

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  7 Ekim 2008 TSİ 09:00