Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Yazar: Buse Doğan

Yüz Altmış Sekizinci Saat

“Gün ışığı denizin üzerine nasıl yakışırsa bir öğle üzeri, öyleyiz seninle. Öyle hafif, öyle ahenkli ve öyle pırıltılı. Zamanın donduğu bir sahil kasabasında, ruhumdasın... İnsan yaratımı nice kavram varsa bünyemde, hepsi yok oldu seninle. Şımarık bir bahar güneşinin tenime dokunuşu gibi varlığın; ürkek, ılık, tatlı. Seni yanımda istediğim zamanlarda, içime çektiğim derin bir nefessin çoğu kez. Pamukhelva pembesi bir huzur ve ufuktaki yelkenli misali rüzgara teslim bir özgürlüksün. Deniz kenarından cam parçacıkları topladım senin için. Ve bir kitap yazacağım ileride, imkansızlıklara inat. Önümden geçen milli piyangocuya sadece gülümsedim; benim umudum sensin. “Bu bizim şarkımız olsun” dediğim melodilerde gizlisin. Bugün, yeşil taşlı minik bir toka aldım kendime, görsen sen de beğenirsin. Fıstık ezmesi bulamadım buralarda, kurabiyeye talimim. Anladım ki, dokunabilmek için beden, hissedebilmek için bedel gerekmiyormuş. Tüm açıklamalarımı rafa kaldırdım; sessizliğimde kilitli, gözlerine söylenmeyi bekleyen sözcüklerim. Kapı eşiklerinde voltalarım var bugünlerde; uzun metrajlı hayallerimin peşisıra. Fotoğrafın baş ucumda, her sabah bir ‘günaydın’la süsledim. Bütün alışkanlıklar çocukluktan kaldıysa, sen hep beklediğimsin...” 

Dedim.

Rüzgarlara karıştı cümlelerim... 

Yaralarla, umutlar arasındaki çizgi ne kadar ince değil mi? Birbirimizi kurban mi seçiyoruz, kahraman mi, belirsiz. Yoksa, hikayenin bir yerinde, her kahraman aslında biraz kurban, her kurban da kahraman mı? İç içe geçmiş, çık içinden çıkabilirsen türünden ilişkiler silsilesi. Ne önemi var kimin kimi onardığının? Nasılsa herkes yarım. 

Yeni bir kitaba başladım.. Ismi `Pasaklı Tanrıça`. Kardeşimin hediyesi… Kapağın içine `Kitabın arkasını ilk okuduğumda, aklıma gelen ve gülümsememe sebep olan tek şey “sendin” ;)` yazmış. Kitabın arkasında ise şöyle yazıyor `Hayatı biraz daha ağırdan alması gereken, yirmi dokuz yaşında genç bir kızın hikayesi. Ki bu kızın artık kendini bulması, en önemlisi, aşkı bulması gerekiyor. Ve elbette, sözü edilen kızın, bir kenarda öylece durmasına alışkın olduğu ütü masasının ne işe yaradığını da artık uygulamalı olarak öğrenmesi gerekiyor`. Ne kadar zaman önce hediye etmişti kardeşim bana bu kitabi oysa.. Yeni aldım elime. Iyi geldi. Demek ki, `doğru zaman şimdiymiş` ;)

Serviste kitap okumak dışında, sürekli `yerleştirmekle` meşgulüm son haftalarda… Yeni ofisimi yerleştiriyorum. Evlilik hazırlıkları yapan kardeşimin evini yerleştiriyorum. Kendi evimde, ondan kalan boş odayı yerleştiriyorum. Ama hepsinden önemlisi, duygularımı yerleştirmeye çalışıyorum. Sanki, hayatımdaki herşey ve herkes dört bir yana saçılmış ve ben, toparlamaya nereden başlayacağımı bilmiyormuşum gibi hissediyorum.  

Hava bahar kokuyor. Mayıs… Kışla, ilkbaharın flört zamanı sanki. Gizliden gizliye bir cilveleşme. Gün, güneşli ve sıcak. Gece, ıssız ve serin. Ruhumun iki yüzü gibi..

Özlüyor muyum? Evet. Bazen, herzamankinden çok. Bünyemin bir parçası, kıtalar aştı ve sonsuzluğa karıştı sanki. `Neden böyle oldu?` demekten alamıyorum kendimi. `Böyle olması gerekiyormuş`u, sadece dilim söylüyor bu aralar. Ama o kadar yorgunum ki, sebep araştıracak mecalim bile yok. 

Teyzem geldi bugün. Yarın, kardeşimin gelinlik provası var. Benim, düğün için ayakkabı bakmam lazım. Kedimi veterinere götürmem lazım. Evdeki telaşı dengelemem lazım. Motorumu kış uykusundan uyandırmam lazım. Düşünmem, anlamam, yola devam etmem lazım. Hep `lazım`… Candan Erçetin’in bir şarkısında söylediği gibi “Her giden parçam yerine, yenisini kurdum. Daha güçlü, daha sakin, daha mutlu, daha suskun, daha olgun, daha kırgın, daha yalnız, daha yorgun” bir “lazım” olma durumu söz konusu… 

Iki gündür taramadığım saçlarımı, mor bir tükenmezkalemle özensizce topladım bugün. Kırmızı ojelerime uysun diye, kırmızı fiyonklu bir tshirt geçirdim üzerime. “Ben de varım bu hayatta, bana da yer açın” dercesine, durmaksızın yemek yiyorum son günlerde. Akşama “kızlar gecesi” var. Kızlardan biri, çok sevdiğim çikolatalı cheesecake’lerden vaat etti. O söyleyince fark ettim, cheesecake’in bana iyi geleceğini. Ve şükrettim, içimdeki küçük kız çocuğunu “her giden parçasının yerine, yenisini kurabilme” süreçlerinde, yalnız bırakmayan “gerçek zenginliklerim”; dostlarım, ailem ve meleklerim için… 

Istanbul’un göbeğinde bir gülbahçesi keşfettim geçenlerde. Eski Türk filmlerindeki köşklerin bahçelerini andıran, rengarenk, mis kokulu katmer güllerle bezeli bir bahçe. Yanımdaki arkadaşım “Sende birşey var Buse. Çözmek zor. Ya eksik, ya fazla” dedi. “Boşluk” diye düzelttim. Tıpkı, meleklerimden birinin söylediği gibi “Ve Tanrı, boşlukları doldurur”. Onu bekliyorum…


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Buse Doğan: "Görsel İletişim Tasarımı yüksek lisansı yapıyorum. Rakamsal düzlemde yirmi artı dokuz, spirituel boyutta birkaç yüz yıldır süregelen yaşantımda folklor ve voleybol oynadım, yüzdüm, mandolin ve gitar çaldım, yağlı boya çalıştım, dergilerde yazı yazdım, saçlarımı turuncuya boyattım, thaibox öğrendim, midye kabuğu topladım, Fransızca, Ingilizce ve Italyanca konuştum, Reiki uyguladım, vakıf ve kluplerde gönüllü çalıştım, kitap okudum, ahşap boyadım, rüyalar gördüm, sevdim, sevilmedim, seveni sevemedim, deja-vu’ler yaşadım, kedi besledim, motorsiklet kullandım, normal davranmaya çalıştım, olmadı... Detaylı Bilgi


 

2008 © indigodergisi.com


Daha hızlı internet ve sayfaların en iyi görüntüsü için alttaki kutuya tıklayarak Firefox’u yüklemenizi tavsiye ederiz.

 


Gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

 

YAZILAR

Tanrının Zerrecikleri


Manyetik Kent Manisa


Mars’a Yaklaşan Meteor


1 YTL Ver 1 Film Çekeyim


Kuantum Sıçraması


“Şekilsel” Türbanın Yozlaşması


Client ile Yüzde Yüz Müşteri Memnuniyeti


Türk Dil Yurdu Projesi


Fransa’nın Kuzey Şehri "Lille"


İndigo Nörolojisi


Okul Öncesi Eğitim Kurumlarında Ahlâk


Futbolcu Robotların Büyük Gösterisi


Açmazlarda Özgür Seçimler 


Sylvia Plath


İndigoların Gizli Dünyası


Zamanı Böldük ‘Yeni Yıl’ dedik


Savaş


Bir Kente Ait Olmak-2


Nasıl Görmek İstiyorsanız O Şekilde Bırakınız


Bu Gerçek Sevgi Mi?


En Son Ne Zaman Doğdun?


Sevgiliye Mektuplar


Düşlerimdeki Yaşam - 6


Bir Gül’ün Yaprakları


Pasur!


Korku Tüneli


Acı Kahve, Kar ve Tarçın


Arka Sokaklar


Rhiannon


Bizim Kavgamız


Okyanus


Bahane


denemelerneyseo


Diğer Sen

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11