|
Haber
ve Röportaj: Buse Doğan
Kültür ve Sanat Haberleri
- Şubat 2008
Gökçe Zaten Gök
Mavisi Demektir
Paris’te, zamanı, yüzündeki
çizgilere resmederek ölümsüzleştiren genç bir kadın. Fotoğrafıyla, resmini
ayırt edemeyeceğiniz kadar hem gerçek, hem masalsı...
Vakur, kibar, yaşlı bir
Fransız okulunda okudum ben. Hikayemin en can alıcı sahnelerinden birinde
birlikteydik Sevgili Gökçe’yle. O zaman da nev’i şahsına münhasır bir
kişilikti. Yıllar sonra tekrar rastladığımda, ilk hissettiğim „gurur“ oldu.
Belki çok şanslıydı. Belki kendi şansını kendi yarattı. Ama yadsınamayacak
bir gerçek varsa, o da, "Gökçe, hayallerini, hayatı
yaptı"...
Röportaj:
Buse Doğan
Gökçe,
neden "resim"?
Çocukken en keyif alarak
yaptığım şey resimdi ve kendimi bildim bileli resmin benim için ayrıcalıklı
bir yeri vardı. Sanırım etrafımda gördüğüm, yaşadığım ya da yaşamayı
arzuladığım şeyleri sessiz sedasız kağıdın üzerine aktarmak beni
rahatlatıyor ve mutlu ediyordu.
Resim
yaparkenki ruh halini betimler misin?
Resim yapmak kimi zaman
en büyük tatmin, kimi zaman da kendinle durmak bilmeyen bir boğuşma benim
için.
Resim,
yaratıcılıktır. Bu yönünü nasıl keşfettin?
Fazlasıyla hayalci bir
yapım olduğundan belki… Ya da çok fazla rüya gördüğüm için... Çocukluğumdan
beri görsel yanım daha güçlüydü. Bu nedenle kafamdakileri görsel hafızamdan
geçirip, kağıda dökmek isteği kendiliğinden ortaya çıktı.
Bize,
"para kazanılacak meslek sahibi olma"
öğretildi. Bir ressam olmak, aç gezmek demek mi gerçekten?
Ressam olmak bir meslek
olarak görülmediğinden, toplumda geçerli bir statüsü yok. Bu nedenle,
sanatçı kelimesinin toplumda çağrıştırdığı şeyler sosyal ve ekonomik alanda
belirsizlik, güvensizlik. Güzel sanatlar okullarından mezun olan
öğrencilerin çok küçük bir oranının, bu bağlamda, sadece sanatçı olarak
hayatlarını kazanmaları şaşırtıcı değil.
Ailenin
çocukluğuna ve mesleki kariyerine etki/tepkileri nelerdi?
Ailem, bu seçimim
konusunda kaygıları olsa da beni destekledi. Her şeyden önce mutlu olmamı
istedikleri için karşı çıkmadılar.
.jpg)
Mesleğinin artı ve eksi yönleri nelerdir?
Mesleğimin artı yönü;
kendi çalışanım olmam ve yaptığım işte sadece kendime bağlı kalmam. Bu
özgürlük ve tek başınalık kimi zaman bir eksi yön olarak da kabul
edilebilir.
Ressam
olmasaydın, ne olurdun?
Estatik cerrahı ya da
arkeolog olmak isterdim. Herhalde kendi başına fazla buyruk bir estetik
cerrahı olurdum. Arkeoloji de büyüleyici bir meslek; geçmiş nesilleri ve
medeniyetleri araştırarak farklı coğrafyalarda ve farklı zaman dilimlerinde
insan yaşamına dair ipuçlarını bir araya getirmek hem çok maceralı ve
heyecanlı, hem de insanlık tarihi adına büyük bir katkı.
“Gökçe”
ne renk?
Gökçe zaten gök mavisi
demek. Gökçe isminin orijinali aslında eski Türkçe’de kullanımıyla Gökçe
Çiçek.
Neden
fotoğraf ve özellikle otoportre?
Fotoğraf,
görsel özellikleriyle, resimlerimde çıkış noktası olarak
kullandığım bir araç. Kendi görüntülerimi, özellikle otoportre
fotoğraflarımı biriktirip, bunlari neredeyse takıntılı bir şekilde resme
aktarmaktaki amacım, hem resimsel bir arayış -renk, ışık ve formu kisisel
olarak yorumlamak- , hem de kendi hayatımı portre kalıbında aktarmak ve
geçen zamanı, yüzümdeki değişimle vurgulamak.
Öznelerini neye göre seçiyorsun?
Yaptığım resimleri birkaç
başlıkta topluyorum: “portreli natürmortlar”; bunlarda bir nesne (bir
mekanda asılı resim, bir kol saati vesaire), portremle birlikte bulunuyor.
Resmettiğim nesne, kendi hikayesini anlatıyor bir bakıma; geçmişte yaşanmış
bir anın, bir karşılaşmanın, bir mekanın gizi ve ipucu olarak… Bir de
“hatıra fotoğrafları” resimleri grubu var; onlar da vesikalık resmin
snapshot haliyle büyütülmüş yakın plan portreler. Onların nerdeyse
nostaljik bir yanı var; hem o yaşanmış anın mutluluğu, hem de geçen zamanla
o anın bir hatıraya
dö nüşümünün
yarattığı huzursuzluk ya da tatlı bir acı... Sonuncusu da “pin-up”lar;
makyaj, kılık değiştirme, süs… Hollywood ya da Yeşilçam tadında kadınların
kılık kıyafetle farklı kişiliklere bürünmesi, dış görünüşlerin inanılmaz
cazibesi şeklinde özetleyebilirim…
Paris,
sanatın kalbidir. Senin Paris'ini anlatır mısın?
Paris benim için doymak
bilmediğim bir sanat merkezi. Güncel ve geçmiş sanatı takip etmek için
bulunulması gereken bir adres. Onun dışında Paris; binaları, sokakları,
mimarisi, köprüleri, konuşulan diliyle hayranlık yaratan bir şehir. Paris’te
sanat eğitimi almak büyük bir şans oldu benim için. Resimleri kitaplardaki
röprodüksiyonlarından görmek yerine müzelerde, galerilerde görmek bambaşka.
Gökçe
Çelikel kimdir? Çılgınlıkları, korkuları, zorlukları, hayalleri vs.
nelerdir?
Bu soruyu belki de beni
tanıyanlara sormak gerekir. Her kişiden farklı bir yorum geleceğine eminim.
Ben kendimi nasıl görüyorum; sanırım büyük çoğunlukla pozitif bir insanım.
İnsanlara da pozitif bir enerji vermeye çabalıyorum.
“Dünya’ya
bir daha gelsem”le başlasan, devamı ne olurdu?
Herhalde çok gezmek,
dünyayı dolaşmak ve daha cesur bir şekilde birbirinden apayrı birçok şeye
bulaşmak isterdim.
Yolun açık olsun Sevgili
Gökçe…
.jpg)
Biyografi:
Gökçe Çelikel
1976 İstanbul doğumlu.
Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü, Ecole Nationale Supérieure des Beaux-Arts
de Paris, Master 2 des Arts Plastiques, Université Paris 1 Panthéon-Sorbonne
mezunu. Yedi senedir Paris’te yaşıyor. Samimi, yetenekli, enerjik, çılgın.
Tablolarında, kendininki dahil, gerçek yüzleri kullanıyor. Gökçe için yüz,
algılar ve sorgulari ifade ediyor. İstanbul-Paris arasında kültürel projeler
düzenlemeyi planlıyor.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Buse Doğan:
"Görsel İletişim Tasarımı yüksek lisansı
yapıyorum. Rakamsal düzlemde yirmi artı dokuz, spirituel
boyutta birkaç yüz yıldır süregelen yaşantımda folklor ve
voleybol oynadım, yüzdüm, mandolin ve gitar çaldım, yağlı
boya çalıştım, dergilerde yazı yazdım, saçlarımı turuncuya
boyattım, thaibox öğrendim, midye kabuğu topladım, Fransızca,
Ingilizce ve Italyanca konuştum, Reiki uyguladım, vakıf ve
kluplerde gönüllü çalıştım, kitap okudum, ahşap boyadım,
rüyalar gördüm, sevdim, sevilmedim, seveni sevemedim,
deja-vu’ler yaşadım, kedi besledim, motorsiklet kullandım,
normal davranmaya çalıştım, olmadı...
Detaylı Bilgi
|