Burcu Özgeçen
İlişkiler üzerine....
Yaşadığım ve paylaştığım
herkese sevgilerimle...
07.05.2006 23:08:00 oda,
Marsilya
Yaşamın renklerinin
parlaklığını yakından görmek. Gökkuşağının içinde yaşamak, o
renklerden biri olabilmek. Tüm özlemlerimle beraber düşünüyorum
şimdi... Gözlerimi kapattığımda kirpiklerim titriyor ve müziğin
sesini yakından duyuyorum... Çünkü kalbimde atıyor...
Kirpiklerim müzikle beraber titreşiyor... Yanağıma dokunan elin
sıcaklığını duyumsuyorum... Ve gözlerimi açıyorum, karşımda ‘o’
var...

Kaçımız hayatı boyunca
beklemedi ki bizi kendimiz gibi kılacak enerjiyi... Evet,
beklediğimiz kişi aslında bize tüm özgürlüklerimizi koşulsuzca
geri verecek ve ne yaptığımızı asla sorgulamadan su gibi
akabileceğimiz birisiydi... Aslında gücümüzü geri istiyorduk...
Unuttuğumuz, içimizde bir yerlerde unuttuğumuz ve hep
ertelediğimiz gerçek benliğimizdi...
İçimdeki yaratıcı güç
uyanıyor şimdi, onu çağırıyorum... Ve gözlerimi kapayınca
resimler canlanıyor. Bir çocuk gibi bu oyunu sürdürebilirim,
çünkü bana inanılmaz bir özgürlük veriyor... Hava temiz şimdi
odamda, odam temizse düşüncelerim de temiz oluyor. Ve ben
dinlediğim müzik oluyorum... Şimdi Yansımalar’ı dinliyorum...
İsmi gibi, müzikle ayna oluyorum kendime ve şimdi sizlere
yansıtıyorum...
Deniz ve yakamoz düşlüyorum
şimdi, ağır ağır, salına salına yol alan bir kayık... Ben yolcu
gemisinin içinden bakıyorum... Ve aklıma yaşadığım şehir
geliyor: İstanbul...
Sonbahar. Yapraklar
salınıyor, düşüyor ve sonra rüzgârla savruluyor... Kirpiklerim
ıslanıyor yağan yağmurda ve ben en çok kirpiklerimin ıslanmasını
seviyorum... Kuru yapraklarda ses çıkartarak ve onları savurarak
yürüyorum... Aklımda bir düşünce... Bu hissi kaçıncı kez
hissettiğimi ve hissedeceğimi bilmeden yürüyorum... Ama her
birinde, bilsem de bilmesem de ayrı bir zevk...
Yaz ve sıcak, güneşteyiz; bu
gerçekten yaşandı aslında, yazı hatırlatan bir günden... Tüm gün
yattım kumsalda ve çoğu zaman sadece, beraber, sustuk... Tüm gün
beraber uyudum arkadaşlarla, onlar yanımdaydılar, ben
varlıklarını hissettim, ama ben bendim, benleydim... Onlarlayken
de benleydim, bu an’ı yaşamak, kendini yaşamaktı benim için...
Tüm günüm böyle dolu geçti, sadece uzanarak...
Sabah, güneş Mon Puget’nin*
sol tarafından ardına, oradan da yükselmek üzere sağ tarafa
geçmek üzere... Erken kalktığım bu günde güneşi dağın sol
yanında görme şansım var... İlk erken kalkışım bu nedenle hayret
vericiydi, çünkü güneşi daha önce hiç dağın bu yanında
görmemiştim... Pencerem açık ve uzun zaman oturup kendime
günaydın dedim ve odamın bana izin verdiği güzel manzarayı
seyrettim... Ney’imi elime almadan önce derin derin soluk alıp
verdim... Aldım ve verdim... O günüm diğer günlerden daha güzel
geçti... Ve bunu sürdürdüğüm her gün güzel geçti...
Her gün başlı başına kendi
hikâyesini barındırıyor... Hep aynı şeyi yaşama arzusuna gücünü
teslim edenlere sesleniyorum: Bir durum sadece bir kez
yaşanır... En azından şu anki bilincimle böyle düşünüyorum...
Sonra buna ters düşen anlar
çağırırım zihnimde, aynı hatırayı defalarca geri çağırırım, ama
her seferinde bana başka şeyler söylüyor... Ben değiştikçe o da
değişiyor...
Şimdi kapat gözlerini... Ah
işte bazı hisler böyle kelimelere sığmıyor, gözlerini kapatınca
sen senin içinde olanı duyuyorsun... Şimdi senin hikâyen, senin
iç sesin konuşuyor ve kelimelere ihtiyaç duymuyorsunuz... İç
sesimiz bize asla yalan söylemez...
Kendimle iletişimim
kuvvetlendikçe bana farklı görünen olay ve durumlara,
yaşadıklarıma daha farklı bakabilmeyi öğrendim... Benim bakış
açım değiştikçe onlar da değiştiler... Ve benle birlikte onlar
da sonsuzluğa akacaklar ve değişecekler, yükselecekler. Onlarla
besleniyorum. İyi ve kötü olarak yargıladığım her olay ve durum
beni besliyor. Çünkü onlar benim hislerimle beraber
yaşıyorlar...
Bir arkadaşım bana şöyle
demişti, uzun zamanı paylaştık ve onla ayrılmamız güçtü benim
için, güç!... Bu hissi kaçımız yaşamadık ki... ‘artık yalnızca
hafızamıza sahibiz’... Bu cümleyi uzun zaman düşündüm, şu an
bile yazarken düşünüyorum... Hafızamızda yaşadıklarımızla ilgili
kalan nedir? Artık bu soruyu soruyorum kendime ve yaşadıklarıma
daha farklı bakar oldum...
Debbie Ford’un bir kitabını
okudum, hala okuyorum ‘gölgenin sırrı’... Gölge inançlarımız ve
yaşam hikâyelerimizle ilgili yazılmış inanılmaz bir kitap... Zor
bir dönemden çıkma sürecini başlatıp pek çok etken, kaynak ve
düşünceyle beraber hayatımda kocaman bir yeri kapladı
okuduklarım... Ve yazdıklarımın pek çoğunda bu kaynağın izlerine
rastlamanız kaçınılmaz...
Ama biliyor musunuz bence
önemli olan ne? Gerçekten yaşamak! Yaşamak! Yaşamak ve
öğrenmek... Çok sevdiğim bir insan bana şu sözü söyledi,
Tanrı’dan gelen bir söz gibi benim için... ‘bir şeyi yaşayarak
da öğrenebilirsin burcu, düşünerek de...’. Bu söz bana pek çok
süreç atlattı ve bazen sözler bize en bildiğimiz şeyler
olmalarına rağmen sevdiklerimizden gelirler... Ben bunu
biliyordum dersiniz ama bu söz yaşamış biri tarafından ya da
sizi tanıyan biri tarafından bilinçli ya da bilinçsizce
söylenmiştir... O artık sizindir... Çünkü zaten size aitti...
Bilmiyorum sizlere ulaşabiliyor muyum?... Bu benim için
gerçekten önemli.
Kendimle iletişim. Kendimle
iletişim kurmayı öğrendim... Ve bu iletişimimi iyileştirdiğim
her gün yaşamım daha da güzelleşiyor... İç sesime güvenmenin
kendimize giden yolda kapıyı açan anahtarın olduğunu ve hep
bizimle var olacak bir hediyeyi bize verdiğini anladıktan
sonra... Artık daha mutluyum. Sorun yaşadığım zamanlarda bile,
kendimle iletişime geçmekten korkmuyorum... İç sesimi dinlemem
bana şimdi sizlerle paylaşma mutluluğu veriyor... Sizler benim
için özelsiniz... Ben en başından beri içimde inanılmaz bir
insan sevgisi taşıdığımı biliyordum, işte bu yüzden bu yazımın
konusu iletişim oldu... Yani ilişkiler üzerine... İlişkiler...
Yaşadığınız ilişkileri
sorgulayın sevgili insanlar... İlişkiler anahtarlardır.
İlişkiler akıcıdır... İletişim değişimdir, bilginin kaynağıdır
ve masadaki tuzu isterken bile farkında olun derim ben size...
Şu an bile, size söylerken aslında kendime söylüyorum bunları...
İnsanın öncelikle kendiyle
iletişiminin en önemli kaynak olduğunu düşünüyorum. Ne için
kaynak? Diğer ilişkilere açılan kapı... Çoğu zaman birine
söylediğimiz kırıcı bir söz, içimizi acıtan bir ruh hali,
düşünce ya da olayı hatırlama anında oluşumuzdan kaynaklanır...
Eğer kendimizle iletişim kurmayı öğrenemezsek, gerçekten hiçbir
sorunumuza çözüm bulamayacağız ve hep dışardan bekleyeceğiz...
Dışardan beklemenin çok tehlikeli olduğunu öğrendim.
Yaşadıklarım bana bu bilgiyi verdi. Dışardan gelip bizi birinin
ayağa kaldırmasını beklemek öncelikle kendimize yapılmış bir
haksızlıktır. Çünkü bu durumda kendi gücümüze güvenmiyoruz; yani
kendimizi dışarıya bağımlı kılıyoruz demektir. Bu da hep
gelmeyen ve beklenen sevgiliyi, ya da ideal ilişki düşlerimizin
temelini içimizde yaratıyor... Ve biz mütemadiyen bekliyoruz...
Sonra hayatımıza giren insanlar bizim yaşam sorumluluğumuzu
kaldıramayınca onları suçluyoruz... Yarattığımız durum tamamen
bize aittir oysa.
En başından başlayın... En
başa dönün, düşlerinize dönün. Onlar size neyi kaçırdığınızı ve
neyi gerçekleştirmenizle hayatınızın cennete dönüşeceğini
açıklayacaklar... İlk nerede ve nasıl başlamıştınız düşlemeye?
Umutlarınız kırılmadan öncesine dönmenizi dilerim. Bunu dilerim
çünkü bundan önce, hikâyenizin içinde boğulmamıştınız ve
umutsuzluğunuz yoktu... Yıllar geçti ve artık fırsatım yok diye
düşünüyorsanız zaman kavramını sorgulamanızı dilerim.Ayrıca sizi
yaşlandıran şeyin sizden başka kim olduğunu sormak isterim... Bu
düşünce uçuk, uzak gelebilir. Ama düşünce her şeyin başladığı
yerdir, düşünce oluşun başlangıcıdır. Tüm kaosunuzdan çıkıp,
isteklerinize ulaşmak istiyorsanız asla yenilgiyi kabul etmeyin!
Etmeyin! ... ‘Düşlerimizin öz’ü nedir’ e inip, onu şu anki
koşullarınızla gerçekleştirme yolları aramak benim
düşünebildiğim en iyi çözüm. O an, o koşullarla düşlediğiniz
şey, bu günkü değişmiş sizin koşullarıyla farklı şekillerde
tezahür edebilir; bu son derece normal, ama öz değişmez ve öz
içimizdedir, o bilir... Yani sizler bilirsiniz... Düşünce ve
dilemek... Kendimizle ilgili yazabileceğimiz nice sözler var,
her biri başlı başına birer kaynaktır aslında, şu an benim
sizlerle paylaştığım gibi... Kısaca size tüm yaşam servetinizin
içinizde olduğunu söylüyorum... Ve bu serveti kullanarak, önce
kendi varlığınızı onurlandırmak ve sonra sonsuzluğa açılarak
paylaşmak yani; değişip, yükselebilmek için, kendinizle iletişim
kurun dilerim... İnançlarınız, yargılarınız, yaşadığınız geçmiş,
düşlediğiniz gelecek ve var olan düşleriniz her ne olursa olsun,
dışarıdan gelen etkilere karşı öncelikle kendini tanıma ve
kendine sorma ve kendi kendinizin efendisi olma sürecine
girebilirseniz... Sonuç tamamen özgürlük ve hafiflik... Acı,
sevinç, duygular ve denge size ait, sizin, bu yaşam sizin...
Şimdi başkalarıyla ilgili
beklentilerin yerini yavaş yavaş beklentiden öte daha yüce
duygulara, her şeyin öz’ü ve kaynağı olan gerçek sevgiye
bıraktığını görebiliyorum... Gözlerinize bakmayı, ışıltıya yani;
kabul etmez görünen vücudunuzda ve yüzünüzde asla yalan
söyleyemeyen parçalarınıza, gözlerinize bakmayı çok isterdim...
O günler de gelecek, biliyorum... Bunu da kendim için sizlerle
paylaşmak ve su gibi akmak adına diliyorum...
Sevdiğim birini
düşünüyorum... Sonra onu neden sevdiğimi... Bana istediğim her
şeyi sağlayan biri mi?.. Beni anlıyor mu?... Ben onu anlıyor
muyum?..Ve Tanrı onu bana gönderdiği için minnettar mıyım?...
İkimizi birbirimize bağlayan ‘o şey’ nedir? Aramızdaki o
kuvvetli bağ... Sevgi. Gerçek Sevgi. Gerçek sevgi nedir?
Sevginin gerçek olduğu ve olmadığı durumlar var mıdır? Herkes
özünde neyi arıyor? Neden anlaşılmayı ve mutlu olmayı
bekliyoruz?.. Kendiyle ya da bir başkasıyla... Neden
ihtiyaçlarımızı karşılamak, korunmak ve ilişkiler kurmak
istiyoruz? Ve sevdiğimiz birine isteklerimizi nasıl ifade
ediyoruz? O bize nasıl tepki gösteriyor?.. Ben bir insanı
anlamak için gerçekten tamamen o olmak gerek diyorum...
Şimdi düşlüyorum...
Onu anlamak için o olmayı
istedim bir an... Onu anlamak istedim... Enerjimiz öyle akıyor
ki birbirimize, durdurmak istemiyorum ve o bir şey söylemese,
sadece öylece kalsa onu anlayabilirim... Buna ihtiyaç
duyuyorum...
Birini sevmeye neden ihtiyaç
duyarız? Birini sevmek nedir? Kendini sevmeyen kimseyi sevemez.
Bu söz doğru , ve içime işliyor, kendimi sevmezsem, kendimi şu
an olduğum gibi kabul etmezsem, ben nasıl başkalarını oldukları
gibi sevebilirim ki?! Gerçek sevgi en başta kendimize, sonra
diğerlerine duyduğumuz koşulsuz sevgidir... Sevginin koşulsuz
olması demek, onu ve kendini o anki hallerinizle sevmek ve kabul
edebilmek demektir... Gerçek sevgi koşulsuz ve affedicidir,
yaratıcıdır, akıcıdır, herkese yaşama özgürlüğü tanır ve
boğmaz... Onun olduğu yerde beklenti ortadan kalkar ve sadece
sevme ve içimizde duyumsadığımız bu sevgiyi verme isteği
doğar... Çünkü kendini seven insan kendini besleyen insandır,
koşullu olmaya, başkalarına göre davranarak acı çekmeye gönüllü
olmayan insandır... Kendi sorumluluğunu kendi eline almaktır
kendini sevmek... Sevgi enerjidir... Ve enerji hepimizde
dolaşır, tüm ilişkilerde dolaşır ve dönüşür... İlişki bir
üretimdir ve bu üretim enerjinin değişiminden ve doğan yeni
fikirlerden ileri gelir. Bu enerjinin adı Sevgi’dir... Sevgi
Yaratıcı’nın kendisidir... Hepimiz aynı ‘öz’ü taşıyoruz... Ve
tüm ilişkilerin özünde sevgiye özlem yatıyor, kimi zaman bize
öyle görünmeseler bile...
Sevgiyle kalın..
08.05.2006 00:50:21
Oda.
* Mon Puget:
Marsilya, Luminy’de- penceremden görünen dağın adı. |