Sayı 37|EKİM 2008         Reklam | Anasayfa | Blog | Kurumsal | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Burcu Özgeçen

İlişkiler üzerine.... 

Yaşadığım ve paylaştığım herkese sevgilerimle... 

07.05.2006 23:08:00 oda, Marsilya 

Yaşamın renklerinin parlaklığını yakından görmek. Gökkuşağının içinde yaşamak, o renklerden biri olabilmek. Tüm özlemlerimle beraber düşünüyorum şimdi... Gözlerimi kapattığımda kirpiklerim titriyor ve müziğin sesini yakından duyuyorum... Çünkü kalbimde atıyor... Kirpiklerim müzikle beraber titreşiyor... Yanağıma dokunan elin sıcaklığını duyumsuyorum... Ve gözlerimi açıyorum, karşımda ‘o’ var...

Kaçımız hayatı boyunca beklemedi ki bizi kendimiz gibi kılacak enerjiyi... Evet,  beklediğimiz kişi aslında bize tüm özgürlüklerimizi koşulsuzca geri verecek ve ne yaptığımızı asla sorgulamadan su gibi akabileceğimiz birisiydi... Aslında gücümüzü geri istiyorduk... Unuttuğumuz, içimizde bir yerlerde unuttuğumuz ve hep ertelediğimiz gerçek benliğimizdi...

İçimdeki yaratıcı güç uyanıyor şimdi, onu çağırıyorum... Ve gözlerimi kapayınca resimler canlanıyor. Bir çocuk gibi bu oyunu sürdürebilirim, çünkü bana inanılmaz bir özgürlük veriyor... Hava temiz şimdi odamda, odam temizse düşüncelerim de temiz oluyor. Ve ben dinlediğim müzik oluyorum... Şimdi Yansımalar’ı dinliyorum... İsmi gibi, müzikle ayna oluyorum kendime ve şimdi sizlere yansıtıyorum...

Deniz ve yakamoz düşlüyorum şimdi, ağır ağır, salına salına yol alan bir kayık... Ben yolcu gemisinin içinden bakıyorum... Ve aklıma yaşadığım şehir geliyor: İstanbul... 

Sonbahar. Yapraklar salınıyor, düşüyor ve sonra rüzgârla savruluyor... Kirpiklerim ıslanıyor yağan yağmurda ve ben en çok kirpiklerimin ıslanmasını seviyorum... Kuru yapraklarda ses çıkartarak ve onları savurarak yürüyorum... Aklımda bir düşünce... Bu hissi kaçıncı kez hissettiğimi ve hissedeceğimi bilmeden yürüyorum... Ama her birinde, bilsem de bilmesem de ayrı bir zevk...  

Yaz ve sıcak, güneşteyiz; bu gerçekten yaşandı aslında, yazı hatırlatan bir günden... Tüm gün yattım kumsalda ve çoğu zaman sadece, beraber, sustuk... Tüm gün beraber uyudum arkadaşlarla, onlar yanımdaydılar, ben varlıklarını hissettim, ama ben bendim, benleydim... Onlarlayken de benleydim, bu an’ı yaşamak, kendini yaşamaktı benim için... Tüm günüm böyle dolu geçti, sadece uzanarak... 

Sabah, güneş Mon Puget’nin* sol tarafından ardına, oradan da yükselmek üzere sağ tarafa geçmek üzere... Erken kalktığım bu günde güneşi dağın sol yanında görme şansım var... İlk erken kalkışım bu nedenle hayret vericiydi, çünkü güneşi daha önce hiç dağın bu yanında görmemiştim... Pencerem açık ve uzun zaman oturup kendime günaydın dedim ve odamın bana izin verdiği güzel manzarayı seyrettim... Ney’imi elime almadan önce derin derin soluk alıp verdim... Aldım ve verdim... O günüm diğer günlerden daha güzel geçti... Ve bunu sürdürdüğüm her gün güzel geçti... 

Her gün başlı başına kendi hikâyesini barındırıyor... Hep aynı şeyi yaşama arzusuna gücünü teslim edenlere sesleniyorum: Bir durum sadece bir kez yaşanır... En azından şu anki bilincimle böyle düşünüyorum...  

Sonra buna ters düşen anlar çağırırım zihnimde, aynı hatırayı defalarca geri çağırırım, ama her seferinde bana başka şeyler söylüyor... Ben değiştikçe o da değişiyor...

Şimdi kapat gözlerini... Ah işte bazı hisler böyle kelimelere sığmıyor, gözlerini kapatınca sen senin içinde olanı duyuyorsun... Şimdi senin hikâyen, senin iç sesin konuşuyor ve kelimelere ihtiyaç duymuyorsunuz... İç sesimiz bize asla yalan söylemez... 

Kendimle iletişimim kuvvetlendikçe bana farklı görünen olay ve durumlara, yaşadıklarıma daha farklı bakabilmeyi öğrendim... Benim bakış açım değiştikçe onlar da değiştiler... Ve benle birlikte onlar da sonsuzluğa akacaklar ve değişecekler, yükselecekler. Onlarla besleniyorum. İyi ve kötü olarak yargıladığım her olay ve durum beni besliyor. Çünkü onlar benim hislerimle beraber yaşıyorlar... 

Bir arkadaşım bana şöyle demişti, uzun zamanı paylaştık ve onla ayrılmamız güçtü benim için, güç!... Bu hissi kaçımız yaşamadık ki... ‘artık yalnızca hafızamıza sahibiz’... Bu cümleyi uzun zaman düşündüm, şu an bile yazarken düşünüyorum... Hafızamızda yaşadıklarımızla ilgili kalan nedir? Artık bu soruyu soruyorum kendime ve yaşadıklarıma daha farklı bakar oldum...  

Debbie Ford’un bir kitabını okudum, hala okuyorum ‘gölgenin sırrı’... Gölge inançlarımız ve yaşam hikâyelerimizle ilgili yazılmış inanılmaz bir kitap... Zor bir dönemden çıkma sürecini başlatıp pek çok etken, kaynak ve düşünceyle beraber hayatımda kocaman bir yeri kapladı okuduklarım... Ve yazdıklarımın pek çoğunda bu kaynağın izlerine rastlamanız kaçınılmaz...

Ama biliyor musunuz bence önemli olan ne? Gerçekten yaşamak! Yaşamak! Yaşamak ve öğrenmek...  Çok sevdiğim bir insan bana şu sözü söyledi, Tanrı’dan gelen bir söz gibi benim için...  ‘bir şeyi yaşayarak da öğrenebilirsin burcu, düşünerek de...’. Bu söz bana pek çok süreç atlattı ve bazen sözler bize en bildiğimiz şeyler olmalarına rağmen sevdiklerimizden gelirler... Ben bunu biliyordum dersiniz ama bu söz yaşamış biri tarafından ya da sizi tanıyan biri tarafından bilinçli ya da bilinçsizce söylenmiştir... O artık sizindir... Çünkü zaten size aitti... Bilmiyorum sizlere ulaşabiliyor muyum?... Bu benim için gerçekten önemli. 

Kendimle iletişim. Kendimle iletişim kurmayı öğrendim... Ve bu iletişimimi iyileştirdiğim her gün yaşamım daha da güzelleşiyor... İç sesime güvenmenin kendimize giden yolda kapıyı açan anahtarın olduğunu ve hep bizimle var olacak bir hediyeyi bize verdiğini anladıktan sonra... Artık daha mutluyum. Sorun yaşadığım zamanlarda bile, kendimle iletişime geçmekten korkmuyorum... İç sesimi dinlemem bana şimdi sizlerle paylaşma mutluluğu veriyor... Sizler benim için özelsiniz... Ben en başından beri içimde inanılmaz bir insan sevgisi taşıdığımı biliyordum, işte bu yüzden bu yazımın konusu iletişim oldu... Yani ilişkiler üzerine... İlişkiler...  

Yaşadığınız ilişkileri sorgulayın sevgili insanlar... İlişkiler anahtarlardır. İlişkiler akıcıdır... İletişim değişimdir, bilginin kaynağıdır ve masadaki tuzu isterken bile farkında olun derim ben size... Şu an bile, size söylerken aslında kendime söylüyorum bunları...  

İnsanın öncelikle kendiyle iletişiminin en önemli kaynak olduğunu düşünüyorum. Ne için kaynak? Diğer ilişkilere açılan kapı... Çoğu zaman birine söylediğimiz kırıcı bir söz, içimizi acıtan bir ruh hali, düşünce ya da olayı hatırlama anında oluşumuzdan kaynaklanır... Eğer kendimizle iletişim kurmayı öğrenemezsek, gerçekten hiçbir sorunumuza çözüm bulamayacağız ve hep dışardan bekleyeceğiz... Dışardan beklemenin çok tehlikeli olduğunu öğrendim. Yaşadıklarım bana bu bilgiyi verdi. Dışardan gelip bizi birinin ayağa kaldırmasını beklemek öncelikle kendimize yapılmış bir haksızlıktır. Çünkü bu durumda kendi gücümüze güvenmiyoruz; yani kendimizi dışarıya bağımlı kılıyoruz demektir. Bu da hep gelmeyen ve beklenen sevgiliyi, ya da ideal ilişki düşlerimizin temelini içimizde yaratıyor... Ve biz mütemadiyen bekliyoruz... Sonra hayatımıza giren insanlar bizim yaşam sorumluluğumuzu kaldıramayınca onları suçluyoruz... Yarattığımız durum tamamen bize aittir oysa.  

En başından başlayın... En başa dönün, düşlerinize dönün. Onlar size neyi kaçırdığınızı ve neyi gerçekleştirmenizle hayatınızın cennete dönüşeceğini açıklayacaklar... İlk nerede ve nasıl başlamıştınız düşlemeye? Umutlarınız kırılmadan öncesine dönmenizi dilerim. Bunu dilerim çünkü bundan önce, hikâyenizin içinde boğulmamıştınız ve umutsuzluğunuz yoktu... Yıllar geçti ve artık fırsatım yok diye düşünüyorsanız zaman kavramını sorgulamanızı dilerim.Ayrıca sizi yaşlandıran şeyin sizden başka kim olduğunu sormak isterim... Bu düşünce uçuk, uzak gelebilir. Ama düşünce her şeyin başladığı yerdir, düşünce oluşun başlangıcıdır. Tüm kaosunuzdan çıkıp, isteklerinize ulaşmak istiyorsanız asla yenilgiyi kabul etmeyin! Etmeyin! ... ‘Düşlerimizin öz’ü nedir’ e inip, onu şu anki koşullarınızla gerçekleştirme yolları aramak benim düşünebildiğim en iyi çözüm. O an, o koşullarla düşlediğiniz şey, bu günkü değişmiş sizin koşullarıyla farklı şekillerde tezahür edebilir; bu son derece normal, ama öz değişmez ve öz içimizdedir, o bilir... Yani sizler bilirsiniz... Düşünce ve dilemek... Kendimizle ilgili yazabileceğimiz nice sözler var, her biri başlı başına birer kaynaktır aslında, şu an benim sizlerle paylaştığım gibi... Kısaca size tüm yaşam servetinizin içinizde olduğunu söylüyorum... Ve bu serveti kullanarak, önce kendi varlığınızı onurlandırmak ve sonra sonsuzluğa açılarak paylaşmak yani; değişip, yükselebilmek için, kendinizle iletişim kurun dilerim... İnançlarınız, yargılarınız, yaşadığınız geçmiş, düşlediğiniz gelecek ve var olan düşleriniz her ne olursa olsun, dışarıdan gelen etkilere karşı öncelikle kendini tanıma ve kendine sorma ve kendi kendinizin efendisi olma sürecine girebilirseniz... Sonuç tamamen özgürlük ve hafiflik... Acı, sevinç, duygular ve denge size ait, sizin, bu yaşam sizin...  

Şimdi başkalarıyla ilgili beklentilerin yerini yavaş yavaş beklentiden öte daha yüce duygulara, her şeyin öz’ü ve kaynağı olan gerçek sevgiye bıraktığını görebiliyorum... Gözlerinize bakmayı, ışıltıya yani; kabul etmez görünen vücudunuzda ve yüzünüzde asla yalan söyleyemeyen parçalarınıza, gözlerinize bakmayı çok isterdim... O günler de gelecek, biliyorum... Bunu da kendim için sizlerle paylaşmak ve su gibi akmak adına diliyorum...  

Sevdiğim birini düşünüyorum... Sonra onu neden sevdiğimi... Bana istediğim her şeyi sağlayan biri mi?.. Beni anlıyor mu?... Ben onu anlıyor muyum?..Ve Tanrı onu bana gönderdiği için minnettar mıyım?... İkimizi birbirimize bağlayan ‘o şey’ nedir? Aramızdaki o kuvvetli bağ... Sevgi. Gerçek Sevgi. Gerçek sevgi nedir? Sevginin gerçek olduğu ve olmadığı durumlar var mıdır? Herkes özünde neyi arıyor? Neden anlaşılmayı ve mutlu olmayı bekliyoruz?.. Kendiyle ya da bir başkasıyla... Neden ihtiyaçlarımızı karşılamak, korunmak ve ilişkiler kurmak istiyoruz? Ve sevdiğimiz birine isteklerimizi nasıl ifade ediyoruz? O bize nasıl tepki gösteriyor?..  Ben bir insanı anlamak için gerçekten tamamen o olmak gerek diyorum... 

Şimdi düşlüyorum...  

Onu anlamak için o olmayı istedim bir an... Onu anlamak istedim... Enerjimiz öyle akıyor ki birbirimize, durdurmak istemiyorum ve o bir şey söylemese, sadece öylece kalsa onu anlayabilirim... Buna ihtiyaç duyuyorum... 

Birini sevmeye neden ihtiyaç duyarız? Birini sevmek nedir? Kendini sevmeyen kimseyi sevemez. Bu söz doğru , ve içime işliyor, kendimi sevmezsem, kendimi şu an olduğum gibi kabul etmezsem, ben nasıl başkalarını oldukları gibi sevebilirim ki?! Gerçek sevgi en başta kendimize, sonra diğerlerine duyduğumuz koşulsuz sevgidir... Sevginin koşulsuz olması demek, onu ve kendini o anki hallerinizle sevmek ve kabul edebilmek demektir... Gerçek sevgi koşulsuz ve affedicidir, yaratıcıdır, akıcıdır, herkese yaşama özgürlüğü tanır ve boğmaz... Onun olduğu yerde beklenti ortadan kalkar ve sadece sevme ve içimizde duyumsadığımız bu sevgiyi verme isteği doğar... Çünkü kendini seven insan kendini besleyen insandır, koşullu olmaya, başkalarına göre davranarak acı çekmeye gönüllü olmayan insandır... Kendi sorumluluğunu kendi eline almaktır kendini sevmek... Sevgi enerjidir... Ve enerji hepimizde dolaşır, tüm ilişkilerde dolaşır ve dönüşür... İlişki bir üretimdir ve bu üretim enerjinin değişiminden ve doğan yeni fikirlerden ileri gelir. Bu enerjinin adı Sevgi’dir... Sevgi Yaratıcı’nın kendisidir... Hepimiz aynı ‘öz’ü taşıyoruz... Ve tüm ilişkilerin özünde sevgiye özlem yatıyor, kimi zaman bize öyle görünmeseler bile... 

Sevgiyle kalın..  

08.05.2006 00:50:21 

Oda.  


* Mon Puget: Marsilya, Luminy’de- penceremden görünen dağın adı.

HABERLER

 

 

Yaşı Tarihle Eşit: Hasankeyf


Disleksi: Özel Öğrenme Güçlüğü


Arka Sokak Modacıları


Okullarda “Beyaz Bayrak” Yarışı 


Hayat Okumakla Güzel


Tuz Gölü Lağım Olmadan!


Yeryüzünün Yüzleri


Ada Vapuru’nun İçinde...


Makrobiyotik Beslenme


Besinler Neleri İçeriyor? Hangi Besin Neye Yarıyor?


ABD'deki Okullarda Gazlı ve Şekerli İçecekler Yasaklandı


Çizgi Filmler Çocukların Karakterlerini Etkiliyor


“Oyun” Filmi Ödüle Doymuyor!


Kadıköy'de Kısa Film Günleri


Sayılardan Renk, Seslerden Şekil olur


Kendini Koruma Sanatı


Muson Mevsiminde Uttaranchal (II.Bölüm)


Bir Popüler Kültür Ürünü Olarak Yoga 


Renklerle Karakter Analizi


Ateşli Beyaz Geceler (astroloji)


Sibirya'da Bütün Bir Mamut İskeleti Bulundu

 

KÖŞE YAZARLARI

Mahmut Şaylıkay

Baban Mı Var Derdin Var


Uzay Gökerman

Kıyamet Tarikatleri mi?


Didem Çivici

Ruhun Yolculuğu


Uzay Gökerman

İnanmak


Doruk Oğuz

Ey İnsan Birey!


Meltem Bingöl

Kuşlar


Rüya Yüksel

Dostluk üzerine


Burcu Özgeçen

İlişkiler üzerine... 


Burçin İvren

Bu Sana Üstat 


Çiğdem Aksoy

Her Yerde Kar Var


Burak Kaan Kızılkan

Özgürlük


Mukaddes Öztürk Odacı

Yaradan'a Yakarış


Mahmut Şaylıkay

Düşümdeki Anneme


SEÇİLMİŞ ŞİİRLER

Nebile Ayyüce KOTANCI

Yağmur KOTANCI

Seda ÖZKARAYURT

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  7 Ekim 2008 TSİ 19:20