Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Yazar: Burcu Akar

Gerçek Kimliğimiz Tanrısallık Bölüm: 2

Ve devam ediyoruz…

Bizler birer bilmeyen değil, sadece yarattığımız oyunun kurallarına göre hareket eden, yüce bir bütünlüğün parçalarıyız. Yaratılışımız itibariyle hiçbir şey bilmediğimizi söylemek kendimize en büyük hakarettir.

Dolayısıyla bizi Yaratana da! Çünkü biz; küçük, işe yaramaz ve öylesine var olmuş varlıklar değiliz ve hiçbir zaman da o şekilde görülmedik. Bizler her zaman el üstünde tutulan ve sonsuz bir sevgiyle desteklenen yüce varlıklar olduk. Çünkü biz, bizi yaratanın gözünde öyleyiz. Kendimizi bu şekilde görmemiz oyunumuzu ne kadar hakkıyla yerine getirdiğimizin kanıtıdır. Amaç da buydu. Ne olduğumuzu unutarak başladığımız oyunumuzda, ne olmadığımızı deney imledikten sonra, oyunun finalinde tekrar özümüze geri dönmek. Biz bunu başarabileceğine inanan, her ne koşul altında olursa olsun, ne olduğunu tekrar hatırlayabileceğine inanan ve bunun için kendine bir senaryo yazıp oynayabilen yüce varlıklarız. Yüceliğimiz yaratılışımızdandır, bizi yaratandandır. Kendini aşağı görmek, işte onun için Yaratan’a hakarettir.

Hiçbir şey bilmediğinizi düşünseniz bile, en azından Tanrı’nın, ( Allah’ın, Yaratan’ın, Rabb’in) mükemmelliğini hepimiz biliriz ve inanırız. Ve bu kadar mükemmel olan bu yüce varlığın, kendi yarattığı bizleri, aşağılamak, hor görmek, gücünü ispatlamak için yarattığına inanmak, mükemmellik anlayışımıza ters düşmüyor mu?  Mükemmel olanda, ego ( öfke, kıskançlık, korku, rekabet, kırgınlık, üstünlük duygusu, yargılama, büyüklük duygusu, hükmetme, yalan, ihtiras, hırs, aşağılama, hor görme, kibir, kıyaslama…) olmaz. Oysa bizler Tanrı’ya türlü egolar yapıştırmaya çalışıyoruz. Unutmayın ki; zaman aşımına uğramış her bilgi, her kaynak, insan egolarıyla değişime uğramaya ve bir çıkar aracı olarak kullanılmaya mahkûmdur. Bugün ne savaşlar çıkıyor, ne kavgalar oluyor, O’nun adına ama O’nun yolunda değil. Bu yüzden Tanrı’yı ( Allah’ı, Yaratan’ı, Rabb’i ) başkalarına sormayın ve başkalarından da dinlemeyin. Mükemmel olanı içinizde arayın.  

Bugüne kadar size öğretilmiş olanları bir kenara bırakın lütfen ve kendinize Tanrı’nın sizlere baktığı gözlerle bakmayı deneyin. Çünkü içinizde bir yerlerde, aslında ne kadar değerli olduğunuzla ilgili bir kıpırtının olduğunu ve kendinizi O’na hep daha yakın hissettiğinizi biliyorum. Hadi bu duyguyu tetikleyelim. Yıllarca değersiz olduğumuzu duyduk ve inandık da ne oldu, elimize ne geçti? İnsan bilinciyle bize öğretilenler sadece egonun esaretindeki kısıtlı bilgilerdi. Bizlere bugüne kadar anlatılanlar sadece belli bir kesimin üstün görülmesini, gıptayla bakılmasını ve bunun sonucunda da, bu kesimden insanların anlattıklarını sorgusuz sualsiz kabul etmeyi öngördü. Oysaki Tanrısal Bütünlük de (yüce bütünlükte) ayrım yoktur. Kimse kimseden ne fazla ne de eksiktir. Ben ne biliyorsam siz de biliyorsunuz, siz ne biliyorsanız ben de biliyorum. Sadece, farkında olmak önemli ve bunu hazmedebilmek, ötesi dikiş söküğü gibi geliyor. Bilgiyi, kendiniz dışında bir yerlerde aramayın, içinize dönmeniz yeterli olacaktır. Çünkü tüm soruların cevapları orada depolanmış bir şekilde fark edilmeyi bekliyor.   

Evet, bizler birer bilmeyen değiliz, öncelikle bizler tek tek değiliz. Bizler çok yüce bir bütünlüğün parçalarıyız. Bu bütünlükte sayımız ne kadar çok gibi görünse de -ki daha birçoklarının farkında bile değiliz- aslında giydiğimiz beden giysilerinin altında tamamen BİR’iz, TEK’iz, tek bir hamura aidiz. Bu hamur tanrısallık hamurudur. Nasıl ki; tuzlu bir hamurdan kopan parçalar şekerli olmazsa, şekerli bir hamurdan kopan parçalar da tuzlu olamaz. Hamurun içindeki malzemeler, tadı, kıvamı neyse, onun parçaları da aynı kıvama, tada ve malzemelere sahiptir. Koparılmış olan parçalar, koptuğu bütünün birebir aynısıdır. İşte bizim gücümüz de budur. Bizler Tanrı parçaları ve bu hayattaki birebir yansımalarıyız. Bu yüzden çok yüceyiz ve işte bu yüzden çok değerliyiz. Bu hayata doğmadan önce tek bir hamurduk, bu hamurdan bölünerek çoğaldık, şekil şekil olduk.  Ama hala özde hamuruz. Bütün olan hamur halimiz ne olduğumuzu simgeler, girdiğimiz şekillerimizse yaşamış olduğumuz hayatı. Bizler yaşamış olduğumuz hayatta, kısa bir süreliğine şekillere girdik. Oyun bitince hepimiz birbirimize karışıp, şekillerimizi kaybedip, yine o ilahi ham hamur olacağız. İşte bu yüzden aslında çokuz ama tekiz. Birliğimiz aynılığımızdandır, bütünlüğümüz tanrısallığımızdan… 

Bizler bu bütünlüğün parçaları olarak, bir oyun oynamaya geldik buraya ve bunu hakkıyla yerine getiriyoruz.  Bunu bir tiyatro oyunu olarak ele alalım. Oynadığınız role adapte olabilmeniz için, esas kimliğinizi sahne arkasında bırakırsınız. Siz, oyun esnasında, ne kadar gerçek kimliğinizi hatırlarsanız, büründüğünüz role adapte olmanız da bir o kadar zor olur.  

Eğer ki siz, çok zengin bir öze sahipseniz ve oynadığınız rol, bir fakirin hayatıysa; siz okumuş olduğunuz okullardan aldığınız kültürü, edinmiş olduğunuz diksiyonu ve vücut hareketlerini o kostümün içine sığdırmaya çalışırsanız, bir fakirin hayatını asla ve de asla gerçekçi olarak sergileyemezsiniz. Çünkü zengin olan özünüz, fakir olan rolünüzün üstüne geçer ve öncelikle siz büründüğünüz kimliği yaşayamadığınız için sizi izleyenlere de yaşatmanız mümkün olmaz. Oyuncu olan siz, rolünüzü hakkıyla yerine getirirseniz, seyirciler sizi elleri patlayana kadar alkışlar, çünkü sizinle beraber fakir olmayı yaşamışlardır, görevinizi yerine getirebilmiş olmanın haklı gururuyla,  kulise geri döner, kostümünüzü çıkarıp ve makyajınız temizledikten sonra, artık esas olan size geri dönersiniz. Ama eğer ki, rolünü başaramamışsanız, bunu başarabilmek için defalarca, aynı replikleri okur, aynı hareketleri tekrar edersiniz, ta ki başarana kadar. İşte bizim oyunumuz da budur. Biz bu oyuna kim olduğumuzu unutarak başlıyoruz ve bulana kadar da defalarca aynı oyunu oynuyoruz. Kostümlerimizi, dekorumuzu, makyajımızı ve rol arkadaşlarımızı, daha oyuna başlamadan seçiyoruz, ayarlıyoruz ve tüm eksikler tamamlanınca, hayat sahnemize doğuyoruz. İşte bu yüzden hayatta başınıza gelen hiçbir şey tesadüf değildir.  Ne yaşıyorsanız bir nedeni vardır. 

Kısacası, bizler Tanrı (Allah, Yaradan, Rab) yanımızı unutarak, aslında özümüzü yani O’nu deneyimlemek üzere geliyoruz bu dünyaya. Belirli bir amaç uğruna varlığımızı sürdürüyoruz. Ama düşüncelerimizle şekillendirdiğimiz hayatımızda, bu deneyimi zorlaştırıyor ya da kolaylaştırıyoruz. Şunu unutmayın ki; Tanrı tarafından yaratılan hiçbir varlığın gücü hafife alınamaz. Çünkü Tanrı (Allah, Yaradan, Rab )  ne kadar yarattıysa, yarattıklarının hepsi de o kadar kendi gibidir. Gördüğümüz, kokladığımız, işittiğimiz, hissettiğimiz her şeyde Tanrı nın ( Allah’ın, Yaradan’ın, Rabb’in )  parmağını görmemek mümkün değildir. Çünkü zaten hepsi O’ndan var olmuştur. Gördüğünüz, kokladığınız, işittiğiniz, hissettiğiniz her şey ama her şey, bizim ilahi oyunuzun oyuncularındandır. Biz hep beraber, bir tiyatro sahnesinde buluştuk. Bu oyunu bizler yazdık ve sergilemeye karar verdik.  Hepimizin ayrı ayrı rolleri -görevleri- var. Bu şaheserde; doğa da var, insan da, hayvan da, taş da var, toprak ta… Hiçbir varlık, nedensiz olarak bu oyunda yer almaz. İşte bu yüzden bu tiyatro oyununda, bir tanesinin bile eksikliği kabul edilemez. Çünkü hepimiz ilahi bir birliğin parçalarıyız ve var oluşumuz birbirimize bağlıdır. Et nasıl tırnaktan ayrılmazsa, var olmuş olan hiçbir varlık da birbirinden ayrılamaz. Bir bedende iki tane kol varsa, bunun bir nedeni vardır, bir tanesinin kaybı, sağlıklı kola daha çok görev düşmesine neden olur, iki katı performans ve yorgunluk sağlar, denge bozulur. Doğadan bir canlının bile, doğal olmayan yollarla, nesli tükense bundan tüm oyuncular etkilenir ve yine denge bozulur. Evren dediğimiz Tanrısal bütünlük de tartışılmaz bir düzen ve denge vardır. Boşuna yaratılmış bir tek zerre parçası bile bulmak mümkün değildir.

Ve son olarak;

İnsan bilinci egolarla hareket eder, oysa tanrısal bilinçte ego yoktur. İşte bu yüzden şimdiye kadar bizlere anlatılanlar bizlere yetmiyor, çünkü verilmiş olan cevaplar, arayışımızın bitmesine olanak sağlamıyor.

Oylumuz sevgiyle açık olsun. Egolarından arınmış bir gözle bakılan aynada, Tanrı’yı (Allah’ı, Yaradan’ı, Rabbi) görmemek olanaksızdır.


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Burcu Akar, 1980, İstanbul doğumlu. Anadolu Üniversitesi Turizm Otelcilik bölümünde öğrenim gördü. Staj için gittiği Antalya’ya yerleşti. Sanat ve sporla ilgileniyor. Hayata sadece doğmak, üremek ve ölmek üçlemesi için gelmediğine inananıyor. Bunun üzerine yıllardır kitaplar okuyup, araştırmalar yapıyor. Bu konuyla ilgili bir kitap yazıyor.

Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Beyin Dili Nöroterapi


Dünya Dışı Yaşam


Mutlak İktidar


Demokrasi Üzerine Bir Derleme


"Gündemimiz Çok Sığ"


Su Kıtlığı Mücadelesine Çağrı


Eğitime Gönüllü Desteği


Medyanın Şekil Verdiği Çocuk


Twixt


Bir İnsan Yaratıyoruz


Sürü ve Yetkeci Çobanlar


Çok Bilinmeyenli Dönemeçler


Eşcinsellere Eşit Hak ve Özgürlükler


Kuantum Anlayışı ile Maddeden Enerjiye


“Hiperaktif Oğlum”

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Zuhal Keresteci

Bugün ve Sanki


Hale Karaarslan

Sevgi En Derinlerimde


Burcu Akar

Gerçek Kimliğimiz Tanrısallık-2


Gürhan Faik Yeğit

Kılavuzluk ve Eğitmenlik


Can Duman

Rüzgârın Hoyratlığında Mağrur Bir Yaprak Gibi Olabilmek


Buse Doğan

Sensizliğin Erguvan Hali


Didem Çivici

Martı


Rüya Yüksel

Günahlarımla Sevaplarımla Aldım Başımı Gidiyorum


Vokan Burnaz

Kristal Elma


Didem Çivici

Unicorn'a Atıf


Volkan Burnaz

Ayrılış

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11