Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Yazar: Burcu Akar

Köşe Yazısı, Antalya

Gerçek Kimliğimiz "Tanrısallık"

Bizler nasıl ve neden varolduk? Nereden geldik? Döneceğimiz yerde bizleri neler bekliyor? 

Hangi yaşta olursak olalım, hayatımızın bazı evrelerinde, mutlaka bu soruların cevabını aramışızdır. Bize anlatılanların yeterli gelmediğini işte o zaman daha iyi anlarız. Çünkü bize anlatılanlar içimize sinmiyor, içimizde bir yerlerde başka cevaplar olduğuna inanıyoruz gizliden gizliye. Verilen cevaplar, sorduğumuz soruları karşılamıyor ve bu yüzden de ne kadar bizlere anlatılanları kabul ediyor gibi görünsek de, hep bir arayış içinde buluyoruz kendimizi. Bu güne kadar alışmış olduğumuz en belirgin güdümüz, inandıklarımızın peşinden gitmek yerine, bizim yerimize cevapları verenlerin peşinden gitmektir. Bu; -ben düşünemedim, hadi sen düşün yerime, ben uyayım-, felsefesidir. Bunun nedeni de; yaşamımızdan önce ki var oluş tarzımızı ve şeklimizi hatırlamıyor olmamızdır. Hatırlamaya da gayret etmiyorduk. Çoğumuz, kendi gücümüzü göz ardı ettiğimiz gibi, bir de başkalarına teslim ediyoruz.  Oysa içimizde, çok yüce bir güce sahibiz. Kimi zaman bu gücün farkına varıyoruz ama anlam veremiyoruz. Çünkü bu gücü yaşamamız hep engellendi daha doğrusu engellemelerine izin verdik ta ki bugüne kadar. Farkındaysanız, bizim için gizemini koruyan bu konular artık yavaş yavaş gün ışığına çıkmaya başladı. Adını sayamayacağım kadar çok kitap yayınlandı son zamanlarda, görsel ve yazılı basın daha çok eğilmeye başladı bu konulara. İçindeki gücün farkına varan eskinin kısık sesleri, şimdiler de daha bir gürleştirdi ses tonunu. Peki, neden bu kadar çok gündeme gelmeye başladı? Daha önce yok mu saymıştık yoksa…   

Çünkü artık içimize dönmeye başladık, hayatımızdaki sırları ortadan kaldırmaya niyetlendik. Bize anlatılanların değil, içsel inançlarımızın arayışına girdik. Kendi adımıza düşünebilme cesaretini edindik. Ve çünkü geçmişin öğretilmiş gerçekleri günümüzün sorularıyla çelişir hale geldi ve tatmin ediliciliğini kaybetti.  Bu yüzden bu döneme; UYANIŞ YA DA AYDINLANMA ÇAĞI diyor araştırmacılar. ‘- İnsanoğlu artık, yüzyıllardır yatmış olduğu uykusundan silkinip aydınlığa uyanıyor-‘ felsefesiyle yol alıyorlar. . Tabular yıkılıyor, yasaklar kabul görmüyor.   

Sizlerle bu yazı da bilmemeyi değil, hatırlamayı konuşacağız. Çünkü bizler bilgisiz varlıklar değiliz. Tüm bilgiler bizlerde mevcut sadece hatırlanmayı bekliyor. Belki okuduğunuz bir kitaptan, belki yaşadığınız bir olaydan, belki de gördüğünüz bir filmden sonra içimizde çakan şimşekler önümüzü görmemizi sağlıyor ışığıyla. 

Bizler yoktan var olmadık, mutlaka bir geçmişimiz var. Ve biz de o geçmişimizi aramaya, yine geçmişimizi gözden geçirerek başlayacağız. Unutmayın lütfen; bizler bilmeyen değil, bilip te unutarak gelmeyi seçenleriz. Bildiklerimizi unutmayı seçip yaşadığımız her anda bildiklerimizi hatırlayacağımıza söz verenleriz!  

Evet, bizler unutmak adına söz verenleriz. Unutup, yeniden her şekilde hatırlayabileceğimizi savunan yüce varlıklarız. Yüceliğimiz, Tanrısallığımızdandır yani var oluşumuzdandır, Tanrısallığımızın gücündendir. Bizler hiçbir zaman değersiz varlıklar olmadık, ne zaman ki gücümüzü kullanmayı bıraktık işte o zaman bizler kendimizi değersiz görmeye başladık. 

Tanrı; sevgi demektir. Sevgi Tanrısallıktır. Bizler sevgiden var olduk, sevginin parçalarından oluştuk, saf sevgiden yaratıldık. Tanrı nın kendinden yarattığı her varlıkta, sevgiyi yani kendisini görmemek olanaksızdır. Kokladığımız, gördüğümüz, hissettiğimiz, dokunduğumuz her şeyde ve her yerde, O’na rastlamak mümkündür.  O’ndan var olan doğada, O nu koklar ve O’na dokunur, estiği rüzgârda sesini duyar, kendimizde O nu görürüz. Tanrı’nın güzelliğini açar çiçekler, O’nun bereketini akıtır yağmurlar, kendisini yansıtır insanlar. İşte sırf bu yüzden çok değerliyiz ve güçlüyüz. Ondan var olmayan tek bir, canlı ya da cansız varlık yoktur bu oluşumda. 

İşte bizler, bu güzelliklerimizin farkında olarak kurduk ilk uygarlığımızı. Tüm tanrısallığımızı, birebir yaşadığımız ve yansıttığımız ilk uygarlık, Mu ya da Lemurya adıyla bilinen uygarlıktır. Tamamıyla açık bilinç yani hatırlayan olarak yaşadığımız ilk mekân. Bizler burada, insan bedeninde, Tanrı’yı deneyimlemeyi (yaşamayı) amaçladık yani özümüzü.  

Bizler seviyesi en yüksek olan sevgi ( Tanrı ) enerjisiyle yaratıldık. Özümüz olan sevgide; sahiplenmeye, kıskançlığa, öfkeye, hırsa, rekabete yer yoktur. Oysa bizler, zamanla, insan bilincinin düşük enerjisini oluşturduk ve egoları yaratmaya başladık. Bir topluluk halinde yaşarken, kendimize ayrı mekânlar ( evler ) oluşturup, ayrılmaya başladık. Yiyeceğimizi, içeceğimizi sahiplenmeye başlayıp hırçınlaştık. Kendimizi diğerlerinden üstün görüp rekabeti yarattık. Hırsı öğrendik, mutsuz olmaya başladık. Ve bir devrin kapanmasına yani uygarlığımızın yıkılmasına sebep olduk.  

Ne kadar biz oluşturduysak bu oluşumu, yıkanlar da yine bizler olduk. Bunun sebebi de, ne kadar açık bilinç olarak gelsek de, Tanrısallığımızı, yaşamış olduğumuz hayatta unutmuş olmamızdır. Ama Evren dediğimiz bütünlük de, son yoktur olmayacaktır da. Mu bir bitiş olmadı, yeni uygarlıklar kuruldu. Ama bu defa, tanrısallığımıza ait bilgilerin büyük bir bölümünü genetiğimize kodlayarak var olmayı seçtik. Biz buna dilimize en uygun anlamıyla unutmak diyoruz. Çünkü dünya yaşamına bu bilgileri nereye sakladığımızı unutarak başlıyoruz.  Yani bilgiler hep yanımızda ama yaşadığımız olaylarla açığa çıkıyor ya da çıkmıyor. O yüzden, gerçekleri görmek istiyorsak içimize dönmemiz gerektiği söyleniyor.  

Bu bilgilerin açığa çıkması için, egolardan arınmamız gerekiyor. Siz ne kadar egolarınızdan arınırsanız, o kadar Tanrısallığınız ortaya çıkar ve siz bunları hatırlamaya başlarsınız. Bu konuya şimdilik daha fazla derinlemesine inmiyorum çünkü bunu takiben serinin 2. yazısın da;  hatırlamamızı engelleyen egoları ve unutmamızın devamlılığını sağlayan Tanrısal olmayan enerjileri nasıl yaratıp, bedene büründürdüğümüzü, tüm ayrıntıları ile anlatmaya çalışacağım. Ama şunu söylemeden de bitirmek istemiyorum. Tanrı ya kendimizi bu kadar yakın hissediyor olmamız bir tesadüf değil tam aksine, olması gereken bir süreçtir. Bizler, Mu uygarlığını hatırlayan olarak kurduk ama zamanla bildiklerimizi unuttuk. Şimdi ise unutan olarak geldik ama hatırlamaya başladık.  

Yolumuz tanrısal bilinçle; sevgiyle açık olsun…


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Burcu Akar, 1980, İstanbul doğumlu. Anadolu Üniversitesi Turizm Otelcilik bölümünde öğrenim gördü. Staj için gittiği Antalya’ya yerleşti. Sanat ve sporla ilgileniyor. Hayata sadece doğmak, üremek ve ölmek üçlemesi için gelmediğine inananıyor. Bunun üzerine yıllardır kitaplar okuyup, araştırmalar yapıyor. Bu konuyla ilgili bir kitap yazıyor. Detaylı Bilgi


HABERLER

 

 

Mars'taki İnsan Yüzü


Hangi Partiye Oy Vereceğim?


22 Temmuz Seçim Tahminleri


Karamela Sepeti


Politika Pazarı


Ölüdoğan Bir Demokrasi Denemesi


Zamanya


Aşırı Sıcaklarda Kalp Krizi Riski


Sıcak Havalara Dikkat!


Ölümün Ardından


Ağrı Dağı Neden Bu Kadar Çekici?


Akupunkturun Bilinmeyenleri


İstiklal’in Sanat Dolu Sokakları


Dilimiz, En Büyük Zenginliğimiz!


Costa Brava


Sağlığınız Tehlikede Olabilir!


Ölümsüz Ölümler


Küresel Isınmanın Kanıtları


Yurtdışındaki Okullarda Artan Şiddet 

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

 

Burcu Akar

Gerçek Kimliğimiz "Tanrısallık"


Zuhal Keresteci

Geleceğime Dikilen Umutlar


Hale Karaarslan

Coşkuda olmak 


Rüya Yüksel Ersavcı 

Cehenneme Giden Yol İyilik Taşlarıyla Döşelidir


Buse Doğan

Karanfil Kokusu Kalır 


Didem Çivici

Cennetimin Kapıları


Dr. Levent Atlaş

Yıldızlar Yalnız Gezer


Volkan Burnaz

Just Help Me Save Padmé’s Life


Didem Çivici

Let it Be 


Didem Çivici

Ruhun Yolculuğu-2

 

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11