|
Yazar: Burcu Akar
Anne Karnında Başlayan Öğrenilmiş Korkular
-Bölüm 1-
Her insanın belli bir hayat
kalitesi vardır. Bu hayat kalitesinin oranı ise; yaşadığınız
hayattan ne kadar keyif aldığınız ve bu hayatın ne kadarını
içinize sindirerek yaşadığınızla alakalıdır. . Her anını
keyifle, huzurla, kendine güven içerisinde, sevgiyle, her türlü
isteğini yerine getirerek yaşayan, kendisiyle ve dolayısıyla
çevresiyle barışık, sosyal, aktif bir hayat geçiren bir bireyin
hayat kalitesi çok yüksektir. Ama tam aksiyse; her an öfkeli,
korku dolu, kendine güvensiz, sevgiyi yaşayamayan ve yaşatamayan
bir bireyin ise, hayat kalitesi de bir o kadar düşüktür. İşte bu
hayat kalitemizin düşmesine sebep olan ise egolardır.
Ego deyince aklımıza
kalıplaşmış bir açıklama gelir. Kendini beğenmiş, ukala
insanlara bizler egolu damgasını yapıştırıveririz. Bu da bizim
doğru bildiğimiz yanlışlardan biridir. Ego terimi oldukça
geniştir ama bir tanesinin varlığı bile insanın mutsuz olmasına
büyük bir nedendir. Bunlardan bazıları; kıskançlık, öfke,
kırılganlık, saldırganlık, korkular (ölüm korkusu, terk edilme
korkusu, yükseklik korkusu, yalnızlık korkusu, kaza yapma
korkusu, hastalanma korkusu, başarısızlık korkusu, hırsız
korkusu, hayvan korkusu…), güvensizlik, sevgisizlik (kendini
sevmeme, sevilmediğini ya da sevilemeyeceğini düşünme), acılarla
beslenme, kendine değer vermeme, yargılama, aşağılamadır. Ama
tüm bunları tek bir başlıkta toplayacak olursak, tüm egoların
kaynağı sevgisizliktir.
Sevginin yeşermediği, daha
doğrusu sevgiyle yeşermeyen her birey; kendine güvensiz olur,
kendine güveni olmayan birey korkularını oluşturur. Korkularıyla
yaşayan birey, kıskanç olur, çabuk kırılır ve incinir. Kırılan,
incinen kıskanç bir birey ise saldırganlaşmaya ve ani öfke
patlamaları yaşamaya başlar. Eğer ki birey, bu egoların farkında
değilse ve böyle davranmayı bir yaşam biçimi haline getirmişse,
kendinden oluşan kuşaklara yani çocuklarına da bunları bilinçli
ya da bilinçsiz olarak öğretmeye başlar. “öğretmek” kelimesini
özellikle, üstüne basa basa vurgulamak istiyorum çünkü egolar
sonradan öğrenilmiş olan duygu karmaşalarıdır. Hiçbir birey anne
karnına, egolara sahip olarak gelmez. Bu yüzden daha anne
karnında başlar tanışıklığımız, sevgisizlikten doğan korkularla,
yani egolarla.
Çoğunlukla, ilk, bebeğini
dünyaya getirmeye hazırlanan bir anne adayı, kendine olan
sevgisinden ödün vermeye başlar. Vücudu değişir, hareketleri
kısıtlanır, kendini güzel bulmamaya yani artık aynaya baktığı
zaman kendini sevmemeye başlar. Bu sevgisizlik içinde kendine
olan güvenini kaybeder ve türlü korkular üretmeye başlar. “Ben
bu bebeğe nasıl bakacağım, ya sakat doğarsa, ay niye bugün
kıpırdamadı bir sorun mu var, ya düşük yaparsam, ya
doğuramazsam, ya eşim artık beğenmezse” gibi düşüncelerden
oluşan korkularla, huzursuz geçecek bir hamileliğin temelleri
atılmış olur. Bu hamilelik döneminin ilk aylarında, zaten
geldiği yeri anlama ve alışma telaşında olan bebeğin karmaşık
duygularına, bir de annenin, mutsuz ruh hali eklenince, bebek
tümüyle rahatsız olur ve bunu da annesini rahatsız ederek
göstermeye başlar.
Anne adayı ise, bebek
tarafından verilen bu tepkileri fiziksel problemler olarak
hisseder. Anne tüm duygu yoğunluklarını tek başına yaşadığını
düşünürken, aslında onunla beraber yol alan, her yiyip
içtiğinden olduğu kadar her yaşadığı duygudan da beslenen bebek,
tüm bunlardan etkilenir ve anneye sinyaller göndermeye başlar.
Anne, ne kadar bu sinyalleri algılayamazsa, bebeğin bu dünya da
kalma isteği de aynı oranda azalır. İşte ilk korkular bu devrede
oluşur çünkü bebek, annenin mutsuzluğunun kendisinden
kaynaklandığını düşünerek, anneyi üzüyor olmaktan korkmaya
başlar. Bu da bebekte geldiği yere geri dönme isteği uyandırır
ve sağlıksal olarak zayıflar ve bundan doğal olarak etkilenen
anne adayı, sorunlar yaşamaya başlar. Ben tüm hamileliği
boyunca, karın ağrıları, kramplar, kusmalar, yaşayan hatta
doğuma kadar ki olan tüm zamanını hiç hareket etmeden yatarak
geçirmek zorunda olan birçok anne adayı tanıdım. Eğer ki anne;
bu bebeği tam anlamıyla kabul eder ve o nu hayatına müdahale
etme potansiyeli olan bir varlık olarak görmeyi bırakırsa, bebek
rahatlar, sevildiğini hisseder ve hayata sıkı sıkı tutunduğu
için bu korkusunu atlatır ve anneyi de rahat bırakır.
Zaman ilerledikçe, anneyi
olduğu kadar çevresindeki tüm olan biteni ve hatta konuşulanları
bile iyice anlamaya başlayan anne karnındaki bebek, annenin
hangi durumlardan iyi ya da kötü etkilendiğini, bu durumların ne
olduğunu ve annenin bunlara nasıl bir tepki verdiğini ezberler.
Fiziksel olarak gelişen bebek, duygularını da oluşturmaya
başladığından, annenin tüm mutlu ve mutsuz olduğu durumları
kendine mal etmeye, yani, bunu kendine bir yaşam biçimi olarak
seçmeye başlar ve bunu kaydeder. Dolayısıyla, ne zaman aynı tip
bir olayla karşılaşsa, otomatik olarak öğrendikleri devreye
girer, bunları kendi yaşıyormuş gibi algılamaya ve anneden
bağımsız olarak, kendine has tepkiler vermeye başlar.
Örneğin; eğer ki bir anne
adayının düşük yapma gibi bir korkusu varsa ve başına gelen her
olayda bebeğini kaybetme korkusu yaşıyorsa, bebek bunu kaydeder,
saklar ve anne adayının başına gelen en ufak bir kazada kendisi
düşme korkusu yani ölüm korkusu yaşamaya başlar. İşte bu
kaydettiği korkuyla hayata merhaba der ve eğer bunun farkına
varmazsa, hayatı boyunca kaza geçirme ya da ölme korkusuyla
yaşar. Bir başka örnek daha. Eğer ki anne adayı, hamileliği
boyunca kendisiyle yüksek sesle konuşulmasına tepki veriyor ve
bundan hoşlanmıyorsa, hatta bundan korkuyorsa; bunu algılayan
bebek, duyduğu her yüksek sesten etkilenmeye yani korkmaya
başlıyor, bunu kaydediyor ve bu korkuyla dünyaya merhaba diyor.
Yine bu bunun farkına varmazsa, kendisiyle yüksek sesle
konuşulmasından hoşlanmıyor, biri yüksek sesle konuştuğu zaman
da korkup, bir kenara siniyor. Çünkü tüm bunları anne
karnındayken öğrendi, kaydetti, kendine mal etti ve yaşamaya
başladı.
Anne karnında öğrenilen tüm
duygular gelecekteki yaşam kalitemizi belirleyen ana
kıstaslardır. Sevgisizlikten doğan korkular başka korkuları da
kendine çeker ve yeni korkular oluşturur. Anne adaylarının
öğrettiği tüm korkular, bilinçsizce, çocuğuna aktardıklarıdır.
Serinin ikinci bölümünde ise, doğumdan sonraki yaşantımızda bize
bilinçli olarak öğretilmiş olan egoları paylaşacağız.
Hepimizin yolu sevgiyle açık
olsun.
YAZAR
HAKKINDA BİLGİ
Burcu Akar,
1980, İstanbul doğumlu. Anadolu Üniversitesi Turizm
Otelcilik bölümünde öğrenim gördü. Staj için gittiği
Antalya’ya yerleşti. Sanat ve sporla ilgileniyor. Hayata
sadece doğmak, üremek ve ölmek üçlemesi için gelmediğine
inananıyor. Bunun üzerine yıllardır kitaplar okuyup,
araştırmalar yapıyor. Bu konuyla ilgili bir kitap yazıyor.
Detaylı Bilgi
|