|
Yazar:
Burcu Özgeçen

Karanlık-Aydınlık,
Sevgi-Nefret,
Işık-Gölge.
Duyduğum tüm nefretin kendime ait
olduğunu fark ettim... Bunu ben üretiyorum ve/veya kendime karşı nefret
duyuyorum. Hangisi doğruysa bunu üreten benim; varlığım ve kodlamalarım...
Ve şimdi tüm bu duygumu kabul ediyorum. Fark etmek hoşuma gidiyor, bir
toksinin daha çözülme şansı demek bu. Derine, daha derine sevgi ve sabırla
indikçe kendime ulaşacağım... İstediğim şey bencil bir şekilde kendime
ulaşmak değil. İçimde hissettiğim, ‘tüm deneyimleri korkusuzca yaşayan bir
ben’ var, ona ulaşmaya çalışıyorum. Denge... Tüm vücudum dengeye odaklanmış
durumda. Sevgi benliğim gibi, gölge benliğimi de kucaklıyorum. İşte tüm bunu
başardığımda özgür kalacağım. “Evren’deki tüm gerçeği somut olarak bilmek
zorunda değilim” derken, içimde bir parçanın tüm bilgiye sahip olduğunu
hatırlıyorum; yaşadığım deneyim düzleminin üstünde olduğunu fark ettiğim
parçam bu. Şimdi bunun peşinde koşarak yükselmek... Bunu başarabilmek için
kendimi her yönümle tanımak zorundayım. Zaman olarak uzun sürebilir elbette,
ama hediyesi tüm zamanların üstünde, sonsuzlukta bir huzur ve sevgi.
Kendini her yönünle
kucaklamak... Kucaklamak... Kucaklamak...
Kendini
her yönünle tanımak... Hayatın tüm gizini keşfetmek, bilgiye tıkanıklık
olmadan ulaşmak, arınmak, yani deneyim yaşamana engel olan, öğrenmene engel
olan korkulardan arınmak... Eğer bunu istiyorsak, bizler kendimizi karanlık
yönümüzle de tanımamız gerekir. Ben bu süreçteyim ve korkularımla yüzleşmek
kimi zaman bana çok büyük yük getirdi, her biri ardındansa bir bilgi ve
ferahlık geldi. Tüm bunları yazmak, benim de bilmediğim şeyleri anlatmak.
Hepimiz, aynı hikayenin içindeyiz ve o kadar biririmize benziyoruz ki. Sırf
bu yüzden bile birbirimizi sevip, birbirimize destek olabiliriz. Evren’in
evim olduğunu düşündüğümde, bu duyguyu hissettiğimde kendimi inanılmaz
heyecanlı bir sonsuzlukta buluyorum ve keşfetme arzusuyla doluyorum.
Sanıyorum gerçekten istemek ve en büyük gerçeğin sevgi olduğunu
anlamak, mükemmel olmaktan çok daha önemli. Bu asıl olan. Ve bu, önyargıları
yıkan... İçimizdeki kendimize ve dışa karşı oluşmuş ‘Yargıç’ı öldüren...
Herkes
gerçeği arıyor ve asla yalnız ya da sahipsiz değiliz. Şu an bilgisayarın
başındayım ve bir anda bunları yazarken buldum kendimi. Sonra bunları
sizlerle paylaşmak üzere yazmaya devam ettiğimi gördüm. Bu nasıl hızlı bir
geçiş ve akıştır!... Evren böyle bir yer işte. Evren benim evim, yuvam! Ben
kocaman çölde bir kum tanesiyim. Ya da sahildeki kum taneleri gibi suya
ulaşmayı bekliyorum. Rüzgar ya da insanın kum üstünde yürüyüşü gibi direkt
bir müdahale beni suya yaklaştıran her deneyim. Ben varlığımın bekçisi ve
fark ediyorum suyun varlığını. Su bilgi gibi. Bense kum tanesi... Binlerce
hikaye her kum tanesinin içinde ve o sonsuz görünen çölü yaratıyor. Evren’in
minicik taneleri olduğunu düşleyin ve her yanın renkli ışıklarla
dolduğunu... Her yanın ışık olduğunu... Resim gibi, düş gibi, mutluluk gibi,
sadece var olmak gibi bir şey bu... Beni sınırlayan hiçbir şey yok bunu
düşününce. Üstelik inanılmaz bir gösteri karşımda. Varlığın ışık hali
karanlık görünen ortamda kendini kendi varlığıyla, sadece kendi varlığıyla
tanımlıyor ve ben küçük ama olmazsa olmaz parçasıyım tüm bu büyük
varlığın...
Sevgililer, sevgili insanlar işte ben bu
düşle uçuyorum ve önümde sınır olmayınca varlığım genişleyince ve bu
vizyonumu şu anda hissederken her birinizin varlığını inanılmaz seviyorum;
üstelik sebebi de yok. Sebebi yok ve hepinize dokunmak istiyorum.
(Güzelçamlı, 27.07.2006 22:22:00) |