|
Burcu Özgeçen
Sevgi, Uyanış, Varlık
‘Su gibi akmak’ bu kadar zor mu? Neden ve neyi paylaşamıyoruz biz?!...
Sorular ve sınırlarda boğulurken bir
sevgilinin gözlerine nasıl bakabilirsin? Nasıl, ‘an’da kalıp tüm
nefesi içine çekebilirsin? Koşulsuz sevmek gerçekten zor
mudur?.. Net olabilsek... Önce net olmayı öğrenebilsek, estetik
kaygılar daha anlam bulmaz mıydı? Detaylar neye yarar,
eğer
ortada ‘temel’ yoksa... ‘Yapı’ yoksa, ortada ‘hiçbir şey’
yoksa... Düşüncelerin ve hislerin havada uçuşurken ne
istediğinden emin değilsen... Nasıl söyleyebilirsin ‘seni
seviyorum’ diye karşındakine? ‘Sevgi sözcüklerinin günde kaç
defa söylenmesi’ dışında neleri tartıştık ve tükettik sevgiyi.
Anda kalan nedir? İnsanca yaşamak. İnsanca yaşamak nedir? Değer
vermek ve değer bulmak... Önce kendine, sonra karşındakine değer
vermek. Paylaşmak. Hayatın anlamını paylaşmak, yani; sevgiyi
paylaşmak... Hayatın anlamı ‘Sevgi’dir. ‘Emek’tir. ‘Saygı’dır ,
‘insan olmak’tır... Tüm kitaplar, inanç ve inançsızlıklar, her
şey bunun, ‘sevgi’nin üstüne kuruludur. Ve gerçek sevgi
koşulsuzdur. Allah, Yaratıcı, ya da her ne ise senin inandığın,
Öz’ü Saf Sevgi’dir... Bunu bir kere hisseden kişi, artık
açıklamalardan çok, hisleriyle hareket eder ve hisleriyle
düşüncelerini birleştirir... Benim için hayatın özü bu.
Nasıl
mı bu kadar eminim, söyleyeyim: Ben, yaşıyorum... Ben , ‘Ben’i
yaşıyorum. İçimdeki Öz’ü hissediyorum. Kalbim, beynim, bedenim
ve hissedemediğim pek çok ‘ben’, bunu koşulsuzca ve korkusuzca
kabul edebiliyor. İşte benim dinim, işte benden gelen... Tüm
varlığım size armağandır... Her birimiz birbirimiz ve ‘Tüm’ için
yaşıyoruz. Her sabah senin için ikisi de aynı anda gözlerini
açıyor... Sen görmezsen, sen yoksun... Yani, hiçbir şey yok. Sen
ve ‘Tüm’ berabersiniz. Her şeye ait bir parça olduğunu ve önemli
olduğunu görebilirsen işte o zaman gerçek yaşamın başlar...
Sen, ‘sen’ olan armağanı hayata, insanoğluna ve tüm evrene
sunmaya, yani koca bir bütünlüğe sunmaya geldin- ki ben ona
‘tüm’ ya da ‘bütün’ diyorum. Bir kez bunu hissedince durmazsın
yerinde... Yaratıcı olursun: kendindeki yaratıcıyı keşfedersin.
Sendeki yaratıcı... Her şey aynı Öz’ü taşıyor biliyor musun?
Nereden mi biliyorum: benim gören gözlerim var... Onlar ki
gerçeği görebildikleri anlarda ruhumla, bedenimle, çevremdeki
her parçayla ve tüm evrenle bir oluyorlar... Yaşadığımız her
an’ı bu şekilde farkında olsak hayat mükemmel olmaz mıydı bizim
için. İşte bunun için geldik, farkında olmak için, korkulardan
arınmak için.
Bir
oyun ve sahne, beden denen giysilerimizle beraber oynuyoruz. Ve
bu ne kadar önemlidir! Çünkü öğreticidir. Çocuk olduğun anları
hatırlar mısın? Eğer içindeki çocuğu yeniden bulursan, bana daha
fazla inanacaksın... Gerisini sana bırakıyorum, yaşamak, sevmek
ve öğrenmek... Zaman, mekân ve tanımlar kifayetsiz kalır bu
gerçeğe ve henüz bilmediklerime... Benim için hayatın kendisi
başlı başına bir mucize... Ve bu yaşamdaki her varlık, su, ateş,
her küçük zerre senle uyanır, gelişir ve batar. Herkes farklı
hikâye ve giysilerde ama; aynı amaca hizmet ediyor... Aynı Öz’e
sahipler... Eğer bunu görürsen kendini bir an bile yalnız
hissetmezsin bu yolda ve sana sevdiklerinle paylaşacak daha
mutlu anlar kalır; öyle ki artık an’da yaşamaya başlarsın...
An’da yaşamak, ‘şu an’ı yaşamak! Ah, ‘yaşamak’! Su gibi akmak...
Var olmak. ‘Ben varım’ demek... Ve hayata en güzel hediyeni
koşulsuzca sunmak: o ‘sen’sin, uyan.
13.03.2006 23:01:00 Marsilya, oda.
|