|
Yazar: Burcu Özgeçen
Kendi
Kendinin Efendisi Olmak
Kendi kendinin efendisi olmak. Uzun bir
yol bu. Gerçekten kendin olmak var ya... İşte bu yol, o yol... Çoğu zaman
dışa bağımlı oludğumuzun farkına varmadan zamanımızı geçiririz...Takdir
bekleriz çevremizden, yaptıklarımız alkışlanmalıdır... Hele çoğunluk
alkışladıysa o yapılan ‘doğru’dur. Doğru nedir?...
İnsanın en ihtiyaç duyduğu kaynak
Sevgi’dir...Ve ‘Sevilme İhtiyacı’ bizi dışa bağımlı kılar... Sevildiğimiz
için dışa bağımlı değilizdir...O kaynağı kendimizde bulamadığımız için
bağımlı hale geliriz. Oysa kaynak içimizdedir...
Az önce bu yazıyı yazmaya başladım, bir
süredir farkında olduğum şeyleri sizlerle paylaşmak için, benim algı
penceremden... Sevdiğim bir insanın benim yapmayı istediğim şeyi yapmadığını
ve bu nedenle önemsizlik ve değersizlik duygusu hissettiğimi fark
ettim...Oysa o bunun farkında bile değildi... Algılarımız bizi yönetir ve
bizler doğduğumuzdan bu yana bu şekilde binlerce algılama ve bu algılama
sonucu doğan ve de bize zarar veren düşünce ve kararlarla doluyuz. Şimdi ne
mutlu ki bunları farkedebiliyorum, sanıyorum farkındalık olmadan bunu
yapamazdım.... İşte dışa bağımlı yargılarımız yaşamımızı sürdürürken
oluşuyor....
Dünya neye hizmet ediyor ve varlık
nedir?... Biz var olanlar nasıl ‘var’lığımızı sürdüyoruz?... Neye ve kime
göre?... Seçimlerimizi belirleyen nelerdir? Bana göre, farkındalık olmadan
hiçbir zaman o seçimler bizim seçimlerimiz olmuyor; bilinç ve bilgi arttıkça
tezahür şekli de değişiyor . Eğer bizler bu bedendeysek ve günden güne
bilgileniyorsak her seferinde kararlarımızın değiştiği ve buna göre
yaşamımızın da değiştiğini gözlemlemekteyizdir. Öyle değil mi? Bence kişinin
yalan söylememesi gereken en baş kişi, yine kişinin kendisidir. Kendinize
asla yalan söylemeyin...Ve gündelik çözümler, adı üstünde sadece o zamanı
kurtarmak(?!) için çalışıyor. Verilen kararlar ve yapılan işler elbette
gelişir ve hata yapmak da bence en güzel öğretmendir. Bu günlerimin bana
öğrettiğine göre kendime karşı dürüst olmayı son derece önemsiyorum. Ve bu
bana oldukça büyük bir sorumluluğu da veriyor : Kendi kişisel sorumluluğumu
kendi üzerime almak. Olan için, yaşadıklarım ve koşullarım için çevreyi,
dışı suçlamak yerine yine kaynağa yani kendi derinime inmem gerekir.
Yaşamımızı istediğimiz yönde sürdürecek
ve her şeyi değerlendirip öğrenecek ve de yükselecek duruma ancak içimizdeki
özle iletişim kurarak varabiliriz diye düşünüyorum. Bu Öz’ü anlamak bizi bir
dünyaya götürür. İyi – kötü - gerçek ne varsa, yargıların üstünde bir
algılama düzeyidir o. ‘Öz bilir’ diye bundan derim ben. Ve bu öz beni
heyecanlandırıyor, bir serüven gibi, bir giz gibi, keşfedilmeyi bekleyen en
kıymetli elmas gibi orada duruyor... Neden Öz’üme kavuşmayayım... İşte bu
istek çok güzel bir süreci başlatır sevgililer; bana göre dünyanın şu anki
durumunda ya da benim şu an dünyayı algılayışımdaki en büyük hediyeye,
‘kendi kendinin efendisi olma’ ya götürür insanı... |