Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

33 Yaşında Nasıl Vejetaryen Oldum?

Burçak Alkanlı

Küçüklüğümüzden itibaren evde gelişimimiz için et ağırlıklı bir beslenme çeşidi uygulanıyordu. Her gün mutlaka pirzola veya herhangi bir çeşit et yemeği sofralarımızdan eksik olmazdı. Sebze yemekleri ise çoğunlukla garnitür olarak et yemeğine eşlik ederdi. Bir de pilav veya makarna. Yemek yiyip yiyip nedense en dikkatli şekilde beslenmemize rağmen enerjik olamadığımızı, daha genç yaşlardan karnımızın çıktığını çok iyi hatırlıyorum.

 

Sofradan her nedense hiç enerjik kalkmıyorduk, hele son yıllarda yediğim onca etli gıdaya rağmen sofradan kalkıp hemen divana uzanıp bir süre şeker komasına girmiş gibi hareketsiz yattığımı biliyorum. Aşırı protein tükettiğim kahvaltıdan sonra kalbim hızla çarpar, beynim uyuşur ve kıpırdayacak kuvveti kendimde bulamazdım. Bu çok uzun zaman önce olan bir olay değil aksine evlendiğim son 5 yılda bizzat kendi evimde gıda çeşitliliğinin devamı ile yaşadığım bir süreçti. Nedense yediklerim yaramıyor, seneler geçtikçe kilolarıma bir miktar kilo daha ekleniyordu. Gardırop eski giysilerin devamlı değişmesi sonucunda aç bir eşyaya dönmüştü çünkü 2 sene önce giyebildiğim bir takım elbise artık olmuyordu. Yaptığım diyetler karnımın daha da şişmesine yol açıyor ve bilinçsizce hep bedenimi genişletiyordum. Allahtan boyum uzundu da aldığım kilolar çok sırıtmıyordu sadece ben biliyordum bir de yaşlanmakta olan vücudumun karşısında bana gerçekleri gizlemeyen ayna. Genç kızlığımda da değişik rejimler uygulayıp aniden kilo verip sonra diyet sonrasında ise yeniden aynı kilolara kavuşuyordum.

 

Yani beslenme stilimizde bir yanlışlık vardı. Artık çocuğumun da doğmasıyla annelik konumuna gelince ona süt de verdiğim için artık kilolarla mücadeleyi bıraktım. Her şey olması gerektiği gibiydi diye düşünmeye başladım. Bu arada eklemeden geçemeyeceğim bizim evde hiç yemek seçilmezdi en azından ben kendi prensiplerim arasına bunu ilk baştan eklemiştim. Tabağımdaki tüm lokmaları yemem etik bir kural olarak benimsetilmişti. Durum böyle olunca kızıma hazırladığım ama hiç bitirmediği mamalarda besin tabloma ekstra yük bindirdi. Adeta zamanında annemin yapmış olduğu gibi yenmeyen yemeklerin çöp kutusu haline gelmeye başladım. Günahtı ne de olsa. Arkamdan ağlardı. Halen anneler bunu çocuklarına söylüyorlarsa nasıl bir kayıt yaptıklarına dikkat etsinler çünkü halen çağın en şişman neslini yetiştiriyorlar. Ben ise nerede yanlışlık yaptığımı bilmeden organizmamın istediği ama toplumsal kuralların da çiğnenemediği akraba toplantılarında yemeklerimi bitirip enerji almak üzere her şeyden yediğimi ama sofralardan asla hafif kalkamadığımı çok iyi hatırlıyorum. Sadece seyahat edip düzenli beslendiğim yemekleri bulamayıp bulduğumla yetinmem gerektiği parasız dönemlerimde kilom 5 kilo aşağıya yani normale dönüyor sonrasında ülkeme kavuşmamın verdiği refah duygusu ile yeniden aynı tip beslenme ile kendime suni bir güven duygusu sağlıyordum.

 

Kızıma doğuma hazırlandığım arınma döneminde işimden ayrılıp pazardan taze taze aldığım çeşitli sebzeleri et ile pişirdiğim bir dönem yaşadım. Et almadığımda başka proteinlerle karıştırılmış bir şekilde karbonhidratları harmanlayıp eşime ve kendime sunduğum dönemler oldu. Bunu hep bir suçluluk duygusu izliyordu. Acaba beynim daha mı az çalışacak? Unutkanlığım ve dikkat eksikliğim az protein almaktan ve dengesiz beslenmeden mi kaynaklanıyordu acaba? Böyle günlerin ardında kızımız ailemize katıldı. Emzirdiğim 15 ay boyunca önüme ne konduysa hepsini süte döndürmek için yedim. Ne de olsa çocuk kansız olmasın, aç kalmasın bu büyüme döneminde diye. Her gün köfte, pilav ve hoşaf soframızdan eksilmedi. Sütüm oldu kızımızda yaklaşık 8 ay olunca hemen yoğurt ve meyve seansları büyüklerimiz tarafından başlatıldı. Bir süre sonra oturur hale gelip elleriyle kendi yiyeceğini tutar hale gelince kızımız tercihlerini göstermeye başladı. Psikolojide okumuştum organizma ilk olarak kendine faydalı tüm yiyecekleri seçiyor ve besleniyor. Kızıma bana adeta bir öğretmenmiş gibi bakıyordum. Kendim içinde doğru olan yiyecekleri görmem fazla uzun sürmedi. En sevdiği besin taze meyveydi. Yumurtayı ve köfteyi, hiç sevmedi. Adeta bir vejetaryen gibi besleniyordu. Ben de onun beslenme stiline bu adı takmıştım. Et veya yumurta yedirmek isteyen aile büyüklerine o vejetaryen o yüzden taze (pişmemiş) sebze ve meyve yemeyi seviyor diye sesleniyordum ama nafile kan yapımı için protein doktorlar tarafından da bir zorunluluk olarak görüldüğünden baskı ile et yedirilmeye çalışılıyordu. Oysa benimleyken ağzına bunları koymayı kesinlikle tercih etmiyordu. Daha çok salatalık, domates, tatlı kırmızıbiber, soya filizi, taze semizotu, mısır ve taze meyvelerin hepsi, onun en sevdiği yiyeceklerdi. Doktorumuzu kızımın az kilolu olmasından dolayı dayatılan tarzdan uzaklaştırmak için defalarca değiştirdim. Şimdi az yemesinde ve özellikle vejetaryen seçimlerde bulunmasında gariplik görmeyen bir doktor ile uzun süreli olarak çalışıyoruz. O, eğer kuruyemiş dediğimiz gıdalardan yeterince yiyorsa bir sorun yok diyor. Hakikaten de kızımız ayçekirdeğini, fındığı, fıstığı cevizi çok seviyor. Doktorumuz kızıma “kızınız ekonomik araba gibi az benzinle çok enerji harcıyor” benzetmesini yapmıştı çünkü bizimkisi hastalığında bile yatmak bilmeyen evin içinde fıldır fıldır dönen bir çocuk.

 

Kendi beslenmeme dönersek, çevremde kızımın dünyaya gelişi ile internetten oluşturduğum arkadaş çevresinde bir şekilde kendi tarzımda insanlarla karşılaşmaya ve toplumun ritüellerini ve belleğini sorgulamaya başladım. Aslında gıda alımı konusunda sebzeye yönelik bir yönelimim varken (ayrıca A kan grubundanım),  yapmış olduğum beslenme tarzında pek bir şey değişmiyor, güzel sonuçlar alamıyordum. Bunun sebebinin bizim aslında etobur değil otobur familyasından geldiğimizi anlamam ile bağlantılı olduğunu görmeye  başladım. Bu da tabi ki farkındalık yükselmesinden çok önce çevremdeki insanları ve beslenme tarzlarını incelemem ile oldu. Aslında kızımın başlattığı bu farkındalık diğer vejetaryen olan insanları incelemeye almamla gelişti. Aslında hiçbiri aman sağlıklı besleneyim paranoyasında yaşamıyordu. Sadece vücutlarını dinliyorlardı. Yani organizmalarının bozulmasına izin vermemiş, toplumun dayatmalarına katı bir hayır ile beslenme tarzlarını bağımsız bir şekilde oluşturabilmişlerdi.

 

Ben ise toplumsal belleğin aşırı yer etmesinden dolayı, aman kan şekerim düşer, kansız olurum, aç kalırsam sinirli bir insan olurum, kayıtlarıyla yaşamakta olduğumu vejetaryenlik denememe kadar aşabileceğimi bilmiyordum. Yine her şey rutini bozan bir seyahat ile başladı. Hindistan’a gitmemle birkaç ay önce yoga eğitmenliği sertifikasında beslenme ile ilgili öğrenmiş olduğum ot=basit hücre, et= bileşik hücre konusuyla ve özgürlüğe saygıdan kaynaklanan Hint vejetaryenliği felsefesini ( özgürlüğe saygı duyuyorsan en az özgür olanın hayatını kendi hayatını devam ettirebilmek için kullan, bitkileri ye vb.) uygulayabileceğim ayrıca da toplumsal belleğinin bizimkinden tamamen bağımsız olduğu bir insan topluluğuna ziyarette bulunmuş oldum. Yolda 15 gün boyunca zaten hiç et yiyemeyeceğimi bildiğimden iyi bir geçiş dönemi olacağını düşünerek vejetaryen olmaya sadece etik ve sağlıksal açılardan bir fayda sağlamak için niyet ettim.

 

Orada değil et sebze yemeklerinden bile nasibimi alamayınca kuruyemiş ve Mango ile beslenmek zorunda kaldım ve bir hayli kilo kaybına uğradım. Bu sefer amacım kilo kaybı değildi. Ama et yemeyip devamlı Mango yemek sonucunda doğal bir detoks döneminden geçmişim. Makarna pilav gibi kilo yapıcı gıdaları tek başına bile bulamadım. Ağız tatlarının çok baharatlı olması, limonatayı bile dolma baharı benzeri bir baharatla sunmalarından dolayı iştahım kapandı daha çok bir ruh gibi gezmeye başladım. On beş gün sanırım bir alışkanlığın yer etmesi için iyi bir süre oldu. Bir beden inceldim üzerimden giysiler düşmeye başladılar. İrade çabası farklı bir yöntemle gelmişti yine. Bu sefer öğrencilik hayatımda yurtdışında kaldığım sürelerdeki gibi parasız değildim sadece alışmış olduğum gıdalara ulaşamıyordum. Eve döndüğümde yüzüm bile değişmiş, şiş karnım inmişti. Bir çeşit çile çekmiştim ama sonuçlarından gayet memnundum. Özellikle Hindistan’da şükretmeyi öğrendim çünkü burada yüzüne bakmadığım hazır çorba veya patlamış mısır bulduğumda hemen şükrediyordum. Her neyse buraya geldiğimdeki fiziksel bedenim beni tatmin etmiş olacak ki bir de detoks yapmaya karar verdim. Artık vejetaryen olmuş ve değişik tatlardan farklı çıkarımlar alabilmekteydim. 10 günlük detoks başarı ile geçti. Tam bir irade gücü sergiledim. Ağzıma herhangi bir unlu mamül, şeker, yağ girmedi. Et zaten bir süredir vücudumda dolaşmıyordu. 10 günün sonunda biraz daha kilo verdim ve 10 yaş gençleşmiş halime kavuştum. Cildim meyve ve sebze ağırlıklı diyetim sayesinde parıldıyor, kilo sorunumun hallolması ile bir beden küçük giysileri giyebilmenin hazzını yaşıyordum. Seyahat sonrası oluşan varis problemim detoks sonucu azalan kilolarım sayesinde iyileşti. Özellikle de kendi damak zevkim ve onların gücünü kendi bedenime almak için hayvanların kurban edilip öldürülmesine gerek duymayan bir insan haline gelmiş oldum. Kendimle gurur duyarken sofradan hafif kalkmanın mutluluğunu yaşıyorum. Sokakta veya misafirlikte halen kendime uygun gıdaları bulamamamın yanı sıra kendi yetiştirmiş olduğum filizlerimi ve diyet gıdalarımı artık gittiğim yerlere yanımda taşımaya ve birbirini ziyaret eden tilki ile leylek hikâyesinde olduğu gibi birbirinin yiyeceğini birbirinin kabından yiyememe zorluğu yaşayan bu güzel hayvanlar gibi mutsuz olmamaya çalışıyorum. Misafirlik sosyalleşmek adına çok güzel bir şey ancak kendi normlarının dayatılması karşısındaki insanı çok üzüyormuş bunu fark ettim. Bu da Hindistan’da yemek yerken yaşadığım bir farkındalıktı. Orada yemekhaneye çıplak ayak ile girilebiliyor. Zaten yemeklerini yiyemiyoruz ama sosyallik açısından birlikte olduğumuz Hintli insanlarla birlikte yemekte oturmak gerekti. Bir de elleriyle yiyorlar ya bu da, bize yemek sunulan bir evde önümüze kaşık verilmeden sunulan bir yemek ile kültürler arasında ne kadar farklılıklar olabileceğini ve karşımızdakini kendi sevdiğimiz veya alışık olduğumuz şekle dayandırmanın ne kadar zorlayıcı ve sevimsiz bir tavır olduğunu gösterdi.

 

Bayramda hepimize kolay gelsin!


EDİTÖR HAKKINDA BİLGİ

Burçak Alkanlı 1972 İstanbul doğumlu. 2002’de kızının doğumu ile birlikte ruhsallığa adım attı. İndigo/Kristal Çocuk konuları, yoga eğitmenliği ve girişimcilik alanlarında çalışmaları var. Detaylı bilgi için tıklayın


HABERLER

 

 

"İstanbul'un Sokak Hayvanları Sorunu Beş Yılda Halledilir"


Müzik... Yeni Çağın Şifa Kaynağı...


Çocuklarımıza Verilen Eğitim ve Bize Düşen Sorumluluklar


Daniel Jacob ile Eğitim Üzerine


Doğal Bir Tedavi Yöntemi: Heomeopati


Okul Öncesi Dönemin Önemi (0-6 Yaş)


Yeni Çocukların Bilimi


Göztepe Parkı’na Cami Projesi 


Baharları Sevmek Ama Hasta Olmadan!


Atıklar Biyodizel Yakıta Dönüştürülebiliyor


Otistik Çocuklar İçin Bir Yaşam Köyü


Uzaklardan Bakış, Şamanik Astroloji


Yoga Sınıfı 1: Yogaya Başlarken…


Stres Yönetimi, Ragurham Röportajı


Eğitimde Akustik Koşullarının Önemi


Hayat Üçgeni: Deprem ve Korunma

 

KÖŞE YAZARLARI

Can Duman

Kalpleri Yuva’larından Sökülen Küçük Çocuklar, Kalplerinin Büyük Tamircilerini Bekliyor


Özge Esirgen 

Adam


Asu Sanem Kaya

Anne Olmayı Öğreniyorum


Meltem Bingöl

Yüzyıllık Çığlık


Doruk Oğuz 

İçimizdeki Gerçek Ses 


Tuğba Kavas

Uyuşturucu


Burçak Alkanlı

33 Yaşında Nasıl Vejetaryen Oldum?


Uzay Gökerman

Neden spritüel bir arayış içinde olur insan?


Funda Umut Pakkal

Şimdi Okullu Olduk


Burak Kaan Kızılkan

Enerji ve Biz


Haluk Tunç İlker

İçerideki Dans


Rüya Yüksel 

Alkolle Yaşamak

Google
 
Web indigodergisi.com

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11