Sayı 35|AĞUSTOS 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Yazar: Can Duman

Suskun ve Keskin

 

Yazar: Yasin Sarı

Sirius Burada

 

Yazar: Fehmi Özçelik  

Oyun

 

Yazar: Mehmet Yapıcı

Sen Yoktun

 

Yazar: Can Duman

Bilinmezin Sensizi

 

 

 

 

 

Burak Kaan Kızılkan

Özgürlük 

Genel bir tanım vardır özgürlük için: bir kişinin özgürlüğü diğer bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde biter. Ancak, çakışık evrenlerde boyutların birbiri içinde olması ama hiç birinin birbirine karışmaması gibi kimsenin özgürlüğü de başka bir kimsenin özgürlüğünü ne kısıtlıyor ne de ona karışıyor. Biliyorum, özgürlük lafını söylerken bile bir sınırlama düşüncesine yöneliyoruz. Bizim düşünce yapımız böyle, her şeyin bir sınır olması lazım. Bunu değiştirmek için yazmıyorum şuanda, zaten o düşünce yapısı 3. boyut için geçerli, 3. boyut  aşılınca o da aşılmış olacak. Benim asıl üzerinde duracağım konular: özgürlükten anlayışımız, bu anlayışın ne tür korkulara dayandığı, aslında özgürlüğün ne olduğu ve gerçek özgürlük ile yaşamak. 

İlk olarak tabi ki özgürlükten anlayışımıza bakmak gerekir. Özgürlüğün sözlük anlamı: herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumudur. Sözlük doğru söylüyor, ama bizim anlayışımız böyle değil tam olarak. Bizim özgürlükten anlayışımız çoğunlukla: sapıtmak, aşırı kontrolsüz kalmak vb. oluyor. Öyle tahmin ediyorum ki, çoğu kişi özgürlüğüne düşkün olduğunu, özgür bir toplumda yaşadığı ve demokratik, kendi kendini yöneten, bir sistem ile yönetildiği için özgür olduğunu düşünüyor. Siyasi açıdan diyecek bir şeyim yok, her ne kadar şikayet etsek de sonuçta Türkiye’nin cennet olduğunu çoğumuz düşünüyoruz, hiçbir yerde burada olduğumuzdan daha rahat edemeyeceğimizi de. 

İçimizde öyle mekanizmalar vardır ki, dışarıdaki herhangi bir mekanizma, kişi üzerinden ondan daha etkili olamaz. En hakim yönetici insanın kendidir. Özgürlük konusunda kısıtlamanın âlâsını da aslında kendimiz yaparız. Genellikle her hareketimiz için bir kontrol, bir “bunu yapmamalıyım” düşüncesi vardır arka planda. Yaptığımız binaların temeline neredeyse her zaman o düşünceyi koyarız ve bu nedenle yaptığımız çoğu bina özgür kalamaz. Mesela, bir konserdesiniz ve davulcunun solosu çok hoşunuza gitti alkışlamak istediniz ama parça devam ediyordu, hem kimse alkışlamamıştı, siz de alkışlamadınız. Bu örnekte sizin alkışlamamanızın nedeni: devam eden parçayı bölmemek mi, yoksa kimse alkışlamadığı için siz alkışlarsanız aptal durumuna düşecek olmanız mı? Genellikle ikinci seçenek doğru cevap olur. İnsanlar aptal durumuna düşmemek, toplumda dışlanmamak, reddedilmemek için kendilerinden vazgeçerler. İşte günlük hayatta neredeyse attığımız her adımda bu korku hakimdir, toplum tarafından dışlanmamak için özgürlüğümüzü kısıtlarız.  

Varsayalım ki gittiğiniz konserdeki davulcunun solosunu çok beğendiğiniz halde, grubu bölmemek adına alkışlamadınız. Çalan gruba saygısızlık olmasın diye alkışlamamış olmanız bir nebze olumlu gözükse de o da temelinde aptal durumuna düşme korkusu ile gerçekleşir yani gene temelinde korku var. Ben, gidin de konserdeki grubu sabote edin demiyorum ama istediğinizi yapamamanızın temelinde korku varsa özgürlüğünüzü kısıtlıyorsunuzdur, saygının temelinde korku yoktur, gerçekten saygı duyuyorsanız alkışlamazsınız. Zaten biraz irdeler ve kendinize dürüst olursanız, her hareketinizin altında korkunun olup olmadığını görürsünüz. Korku saklanmaz, ancak onu kabul etmekten bile korkmanızı sağlar. 

Gerçekte özgürlük, tamamen kendin olmaktır, zaten insanın kendi olmasından öte ne olabilir ki. Zengin olmak, toplumda saygı duyulan biri olmak, başarılı olmak… Bunlar sahte hedeflerdir, zaten dünyaya zengin olmak niyeti ile geldiyseniz, kendiniz olduğunuz zaman zengin olursunuz. Diğer bir açıdan, dünyaya fakirliği deneyimlemek için geldiyseniz, kendiniz olursunuz, sürekli karamsar olursunuz, her işiniz ters gider, bir türlü kısır döngünüzden kurtulamazsınız ve fakir kalırsınız. Bunda yadırganacak bir şey yok, ve kendimiz olmazsak fakir bir hayatı deneyimlemeye gelmişken zengin olacağız diye bir şey de yok. Sonuçta o bizim hedefimiz, oraya hangi yoldan gideceğimize karar vermek elimizde, kendin olma yolu her zaman aydınlıktır ama direnç koyarsak, kendimiz olmazsak, kendimizi nasılsak öyle kabul etmezsek; yolumuz uzar, yolumuz zorlaşır.Her kabul etmediğimiz parçamız, onu engellediğimiz şiddette saldırır bize. Onu zaptetmek sadece zaman kazanmaktır, nihai sonuç değildir, kendimizden uzakta tutmak için onu daha yükseğe atmak gibidir ve her defasında daha da hızlı ve güçlü şekilde bize düşer. 

Gerçek özgürlük, sonunda hüsran olsa bile istediğimiz bir şeyi yapmaktır. Örneğin, patronunuz size çok saygısız davranıyordur, ona karşı gelirseniz işinizden olabilirsiniz. Evet ona karşı gelmenin sonucu hüsrandır, ama ona karşı gelmezseniz bir koyundan farkınız kalmaz.  “en küçük özgürlükten vazgeçmek, özgürlüğün tamamına ihanettir.” germaine greer. Patronumuza karşı gelmeyi tüm benliğimiz ile istiyorsak, karşı gelmeliyiz ve kendimizi sınırlamadan dışarı çıkmak isteyen her şeyin gitmesine izin vermeliyiz. İşte o zaman gerçekten özgür oluruz ve demek istediğim gibi özgürlük kendin olmaktır, belli bir kalıbı yoktur, herkese karşı gelen veya istediği şeyi alabilen özgür değildir, fakir olmayı kabullenebilen, kendini kabullenebilen. Her şeyi kabullenip, kucaklayan tamamıyla özgür kalır. “Ben benim, ben kendi benliğimi kutluyor ve kucaklıyorum, üstbenliğim ile bir olmayı seçiyorum” işte bunu diyebilmek, buna uyabilmek, gerçek rehberin tamamen kontrolsüzlük düşüncesini uygulayabilmek gerçek özgürlüktür. 

Not: Akıl hocam Adem amcam’a ve bana ilham veren Ceylan’a teşekkür ederim.

HABERLER

 

 

Yaşı Tarihle Eşit: Hasankeyf


Disleksi: Özel Öğrenme Güçlüğü


Arka Sokak Modacıları


Okullarda “Beyaz Bayrak” Yarışı 


Hayat Okumakla Güzel


Tuz Gölü Lağım Olmadan!


Yeryüzünün Yüzleri


Ada Vapuru’nun İçinde...


Makrobiyotik Beslenme


Besinler Neleri İçeriyor? Hangi Besin Neye Yarıyor?


ABD'deki Okullarda Gazlı ve Şekerli İçecekler Yasaklandı


Çizgi Filmler Çocukların Karakterlerini Etkiliyor


“Oyun” Filmi Ödüle Doymuyor!


Kadıköy'de Kısa Film Günleri


Sayılardan Renk, Seslerden Şekil olur


Kendini Koruma Sanatı


Muson Mevsiminde Uttaranchal (II.Bölüm)


Bir Popüler Kültür Ürünü Olarak Yoga 


Renklerle Karakter Analizi


Ateşli Beyaz Geceler (astroloji)


Sibirya'da Bütün Bir Mamut İskeleti Bulundu

 

KÖŞE YAZARLARI

Mahmut Şaylıkay

Baban Mı Var Derdin Var


Uzay Gökerman

Kıyamet Tarikatleri mi?


Didem Çivici

Ruhun Yolculuğu


Uzay Gökerman

İnanmak


Doruk Oğuz

Ey İnsan Birey!


Meltem Bingöl

Kuşlar


Rüya Yüksel

Dostluk üzerine


Burcu Özgeçen

İlişkiler üzerine... 


Burçin İvren

Bu Sana Üstat 


Çiğdem Aksoy

Her Yerde Kar Var


Burak Kaan Kızılkan

Özgürlük


Mukaddes Öztürk Odacı

Yaradan'a Yakarış


Mahmut Şaylıkay

Düşümdeki Anneme


SEÇİLMİŞ ŞİİRLER

Nebile Ayyüce KOTANCI

Yağmur KOTANCI

Seda ÖZKARAYURT

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  18 Agustos 2008 TSİ 01:00