|
Burak
Kaan Kızılkan
Özgürlük
Genel bir tanım vardır
özgürlük için: bir kişinin özgürlüğü diğer bir kişinin
özgürlüğünün başladığı yerde biter. Ancak, çakışık evrenlerde
boyutların birbiri içinde olması ama hiç birinin birbirine
karışmaması gibi kimsenin özgürlüğü de başka bir kimsenin
özgürlüğünü ne kısıtlıyor ne de ona karışıyor. Biliyorum,
özgürlük lafını söylerken bile bir sınırlama düşüncesine
yöneliyoruz. Bizim düşünce yapımız böyle, her şeyin bir sınır
olması lazım. Bunu değiştirmek için yazmıyorum şuanda, zaten o
düşünce yapısı 3. boyut için geçerli, 3. boyut aşılınca o da
aşılmış olacak. Benim asıl üzerinde duracağım konular:
özgürlükten anlayışımız, bu anlayışın ne tür korkulara
dayandığı, aslında özgürlüğün ne olduğu ve gerçek özgürlük ile
yaşamak.
İlk
olarak tabi ki özgürlükten anlayışımıza bakmak gerekir.
Özgürlüğün sözlük anlamı: herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya
bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı
olmama durumudur. Sözlük doğru söylüyor, ama bizim anlayışımız
böyle değil tam olarak. Bizim özgürlükten anlayışımız
çoğunlukla: sapıtmak, aşırı kontrolsüz kalmak vb. oluyor. Öyle
tahmin ediyorum ki, çoğu kişi özgürlüğüne düşkün olduğunu, özgür
bir toplumda yaşadığı ve demokratik, kendi kendini yöneten, bir
sistem ile yönetildiği için özgür olduğunu düşünüyor. Siyasi
açıdan diyecek bir şeyim yok, her ne kadar şikayet etsek de
sonuçta Türkiye’nin cennet olduğunu çoğumuz düşünüyoruz, hiçbir
yerde burada olduğumuzdan daha rahat edemeyeceğimizi de.
İçimizde
öyle mekanizmalar vardır ki, dışarıdaki herhangi bir mekanizma,
kişi üzerinden ondan daha etkili olamaz. En hakim yönetici
insanın kendidir. Özgürlük konusunda kısıtlamanın âlâsını da
aslında kendimiz yaparız. Genellikle her hareketimiz için bir
kontrol, bir “bunu yapmamalıyım” düşüncesi vardır arka planda.
Yaptığımız binaların temeline neredeyse her zaman o düşünceyi
koyarız ve bu nedenle yaptığımız çoğu bina özgür kalamaz.
Mesela, bir konserdesiniz ve davulcunun solosu çok hoşunuza
gitti alkışlamak istediniz ama parça devam ediyordu, hem kimse
alkışlamamıştı, siz de alkışlamadınız. Bu örnekte sizin
alkışlamamanızın nedeni: devam eden parçayı bölmemek mi, yoksa
kimse alkışlamadığı için siz alkışlarsanız aptal durumuna
düşecek olmanız mı? Genellikle ikinci seçenek doğru cevap olur.
İnsanlar aptal durumuna düşmemek, toplumda dışlanmamak,
reddedilmemek için kendilerinden vazgeçerler. İşte günlük
hayatta neredeyse attığımız her adımda bu korku hakimdir, toplum
tarafından dışlanmamak için özgürlüğümüzü kısıtlarız.
Varsayalım
ki gittiğiniz konserdeki davulcunun solosunu çok beğendiğiniz
halde, grubu bölmemek adına alkışlamadınız. Çalan gruba
saygısızlık olmasın diye alkışlamamış olmanız bir nebze olumlu
gözükse de o da temelinde aptal durumuna düşme korkusu ile
gerçekleşir yani gene temelinde korku var. Ben, gidin de
konserdeki grubu sabote edin demiyorum ama istediğinizi
yapamamanızın temelinde korku varsa özgürlüğünüzü
kısıtlıyorsunuzdur, saygının temelinde korku yoktur, gerçekten
saygı duyuyorsanız alkışlamazsınız. Zaten biraz irdeler ve
kendinize dürüst olursanız, her hareketinizin altında korkunun
olup olmadığını görürsünüz. Korku saklanmaz, ancak onu kabul
etmekten bile korkmanızı sağlar.
Gerçekte özgürlük, tamamen
kendin olmaktır, zaten insanın kendi olmasından öte ne olabilir
ki. Zengin olmak, toplumda saygı duyulan biri olmak, başarılı
olmak… Bunlar sahte hedeflerdir, zaten dünyaya zengin olmak
niyeti ile geldiyseniz, kendiniz olduğunuz zaman zengin
olursunuz. Diğer bir açıdan, dünyaya fakirliği deneyimlemek içi n
geldiyseniz, kendiniz olursunuz, sürekli karamsar olursunuz, her
işiniz ters gider, bir türlü kısır döngünüzden kurtulamazsınız
ve fakir kalırsınız. Bunda yadırganacak bir şey yok, ve kendimiz
olmazsak fakir bir hayatı deneyimlemeye gelmişken zengin
olacağız diye bir şey de yok. Sonuçta o bizim hedefimiz, oraya
hangi yoldan gideceğimize karar vermek elimizde, kendin olma
yolu her zaman aydınlıktır ama direnç koyarsak, kendimiz
olmazsak, kendimizi nasılsak öyle kabul etmezsek; yolumuz uzar,
yolumuz zorlaşır.Her kabul etmediğimiz parçamız, onu
engellediğimiz şiddette saldırır bize. Onu zaptetmek sadece
zaman kazanmaktır, nihai sonuç değildir, kendimizden uzakta
tutmak için onu daha yükseğe atmak gibidir ve her defasında daha
da hızlı ve güçlü şekilde bize düşer.
Gerçek
özgürlük, sonunda hüsran olsa bile istediğimiz bir şeyi
yapmaktır. Örneğin, patronunuz size çok saygısız davranıyordur,
ona karşı gelirseniz işinizden olabilirsiniz. Evet ona karşı
gelmenin sonucu hüsrandır, ama ona karşı gelmezseniz bir
koyundan farkınız kalmaz. “en küçük özgürlükten vazgeçmek,
özgürlüğün tamamına ihanettir.” germaine greer. Patronumuza
karşı gelmeyi tüm benliğimiz ile istiyorsak, karşı gelmeliyiz ve
kendimizi sınırlamadan dışarı çıkmak isteyen her şeyin gitmesine
izin vermeliyiz. İşte o zaman gerçekten özgür oluruz ve demek
istediğim gibi özgürlük kendin olmaktır, belli bir kalıbı
yoktur, herkese karşı gelen veya istediği şeyi alabilen özgür
değildir, fakir olmayı kabullenebilen, kendini kabullenebilen.
Her şeyi kabullenip, kucaklayan tamamıyla özgür kalır. “Ben
benim, ben kendi benliğimi kutluyor ve kucaklıyorum, üstbenliğim
ile bir olmayı seçiyorum” işte bunu diyebilmek, buna uyabilmek,
gerçek rehberin tamamen kontrolsüzlük düşüncesini uygulayabilmek
gerçek özgürlüktür.
Not: Akıl hocam Adem amcam’a
ve bana ilham veren Ceylan’a teşekkür ederim. |