Sayı 35|AĞUSTOS 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Yazar: Can Duman

Suskun ve Keskin

 

Yazar: Yasin Sarı

Sirius Burada

 

Yazar: Fehmi Özçelik  

Oyun

 

Yazar: Mehmet Yapıcı

Sen Yoktun

 

Yazar: Can Duman

Bilinmezin Sensizi

 

 

 

 

 

Yazar: Burak Kaan Kızılkan

Aşk, Aşk, Evet Aşk. 

Eminim yazının başlığı kimilerimizi şaşırttı, kimilerimizi de hayal kırıklığına uğrattı klişeliğinden ötürü. Ancak şu an bu duygudan başka bir şeye odaklanamıyorum, odaklanmak da istemiyorum. Bana bu duyguyu hissettirdiği için ceylanıma, ve buna vesile olmuş her varlığa ve her enerjiye şükrediyorum. İyi ki varsın, iyi ki varsınız. 

Belirli kalıpları olan her şeyin kalıpları yıkılmaya mahkumdur. Yani, hiçbir şey doğruluğunu, geçerliliğini sonsuza kadar sürdürmez, sürdüremez. Bu bağlamda, “haydi aşkın kalıplarını yıkalım” derim ben. Buna aşkın en belirli halinden, sözlük anlamından, başlayalım. Güncel Türkçe Sözlükte aşk’ın anlamı, aşırı sevgi ve bağlılık duygusudur, sevidir.  

Aşk’ın aşırı sevgi boyutuna bakmamız gerekirse. Sevgi ve aşırı sevgi birbirinden çok farklı şeyler değillerdir. Birini az seversiniz, birini çok seversiniz, en çok da aşık olduğunuz insanı seversiniz. Bunun gibi düşünceler çok kısır değil mi. Az sevmek, çok sevmek… İkisinin de sınırları vardır, ikisi de özünde sevmemeyi barındırır. Çok basit, aşık bir insan aynı zamanda birinden nefret edemez mi, eder. Halbuki asıl sevgi tüm evreni eşit ve karşılıksız sevmektir, bunda az sevmek ve çok sevmek yoktur. Bu aslında aydınlanmadır yani bunu illa her insanın yapması zorunlu değil, yapmadığı zaman da sevgisiz bir varlık olmaz. Ancak bu, aşırı sevginin aşk olmadığı gerçeğini değiştirmez. Aşk’ın sevgiyle, beşeri sevgi ile çok alakası yoktur göründüğü gibi, çünkü aşk aşırı veya çok sevgi değil, sınırsız sevginin bir formudur sadece. Sonsuzluk denizinde, bir ada gibi. Bütün adalarla aynı tipte, diğerlerinden farkı olmayan bir ada gibi… Ona aşık olmamızın nedeni çok güzel olması veya çok hoşumuza gitmesi değil. Ona aşık olmamız demek, onu diğer adalardan daha çok sevmemiz de değil. Her adayı aynı seviyor da olabiliriz ama o adaya aşık olmamızın nedeni onun o ada olmasıdır. 

Aşırı bağlılık, her şeyin fazlası zarar olduğundan pek iyi bir şey değildir, ancak bağlılık ve sadakat farkındalıkla yapılıyor yani bilinçsizce hissedilmiyorsa güzeldir. Ancak bağlılığı çoğunlukla bağımlılık olarak algılıyoruz ve aslında bağımlılık aşka ihanettir. Çünkü aşırı bağımlılık, aşırı sevgiden de beter şekilde yıkıcı bir şeydir. Aşırı bağlılık zaten bir ışık işçisinin, bir yükselişçinin yapacağı bir şey değildir. Çünkü yükselmek için, dünyaya ve beşeri hayatımıza bağlı ama bağımlı olmamalıyız, yani kaçmamalıyız, her şeyi boşvermemeliyiz fakat bunun yanında elimizdeki şeylere de tapmamalı ve bağımlı olmamalıyız. Aşırı bağımlılık, sahiplenmeyi ve beraberinde kıskançlığı getirir. Bunlar da aşkın ve her şeyin ihtiyaç duyduğu esneme payını ortadan kaldırır, esnemeyen şey kırılır… Halbuki gerçek aşk zamanı geldiğinde görmezden gelmeyi gerektirir. Aşk sadece hoşgörü demek değildir ancak hoşgörüyü içinde barındırır. Sahiplenme ise aşkın doğasına aykırıdır. Bağımlılık, sahiplenmeyi ve kıskançlığı beraberinde getirdiği gibi, güven duygusunu da kaldırır. Nasıl olur da birbirini tamamlayan varlıklar birbirine güvenmez, aldatılmaktan korkar, ve bir çok salak saçma beşeri saplantılara girer. Aşk yıkılacak bir kale değildir ki aşırı bağlılık ve aşırı sevgi gibi kalın surlarla koruyalım onu. O zaten kendisi özdür. Yıkılamaz, kırılamaz, parçalanamaz… 

Beşeri hayat’ın sınırları içinde kalmak isteyen yani ışık işçisi olmayan, yükselişçi olmayan kimseler  için aşk da beşeri değerler arasında sıkışıp kalmıştır. Onlar için aşk, en temel olarak hayvani dürtüler, namus gibi şeylere dayanır. Aşık olurlar, her güzel şeyin sonu vardır inancıyla bir gün aşkları biter, üzülürler, sonra gene aşık olurlar veya içlerine kapanırlar... Fakat asıl aşk, yıpratıcı bütün zorluk ve sorumluluklardan soyutlanmıştır, onu sadece kalbinde hissedersin ve inanırsın. Mükemmel olması gerekmez, belli bir şekli olması bile gerekmez. Aşk, insanlar için çoğunlukla bir uğraş gibidir, bir dönem gibidir. Ancak o sorumluluk isteyen bir iş veya ağır yükü olan bir rütbe değildir. Bir macera da değildir. Ruh ikizini bulduğun anda ortaya çıkar ki onun zamanı ve yerini kestiremeyiz. Hiç beklemediğimiz bir şekilde gelebilir hatta uzun süre alışmamız bile zor olabilir.   

Aşkı nasıl istiyorsak öyle yaşamalıyız. Bir kalıbı, bir klişesi, bir planı, bir yol haritası olmamalı. Zamanla azmalı, kimi zaman durulmalı veya her zaman rahat olmalı, tümüyle çocuksu da olabilir, belki sıkıcı  olmalı zamanı geldiğinde, hatta yer yer kopabilir de… Ama sonuçta tam da olması gerektiği gibi olmalı, yani aşkın alışa gelmiş yolu izlenmeye uğraşılmamalı, kendine özgü olmalı. Örneğin, çok klasik bir tablo olan, el ele kol kola ve köşede bucakta sürekli öpüşen iki insan gibi bir aşk yaşamak için neden zorlarız ki kendimizi. Neden bir model belirleriz kafamızda ve aşkımızı öyle yaşamaya çabalarız. Neden özgün olmuyoruz ki? Unutulmamalı ki aşk iki kişiliktir (ancak tüm evreni bir bütün olarak sevmek gibidir) ve kendi kafamızdan model yaratıp onu uygulamaya çalışırsak bu diktatörlük olur. Hiç birimizin aşk hayatında bir Hitler veya Saddam olmak isteyeceğini sanmıyorum. 

Ruh eşi hadisesine de, kendi yorumumu, çok teknik içeriğe girmeden, anlatmak istiyorum. Her şey ama her şey atomlardan oluşmuştur. Bu atomlar da atomaltı parçacıklardan oluşur. Atomaltı parçacıklar da enerjiden oluşur. Yani her şeyin ana maddesi, temeli, enerjidir. Bu bağlamda evreni oluşturan, her şeyi çevreleyen ve en ufak zerreye kadar nüfus eden tanrı, enerjinin ta kendisidir ve biz de tanrının yani bütünün bir parçasıyız. Atomlardan oluşuruz ancak makro uzay ve mikro uzay yani devasa sistemler ile mikroskobik sistemlerin birbirine  benzemesi gibi bir atom yumağı gibiyizdir. Yani, bir atomumuzun davranışı, sayılamayacak kadar çok atomdan oluşan bizle benzerlik gösterir. Her atom tamamlanmak ister, bu nedenle de ihtiyacı olan elektronları başka bir atomla ortak kullanarak veya değiş tokuş ederek temin eder. Birbirini tamamlayan bu atomlar da birbirlerini çeker. Kendimizi bir dev atom yumağı olarak görürsek. Bizi oluşturan atomlar tamamlanmak için, bizi bütünleyecek diğer atom yumağını çekerler. İşte birbirini tamamlayan bu iki atom yumağı, ruh ikizidir. Bu benim alternatif yorumumdu. Ruh ikizinin asıl çıkış noktası ise birbiriyle anlaşmış iki üst benliktir. Dünyadaki yansıması olduğumuz üst benliklerimiz inanamayacağımız kadar çok ve anlayamayacağımız kadar karmaşık anlaşmalar yaparlar aralarında. Bunlar arasında iki üst benlik birbirinin eşidir, yani ruh eşleridir.

Arkadaşlarımızın, akrabalarımızın hayatımızdaki önemi tartışılmayacak kadar çoktur, hatta bizi şekillendiren onlardır. Dostlarımızın aynasıyızdır, onların hepsinin bütün bir özetini yazmak gerekirse en güzel örnek biz oluruz. Fakat, aşık olduğumuz insanın hayatımızdaki yerinin farklı olması işte bu ruh eşi olayıdır, birbirini tamamlama olayıdır. Yine de dışarıda gördüğümüz gibi aşık olunan insana tapmaya varacak kadar çok hayatına işlemek ne aşktır, ne ruh eşliğidir. Bu kadar yazdıktan sonra şunu da eklemek istiyorum. Bu dediklerimin hepsi her zamanki gibi kalbimden yani hepimizin sahip olduğu ama eğer dinlersek duyabileceğimiz gerçek rehber, sonsuz bilgi kaynağından derlemedir. Bunları yazmak veya yazamamak, çok romantik olmak veya olamamak, inanmak veya inanmamak, aşkı hissedemeyeceğimiz veya illa diğer insanlar gibi hissetmemiz gerektiği anlamına gelmez. Onu nasıl hissediyor veya hissetmek istiyorsak, en güzeli en yücesi öyledir. Şunu da eklemek istiyorum, aşk her zaman ilk heyecanını taşımayabilir. “evlilik aşkı öldürür” ve “her güzel şeyin sonu vardır” gibi karamsar düşünceler asıl aşkın içinde bulunmaz. Onu güzel yapan şey sonsuza kadar ilk anlardaki heyecanda olmaması, o zaman heyecan sıkıcı hale gelirdi. Onun güzelliği zamanla zamana ayak uydurmasıdır. O da bizimle beraber büyür ve yaşlanır, ancak biz ölmedikçe ölmez. Beşeri aşklar için bu çok yüce bir şey olsa da, ruhların ölmediğinden yola çıkarsak aşk da ölmez. Her güzel şeyin sonu da yoktur. O laf, güzel şeylerin sabit kalacağına inananlar içindir, halbuki evrende hiçbir şey sabit değildir. Her şey ama her şey her an hareket ve hal değiştirme halindedir. Bu nedenle güzel şeyler de form değiştirir. En basit örneği, her an aynı müziği dinlemekten hoşlanamayız, farklı zamanlarda farklı müzikleri dinleriz. Farklı zamanlarda farklı şeyler güzeldir. Sabitlik evrene ters bir şeydir, neden aşkı yok etmesin. Sonuç olarak her güzel şeyin sonu yoktur, buna kafayı takmak bile gereksizdir. Hoş, kalpten inandığımız şeyi yaratırız düşüncesinden yola çıkarsak, “her güzel şeyin sonu vardır” demek gereksizin yanı sıra zararlıdır da.

Aşkın bilindik salak saçma tabularına düşmemenizi. Onu bilindik tabularına uymadan, özgürce yaşamanızı diliyorum. Kalbinizi dinleyin, o zaten size en doğrusunu söyleyecektir, kaçmak ise çözüm değildir. Yine ufak bir tüyo vermek gerekirse karşınızdakine dürüst olun ki bu her şeyin ihtiyacı olan esneme payıdır, aynı zamanda sorunların çözümü için gereklidir.

HABERLER

 

 

Foton Kuşağı Etkisi


Ne Zaman Bitecek Bu Öykü


Çekin Ellerinizi Bu Topraklardan 


Şu Barış Dedikleri


Özel Askerlerin Savaşları


Üçüncü Dünya’dan Gelen “Kafa Vuruşu”


Mardin, Tarih Kokan Memleket


Zamane İstanbulu


Geçmiş Yaşamlara Yolculuk


Troid Rahatsızlıklarına Dikkat!


Hayatımıza "Katkıda Bulunan" Besinler


Sessizlik


Retreat


Bir Daha Asla


Evrim-Yaradılış Yanılsaması


Tatilden Anladığımız Ne?

 

KOSE YAZARLARI

Uzay Gökerman

Hayatımı Nasıl Yaşanılır Hale Getireceğim?


Rüya Yüksel

Anın Farkındalığındaki Mucizelerinize Tanık Olmak


Arbil Çelen

Biz, Mutluluk Seyyahları...


Can Duman

Değişimin Değiştiremedikleri


Burcu Özgeçen

Karanlık-Aydınlık, Sevgi-Nefret, Işık-Gölge


Burak Kaan Kızılkan

Aşk, Aşk, Evet Aşk. 


Çiğdem Aksoy

Yaşamak İçin Azalmak


Asu Sanem Kaya

Arayışlar, Yollar Üzerine


Mahmut Şaylıkay

Ey Hayat!

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  18 Agustos 2008 TSİ 01:00