|
Röportaj:
Burçin İvren
Cüceloğlu ile Gönlünün Muradını
Yaşamak

Ben hiçbir zaman kendimi kişisel gelişim uzmanı olarak görmedim. Benim çabamı şu
şekilde özetleyebilirsiniz; Bireyin kendisi olmasına ve
bireyin özgürlüğüne saygılı olma ortamına hizmet. Bireyin kendisini keşfetmesi
çok önemli. Çünkü yaşam çok bireysel bir süreç. Herkesin içinde doğmuş ve bu
şekilde ölmüş olabilirsiniz ama yaşamınız bireysel;
içinizde oluşan mutluluk ya da mutsuzluk duygusu tamamen
bireysel bir hadise
~
Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu
Ege Üniversitesi Atatürk
Kültür Merkezi’nde Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı Derneği
yararına Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu`nun "Kendi
Yaşamında Varolmak" adlı konferansı vardı.
Konferanstan önce, röportaj yapma isteğim olduğu için, Doğan
Cüceloğlu’nun kaldığı İzmir Görme Özürlüler
Kitaplığını Kurma ve Yaşatma Derneği Başkanı Gültekin Yazgan’ın
evine hem dernek kurucuları ve yapmakta oldukları hizmet adına bir
tanışıklık sağlamak hem de rahat bir sohbet ortamı oluşması gereğince davet
edildim.
Sohbetimiz adına keyifli vakit
geçirmiş oldum. Hem de, Doğan Cüceloğlu’nun ithafen dediği gibi ‘biz
bilincine sahip sessiz kahramanlar’ ile tanışmış, onların Avrupa
standartlarında sesli ve kabartma yazılı kitaplar üreterek, kopyalarını
nerede olursa olsun Türkçe kitap okumaya ihtiyacı ve isteği olan görme
özürlülerin kullanımına sunma hizmetlerine, bu uğurdaki mücadelelerine
tanıklık etmiş oldum.
Bu konuya özel olarak başka
sayıda yer vereceğimden dolayı, sohbet tarzında gelişen Doğan Cüceloğlu ile
paylaşımımızın bir bölümünü aktarıyorum. İçerikteki samimi havanın,
özellikle basıma da yansımasını istediğimden dolayı, aradaki konuşmaları
kesmeden olduğu gibi aktarmaya dikkat ettim.
Röportaj:
Burçin İvren
Yaşamınızdaki
öğrenme, kendinizi fark etme ve yaşamdan kendinize bir anlam çıkarma süreci
nasıl başladı?
Doğan Cüceloğlu:
Benim yaklaşımım şu; ben sürekli insanın ne olduğunu gözlemleyen bir tavır
içerisinde ve bilimsel yönden olgunlaştıkça şunun farkına vardım ki çocuk,
insan olarak doğduğunda öyle bir şekilde donatılmış potansiyel olarak
doğuyor ki, bu sorduğunuz soruya ‘doğarken beraber’ cevabını vermeye
başlıyor farkında olmadan. Yani doğarken beraber bir çocuk, ben kimim
sorusunun cevabını, çevrede kendisine nasıl tepkide bulunulduğuna göre
kaydetmeye başlıyor. Örneğin çocuğun çevresinde ağladığı zaman birileri
‘şşş’ mı diyor, ya da ‘ ne oldu tatlım ’ diye mi konuşuluyor? Böylelikle
çocuk ben sevilecek kabul edilecek birisiyim ya da istenmeyen birisiyim’
yönüne doğru gitmeye başlıyor.
Benim kendi hayatımda, ben
okuma yazması olmayan ama Türk anasının normal sevecenliği içinde sevgiye
doymuş bir çocuk olarak büyüdüm. Ama annem ben 10 yaşındayken öldü. Ben 10
yaşındayken annemin ölmesi, ‘ yaşam ne, ölüm ne, yalnızlık ne? ‘ konusunda
bana doğrudan izlenimler verdi. Esas benim farkında oluşum o zaman başladı
ve şimdi baktığım zaman görüyorum, müthiş bir kaygı ve korku içerisinde yani
‘babam da ölebilir, herkes ölebilir, yapayalnız kalabilirim’ duygusu
içerisinde ben şöyle bir yol izlemişim: Senin hayatta kalabilmem için,
insanların seni sevmesi lazım. Onun için senin ne istediğin önemli değil,
onların ne istediği önemli. Yani herkesi memnun etmek üzerine kurulu bir
hayat felsefesi. Bunu fark etmem doktora programından sonra oldu
benim.1976-1977 yıllarında Amerika’ya gitmiştim. Orada iletişim gruplarına
katıldım. Birisi dedi ki sen herkesi memnun etmeye çalışan bir insansın ama
farkında değilsin.
Ve o zaman başkası da öyle
düşünüyor mu dedim bu grupta? Evet, seni seviyoruz ama hayatına yazık oluyor
dediler. Ve oradan bir yolculuk başladı. Bu süreç beni daha çok kendimde
dahil olmak üzere insanların iç dünyasını gözlemlemeye, bu iç dünya
davranışlarına nasıl yansıyor onu anlamaya ve böylelikle yazarlığa doğru
götürdü.
Hani dediniz
ya on yaşında anneniz vefat etmiş. Şimdi bir açıdan bakarsak bu, bir çocuk
için çok kötü bir durum ama bir açıdan daha bakarsak, şu anki konumuzun
başlangıcı oraya ait. O yüzden aslında hayatta bir sebep sonuç ilişkisi de
var değimli?
Doğan Cüceloğlu:
Haklısın ve böyle düşününce de şu halkın sözü anlamlı geliyor ‘Allahın her
işinde bir hayır vardır.’ Yeter ki sen yaşamını dürüstçe, içindeki koşullar
ne ise hakkını vererek yaşa hadisesi…

Psikoloji
üzerine eğitim aldınız. Türkiye’de bireysel gelişim anlamında yazılmış
kitapların en kaliteli öncülerinden birisiniz. Siz psikoloji alanını farklı
bir pozisyona getirdiğinize inanıyor musunuz?
Doğan Cüceloğlu
Psikoloji dendiği zaman Türkiye’de genelde akla hemen klinik
psikoloji geliyor. Psikoloji esasında 8 büyük alanı var. Bunlardan bir
tanesi klinik psikoloji. Ben bir psikologum ama benim alanım iletişim
psikolojisi. İnsanlar arasındaki ilişkilere bakan birisiyim. Kişinin
sağlıklı ya da sağlıksız olmasının temel kaynağı; onun ilişkiler ağı
içerisinde sağlığı. Ben hiçbir zaman kendimi kişisel gelişim uzmanı olarak
görmedim. Benim çabamı şu şekilde özetleyebilirsiniz; bireyin kendisi
olmasına ve bireyin özgürlüğüne saygılı olma ortamına hizmet. Bireyin
kendisini keşfetmesi çok önemli. Çünkü yaşam çok bireysel bir süreç.
Herkesin içinde doğmuş ve bu şekilde ölmüş olabilirsiniz ama yaşamınız
bireysel, içinizde oluşan mutluluk ya da mutsuzluk duygusu bireysel bir
hadise. Kaynakları dışarıda ama yaşamınız bireysel. Böyle olunca benim
adımlarım:
-Senin bu evrende kendi başına
bir yolculuğunun olduğunun farkına var
-Kendi başına bireysel bir
yolculukta neyi gerçekleştirmek istediğinin farkına var.
-Bu gerçekleştirmek istediğin
yolculuk senin gönlünün yolculuğu mu, senden beklenilen şey mi?
İşte annem babam bekledi.
Şundan dolayı şunu oldum. Esasında şunu seviyordum ama bunun maddi
olanakları daha güzeldi vs. Bu durumdaki yaşamlara sahiplenilmiş yaşamlar,
kiralık yaşamlar diyebiliriz. Anneme kiraya verdim yaşamımı o oturuyor,
babam oturuyor, dedem oturuyor. İşte şu ideolojiye kiraya verdim yaşamımı, o
ideoloji beni yönetiyor.
İşte ben bunun farkına
varılmasına taraftarıyım. Bütün yaptığım bu farkına varılma hadisesi. Ve
hiçbir zaman ben kişisel gelişimin reçeteler ile olabileceğini sanmıyorum.
Mesela; ‘Gerçekten dinleyin,
vereceğiniz cevabı düşünmeden can kulağı ile dinleyin’ reçetesini ele
alalım.
Önce
neden dinlemediğini keşfetmen lazım. Çünkü birisi zorla oraya getirtilmişse,
konuşulan konu hitap etmiyorsa, ilgini çekmiyorsa ‘dinle’ demekle bir şey
olmaz. O bakımdan benim yaklaşımım bu tip kişisel gelişime uymaz.
Benimki:
-Önce anla,
-Kendin olabilme cesaretini
nereden bulabilirsin araştır.
Kendin olma cesaretini
bulmadan gerisi hep lafta kalır. O bakımdan bireyin, bir önemi yoksa
toplumda, ait olmak çok baskınsa, kişisel gelişimin olması etkisiz kalır.
Örneklersem, kimliğim benim değil ki, kiralık. O zaman hepsi –mış gibi
oluyor. Benim ‘Mış Gibi Yaşamlar’ adlı kitabımda bunlardan bahsettim.
Türk toplum
yapısındaki çocuğu yetiştirme tarzı bana kalırsa, bireysel gelişim
bilgilerine göre ters. Çökük bir çocuk alıyoruz, kendini topluma kabul
ettirmeye çalışan bir çocuk, azarlanan sevilmediğini hisseden bir çocuk. Bu
çocuk daha sonra, kişilik gelişimi evresinde sorunlar yaşıyor. Türk
toplumundaki çocuk yetiştirme tarzında bana göre yanlış olan, ama artık bir
parçası olduğumuz bu aile eğitimi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Doğan Cüceloğlu:
Kesinlikle hemfikirim. Ana baba bunu yaparken kötü
niyetli değil. Onun da bildiği bu. Çocuğunun bireyselliğini çalarken,
çaldığının farkında değil. Ben buna kalıplama modeller diyorum. Sevdiğinden
dolayı bunu yapıyor ama. Onun için yeni bir slogan geliştirdim. Önce saygı,
saygının olmadığı yerde sevgi yoktur.
Ben şimdi bir kitap bitirdim.
Zannedersem Ocak 15’e doğru çıkacak. Korku Kültürü adında. Ve bu ‘Mış Gibi
Yaşamlar’dan sonra yazılmış olan ve devamında bir kitap. Ve 3 kişi ile
sohbet içinde oluşturuyorum bu kitabı. Oğlum Timur, Öğretmen Arif Bey ve
ben
Hım çok
güzel. İsminden tahmin edebiliyorum içeriğini. Sevilmeme korkusu, reddedilme
korkusu kabul edilmeme korkusu vesaireyi
mi anlatıyor?
Doğan Cüceloğlu:
Korku kültüründe korkulacak bir otorite vardır. O otorite çocuğun ne
olması gerektiğine karar verir. Çocuğun kim olduğu değil, ne olması
gerektiği önemlidir. O zaman çocuk, kim olduğu ilgilenilmediğinde, kendinden
bir yabancılaşma ve iç yalnızlığa düşer. Böyle olunca, kitapta bir pasaj var
diyor ki; yaşamlarımız niye şevkli değil? Şöyle bir cevap geliyor.
Hapishanelere git. Ay ne güzel hapishane diyen bir mahpus göremezsin. Ve hiç
kimse hapishanedeki hayatımı mükemmel yapacağım, mükemmel bir mahpus
olacağım diye güdülenmemiştir .Korku kültüründe yetişen insanların da
coşkusu bu nedenle yoktur.Örneğin; kişi makine mühendisi çıkıyor, okulunun
birincisi olarak mezun oluyor ve mezun olduğu gün, diploması verildiği gün,
ağlıyor ve diyor ki; “Ömrümün geri kalan hapishanesine bugün kesinlikle adım
attım” diyor. Neden diye sorduklarında, “ istemedim ben bu mesleği” diyor.
“Babamı memnun etmek için. Ve bir daha da meslek seçme fırsatım elime
geçmeyecek.” Şimdi sen gel bu insana bu kişisel gelişim sözleriyle mutlu
ettir.! Ondan dolayı benim bu anlamda kişisel gelişim uzmanı olarak
algılanmak istemiyorum. Ben en güzel bu fikirlerimi ‘Savaşçı’ kitabımda
yazdım.
Şimdi bir insanın hayatında
her an için gözlemleyen bir bilinci vardır. Mesela şimdi sen geldin burada
oturuyorsun, hayatının bir parçası. Sana şu soruyu soracağım. Yüzde kaç
buradasın şimdi şu anda?
%90
Doğan Cüceloğlu: Peki
bu işi sevmesen başka birisi seni zorla göndermiş olsaydı, mecburiyetten
dolayı röportaj yapacak olsaydın, bu derece bu kadar yüksek olur muydu?
Hayır
olmazdı. Maksimum %40 olurdu. O da yazı hazırlamak zorunda olduğum içinJ
Gereklilikten kaynaklanan bir durum olurdu.
Doğan Cüceloğlu:
Ne beni anlamakta zorluk çektin, ne de hesaplamakta
zorluk çektin. Pat diye söyledin. Baki verdin içine % 90 dedin.
Şimdi bir gün bittiği
zaman içimizdeki o muhasebeci gözlemleyen bilinç, bakarsan eğer üç saniye
versen yeter. Bugün be ne kadar hayatımdaydım, ne kadar kendi hayatımı
yaşadım? Dersen gözlemleyen bilinç sana o ortalama rakamı verir. Haftanın
sonunda sor. Yılın sonunda sor. Ömrünün sonunda sor. Ömrün sonuna doğru
içindeki muhasebeci diyor ki; ‘Alo, çok zaman kalmadı diyor
J,
kalbin teklemeye başladı, sağlığın gidiyor, saçlarına ak düştü, nefesin
kesiliyor artık sen merdivenleri çıkarken. Ne zaman sen kendi hayatını
yaşamaya başlayacaksın? İşte o zaman insanların yüzleri asılmaya başlıyor.
Yollarda görürüsün, yaşanmamış yaşamlar… Eric From diyor ki; “Dünyadaki
bütün kötülüklerin ve savaşların kaynağı, yaşanmamış yaşamlardır ” O nedenle
yaşayabilmek ve gönlünün muradını yaşayabilmek savaşçı stili gerektirir.
Kendin olabilme cesareti gerektirir.
“Gönlünün muradını Yaşamak, Savaşçı Stili Gerektirir!”
Kendimden biliyorum
:)
Mücadele gerektirir. Sizin bir kitabınız vardı ‘İçimizdeki Çocuk’ diye.
Oradan bahsettiğinize göre, içimizdeki çocuk ile konuşmamız ve sevgi alış
verişi yapmamız gerekiyordu. Ben 15-16 yaşlarımdayken kendi başıma bir odaya
gider, kitabınızda bahsettiğiniz çalışmaları yapmak için kağıt kalem alır,
kendimle konuşur ve bunlar için dosya tutardım.. Şuan da 21 yaşındayım ve
baya şeyleri geliştirdim yaşamımda.
Doğan Cüceloğlu:
Baya önemli adımlar atmışsın.O nedenle dikkat edersen
farkına varmak ve anlamak başka bir şey. O yüzden
gönlünün muradını seçmek ve bundan gelen yolculuk
uzun sürecek ama bir adım atmak lazım.
Soylesi tarihi:
17 Kasım 2007
Kaynak: Genç Gelişim
www.cetinozbey.com
2005-2008 ©
indigodergisi.com
Dergimizi kaynak gostererek alinti yapabilirsiniz. |