|
Şeytana
Satılan Ruh
Ya da Kötülüğün Egemenliği
Beyaz Özbalçık
Jean
Baudrillard’ı ilk "Simgesel
Değiş Tokuş ve Ölüm" ardından "Baştan Çıkarma Üzerine" adlı
kitaplarından tanıdım. Başka kitapları da var tabi ki. Ardından
"Simülakrlar ve Simülasyon" adlı kitabıyla favori listeme eklendi.
Matrix filminin ilk sahnelerinden birinde Neo’unun elinde
Simülakrlar ve Simülasyon kitabını görünce filmin nasıl seyredeceği
üzerine fikrim oluştu ve tüm alıcılarımı çalıştırdım. Son yıllarda
"farklı olanı", "farklı olabiliri" anlatan ürünler çıkmaya başladı.
Ve bizlerin perspektifine yeni ve farklı kavramlar, kuramlar
ekleniyor. Ancak ses henüz cılız çıkmakta. İçerikler büyüklerin
hizmetine dönüştürülerek veriliyor. İşte bu durumu anlatan bir ışık
kaynağı. Neredeyse her cümlesinden yeni bir kitap oluşturulabilecek
türden bir eser.
Şeytana Satılan Ruh ya da
Kötülüğün Egemenliği’nde yazar yine sınırları zorlayarak görsel
sanatların ve televizyonun hayatımızdaki etkilerini bir bir
sayıyor.
Bir kitabı en
iyi kendisi anlatır:
“Dünyanın bir parçası olan insan
bilinci, dünyayı yansıtma hakkının kendine ait olduğunu
düşünmektedir. Ayna yansıttığı nesnenin bir parçası olduğundan asla
nesnel bir gerçeklik sunamayacaktır.”
“Genellikle imge özgünlüğünü
yitirmekte ve tek başına bir imge olarak var olmayı başaramamakta,
dolayısıyla da gerçekle dürüst sayılmayacak ilişkiler içine
girmektedir.”
“Burada bir genelleme yapacak
olursak, yalnızca her türlü suçu değil, aynı zamanda mevcut düzen ya
da gezegen boyutlarındaki baskı düzenini bozmaya yönelik her türlü
programın sistemli bir şekilde engellenmeye çalışıldığını
söyleyebiliriz.”
“Şeytanın
bu sefer bizlere hazırladığı tuzak, çektiği son numara, gerçekle
kurduğumuz hayali ilişkiler ağında aranmalıdır. Sadece bir
dakikalığına coşkula kendimizden geçiyoruz, fakat ardından
benliğimizi kötülüğün mutsuzluk sarmalına dolayan “gerçekler”
yığını, tepetaklak edilmiş bir dünyayı gözler önüne seriyor. İnsan
benliği dünya adlı dev ekrana yansıyan zavallı görüntüsünü
izlemekten mutsuz! Bu görüntüler arasında kendi ölümünün peşinde
koşan modern sanat, sinema, fotoğraf, bilgi, iletişim, internet ve
her türlü politik cambazlık, şeytanın kazdığı çukuru
derinleştiriyor. Şeytan, her şeyi verirmiş gibi yaptığı sırada
aslında her şeyi alıp götürüyor. Bu oyunda kimse özgür değildir,
herkes akıldışı bir performansla aynı anda hem köle hem efendidir.
İnsanı gönüllü bir köle olarak seyretmek şeytanı mutlu kılıyor.
Efendilik mücadelesinde bir an olsun taviz vermeyen Şeytan, en çok
bu oyunu seviyor.”
Bu
eseri dilimize kazandıran
Oğuz Adanır’a ve yayımlayan Doğu Batı yayınlarına teşekkür
ederim. Ellerine gönüllerine sağlık. Keyifli okumalar. |