Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Beyaz Özbalçık

Ayna Ayna Söyle Bana

Masallarda güzelliğin sembolüdür gençlik. Güzel olan uyutulur kurbağaya çevrilir, öldürülür. Pamuk prenses ve yedi cücelerde prenses uyutulur. Ta ki ona âşık bir prens gelip öpünceye kadar. Uyuyan güzel masalında prenses yüzyıl uyutulur. Ve yine bir prens gelir öperek uyandırır. Kız kulesi efsanesinde baba kızını korumak için kuleye hapseder ama burada kötü güçler harekete geçer ve zehirli elmayı yedirir prensese.

Masalların sonu da kültürlere göre değişkenlik gösteriyor. Gençliğin ve masumiyetin sonu ya ölümle ya da severek onu canlandırılmasıyla son buluyor. Egemenlik ölüm üzerine. Dünyaya ne olarak gelirsek gelelim, masumiyetimiz ya ölür ya da yenilenerek geri döner.

Bir anlamda uyuyan benliğimiz gerçeğimizdir. Kaderimiz. Ama eğer kötü yürekli bir üvey anne ya da kıskanç bir cadının eline geçerse öldürür yok eder.

Her iki durumda da bir dönüşüm gerçekleşir. Saflık yok olur. Başka bir şeye dönüşür. Maalesef ki bu dönüşüm için dışardan bir etkiye ihtiyaç vardır. İçimizdeki güzelliğin yaşam bulması ya da başka bir şeye dönüşmesi için ya zehirlenmek ya da sevilmek gerekir.

Pamuk prenses ve yedi cücelerde prenses aynadır. Üvey anne kraliçeye kendini yaşlı ve çirkin hissettirir. Henüz daha çocukken bir sorun yoktur. Anne güzeldir. Ayna ona dünyanın en güzel kadını olduğunu söyler. Ancak ergenlik dönemine gelince güzellik gençlikle birleşir birey kendi eşsizliğinin farkına varırken kendi dışındakileri çirkin görme eğilimi yükselir. Ayna kraliçeye ihanet eder ve prenses bundan dolayı cezalandırılır.

Toplumsal bilinç dönüştürme yeteneğini kötüye kullanır. Ceza vererek uzaklaştırılan tehlike başkası tarafından koşulsuz sevilince kendine karşı doğrulmuş bir silah olarak döner.

Ceza veya saklanma dış dünyaya karşı duyarlılığımızı öldürür. Güzel olan güçlenerek ve eşini yaratarak geri döner. Her masalın sonunda iyiler kazanır.

Masallarda iyi ve kötünün savaşına tanık oluruz. İyi olma hali güzellik ve masumiyetle sınırlandırılır. Peki, burada prensesin ya da kralın hiç suçu yok mudur? Duyarsız bir kral ve kendinden başkasının güzel olmasına izin vermeyen bir prenses. Başlangıçta dengeyi kurmaz. Çünkü önemli işleri vardır. Dış dünyayla savaşmaktadır. İçerde olanlardan habersizdir. Bunu toplumsal olaylarda sıkça izleriz. Özellikle Kemalettin Tuğcu hikâyelerinde hep kötü bir üvey anne vardır. Ve üvey evlatları ezer.

Kurtarıcı sevgidir. Koşulsuz sevgi. Koşulsuz seven prens ya da prenses dönüşümü sağlar. Bir de acı, acı dönüştürür. Sevgiyle mi acıyla mı dönüşeceğimizin kararı bize bağlı değildir. Dışardan gelmelidir. Toplumsal öğreti acıdan yanadır. Ama istisnalarda vardır.

Masallarda kullanılan elma sembolik olarak cinselliği temsil eder. Yaradılış efsanesinde Havva Anamız elmayı Âdem Babamıza sunar. Elmanın karşılığında bekâret ve masumiyet verilir. Bir çeşit ölüm.

Aynalar önemlidir. Aynalıkta öyle. Baktığınız şeyi nasıl gördüğünüzde. “İnsan görüldüğü gibi olmaya teşnedir.” der Jung. Baktığınızda yansıttığız şey ne oluyor? Karşılaştığımız her şey yansımalarımızdır.

Burada önemli bir ayrıntı ortaya çıkıyor. Yansıtılan mı yansıtan mı olduğumuz. Her iki durumu da yaşarız. Ama daha çok yansıtılan oluruz. Çünkü her durumda bizden daha güçlü bir yansıtıcı vardır. Bu durumda bizi bize en iyi yansıtan aynaları bulmak durumundayız.

Yıllar önce şöyle bir oyun oynardım. Kalabalık bir yere gider ve oturur insanları izlerdim. Kalabalık içinde dikkatimi çekenler olurdu. Algıdaki seçiciliği ölçmek için kullandığım bir yöntemdi. Dikkat çeken insanların özelliklerine odaklanırdım. İç dünyamın yansımalarını tek tek bulur çıkarırdım ortaya. Eğer yansımadan memnun değilsem onu memnun olacağım bir başka yansımayla değiştirirdim.

Bir de insanların bana yansıttıkları vardı. Yaşam içinde iyilik meleğinden tutunda kötülük timsali cadı bile oldum. İnsan her ikisi arasındadır. Dengeyi bulabilmek için iyi ve kötü arasında salınmak durumundayız.

Bu gelgitlerden bıktığım bir anda farkına vardım ki ikisi de olmak durumunda değilim. İnsanların bana yansıtmaları ne olursa olsun ben içimdeki dengeyi tarafsız olmakta buldum. Ne yapılırsa yapılsın karşıdakinin fikrini değiştiremezsiniz. Ama kendimiz hakkındaki fikrimizi oluşturabiliriz.

İyilik, kötülük, güzellik ve çirkinlik bir bütündür. Bir insan salt iyi ya da güzel olamaz ya da kötü, çirkin. Hepsi birden olabilir. Tamlığın sırrı da burada yatıyor sanırım. Kendi içindeki iyi olma halini sevebildiğin kadar kötü olma halini sevebilmekte.

Bir gün ben ne kadar kötü olabilirim diye sordum. Ve hiç acımadan öfke duyduğum birini öldürebileceğimi fark ettim. Beni tutan tek şey cezalandırılma korkumdu. Bu korku üzerinde epeyce çalıştım. Korku ortadan kalkınca öldürme isteğimde gitti. Çünkü fiziksel bir ölüm olsa da ölümün gerçek olmadığını kavradım.

Sonuç olarak sırrın dönüşümde yattığı idrakine erdim.

Aynaya baktığımda onun olanı görmesini arzuladım. Ve o olanı olduğu gibi kabul etme eğilimimi güçlendiriyorum.

“Ayna ayna söyle bana benden başka güzel var mı dünyada?”

“DÜŞÜNDÜĞÜNDEN DAHA FAZLA”

HABERLER

 

 

Feminizmden Korkmayın


"Kazanma Gücü" ile Kadın Erkek Eşitliği


Sözün Bittiği Yerde


Dolunay ve Gündeme Dair Bilinç Akışı


“Benim bilmeyi istediğim şeyi bana öğrettiğine emin misin?”


Bu Çocuklar Bizim!


Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye: Eğitim


Kulak Çınlaması Yaşaması Olumsuz Etkiliyor


Kadınlık Halleri Erkeklik Durumları


Sussan Deyhim

Doğu'dan Batı'ya Uzanan Bir Ses


Maya Takvimi kitabının yazarı Johan Calleman İstanbul’da


Dr.Eric Pearl Yeniden Türkiye'de


Ben Dilekler Üssüymüşüm...

 

KÖŞE YAZARLARI

Haluk Tunç İlker

Ararsak, Gözbebeklerimizin İçindeki Pi Değerini Bulabiliriz


Rüya Yüksel

Net ve açık olmayan iletişimde her zaman yanlış anlaşılmalar söz konusudur 


Beyaz Özbalçık

Rehber Çocuklar


Funda Umut Pakkal

Müziğin Sihri


Uzay Gökerman

Kar Zamanında Yalnızlaşabilmek...


Burak Kaan Kızılkan

Rehberler ve Farkındalığın Huzuru


Beyaz Özbalçık

Ayna Ayna Söyle Bana


Meltem Bingöl


Gürhan Faik Yeğit


Banu Kangal


Uzay Gökerman

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11