|
Beyaz Özbalçık
Ayna
Ayna Söyle Bana
Masallarda güzelliğin
sembolüdür gençlik. Güzel olan uyutulur kurbağaya çevrilir,
öldürülür. Pamuk prenses ve yedi cücelerde prenses uyutulur. Ta ki
ona âşık bir prens gelip öpünceye kadar. Uyuyan güzel masalında
prenses yüzyıl uyutulur. Ve yine bir prens gelir öperek uyandırır.
Kız kulesi efsanesinde baba kızını korumak için kuleye hapseder ama
burada kötü güçler harekete geçer ve zehirli elmayı yedirir
prensese.
Masalların sonu da
kültürlere göre değişkenlik gösteriyor. Gençliğin ve masumiyetin
sonu ya ölümle ya da severek onu canlandırılmasıyla son buluyor.
Egemenlik ölüm üzerine. Dünyaya ne olarak gelirsek gelelim,
masumiyetimiz ya ölür ya da yenilenerek geri döner.
Bir anlamda uyuyan
benliğimiz gerçeğimizdir. Kaderimiz. Ama eğer kötü yürekli bir üvey
anne ya da kıskanç bir cadının eline geçerse öldürür yok eder.
Her iki durumda da
bir dönüşüm gerçekleşir. Saflık yok olur. Başka bir şeye dönüşür.
Maalesef ki bu dönüşüm için dışardan bir etkiye ihtiyaç vardır.
İçimizdeki güzelliğin yaşam bulması ya da başka bir şeye dönüşmesi
için ya zehirlenmek ya da sevilmek gerekir.
Pamuk prenses ve yedi
cücelerde prenses aynadır. Üvey anne kraliçeye kendini yaşlı ve
çirkin hissettirir. Henüz daha çocukken bir sorun yoktur. Anne
güzeldir. Ayna ona dünyanın en güzel kadını olduğunu söyler. Ancak
ergenlik dönemine gelince güzellik gençlikle birleşir birey kendi
eşsizliğinin farkına varırken kendi dışındakileri çirkin görme
eğilimi yükselir. Ayna kraliçeye ihanet eder ve prenses bundan
dolayı cezalandırılır.
Toplumsal bilinç
dönüştürme yeteneğini kötüye kullanır. Ceza vererek uzaklaştırılan
tehlike başkası tarafından koşulsuz sevilince kendine karşı
doğrulmuş bir silah olarak döner.
Ceza veya saklanma
dış dünyaya karşı duyarlılığımızı öldürür. Güzel olan güçlenerek ve
eşini yaratarak geri döner. Her masalın sonunda iyiler kazanır.
Masallarda iyi ve
kötünün savaşına tanık oluruz. İyi olma hali güzellik ve masumiyetle
sınırlandırılır. Peki, burada prensesin ya da kralın hiç suçu yok
mudur? Duyarsız bir kral ve kendinden başkasının güzel olmasına izin
vermeyen bir prenses. Başlangıçta dengeyi kurmaz. Çünkü önemli
işleri vardır. Dış dünyayla savaşmaktadır. İçerde olanlardan
habersizdir. Bunu toplumsal olaylarda sıkça izleriz. Özellikle
Kemalettin Tuğcu hikâyelerinde hep kötü bir üvey anne vardır. Ve
üvey evlatları ezer.
Kurtarıcı sevgidir.
Koşulsuz sevgi. Koşulsuz seven prens ya da prenses dönüşümü sağlar.
Bir de acı, acı dönüştürür. Sevgiyle mi acıyla mı dönüşeceğimizin
kararı bize bağlı değildir. Dışardan gelmelidir. Toplumsal öğreti
acıdan yanadır. Ama istisnalarda vardır.
Masallarda kullanılan
elma sembolik olarak cinselliği temsil eder. Yaradılış efsanesinde
Havva Anamız elmayı Âdem Babamıza sunar. Elmanın karşılığında
bekâret ve masumiyet verilir. Bir çeşit ölüm.
Aynalar
önemlidir. Aynalıkta öyle. Baktığınız şeyi nasıl gördüğünüzde.
“İnsan görüldüğü gibi olmaya teşnedir.” der Jung. Baktığınızda
yansıttığız şey ne oluyor? Karşılaştığımız her şey
yansımalarımızdır.
Burada önemli bir
ayrıntı ortaya çıkıyor. Yansıtılan mı yansıtan mı olduğumuz. Her iki
durumu da yaşarız. Ama daha çok yansıtılan oluruz. Çünkü her durumda
bizden daha güçlü bir yansıtıcı vardır. Bu durumda bizi bize en iyi
yansıtan aynaları bulmak durumundayız.
Yıllar önce şöyle bir
oyun oynardım. Kalabalık bir yere gider ve oturur insanları
izlerdim. Kalabalık içinde dikkatimi çekenler olurdu. Algıdaki
seçiciliği ölçmek için kullandığım bir yöntemdi. Dikkat çeken
insanların özelliklerine odaklanırdım. İç dünyamın yansımalarını tek
tek bulur çıkarırdım ortaya. Eğer yansımadan memnun değilsem onu
memnun olacağım bir başka yansımayla değiştirirdim.
Bir de insanların
bana yansıttıkları vardı. Yaşam içinde iyilik meleğinden tutunda
kötülük timsali cadı bile oldum. İnsan her ikisi arasındadır.
Dengeyi bulabilmek için iyi ve kötü arasında salınmak durumundayız.
Bu gelgitlerden
bıktığım bir anda farkına vardım ki ikisi de olmak durumunda
değilim. İnsanların bana yansıtmaları ne olursa olsun ben içimdeki
dengeyi tarafsız olmakta buldum. Ne yapılırsa yapılsın karşıdakinin
fikrini değiştiremezsiniz. Ama kendimiz hakkındaki fikrimizi
oluşturabiliriz.
İyilik, kötülük,
güzellik ve çirkinlik bir bütündür. Bir insan salt iyi ya da güzel
olamaz ya da kötü, çirkin. Hepsi birden olabilir. Tamlığın sırrı da
burada yatıyor sanırım. Kendi içindeki iyi olma halini sevebildiğin
kadar kötü olma halini sevebilmekte.
Bir gün ben ne kadar
kötü olabilirim diye sordum. Ve hiç acımadan öfke duyduğum birini
öldürebileceğimi fark ettim. Beni tutan tek şey cezalandırılma
korkumdu. Bu korku üzerinde epeyce çalıştım. Korku ortadan kalkınca
öldürme isteğimde gitti. Çünkü fiziksel bir ölüm olsa da ölümün
gerçek olmadığını kavradım.
Sonuç olarak sırrın
dönüşümde yattığı idrakine erdim.
Aynaya baktığımda
onun olanı görmesini arzuladım. Ve o olanı olduğu gibi kabul etme
eğilimimi güçlendiriyorum.
“Ayna ayna söyle bana
benden başka güzel var mı dünyada?”
“DÜŞÜNDÜĞÜNDEN DAHA FAZLA”
|