|
Erdoğan Barış
Doğuda Öğrenci Olmak
Doğunun eğitim
sorunlarını birkaç cümlede
anlatmak ne kadar zor olsa da anlatmamak, vatandaşlık görevini
yerine getirmemek demektir. Hele bir de bu manzaranın tam ortasında
bulunup ta "Yok böyle bir şey" demek, görme ve işitme duyularımızla
beraber vicdanımızın bazı şubelerinin de iflas ettiğinin
göstergesidir.
Eğitim ve öğretim, hayatın birçok
yönüyle alakalı kavramlardır. Anne rahminden başlayan bu süreç,
hayatın olumsuzluklarını doğrudan yansıtır. Net bir ifadeyle izah
etmek istersek eğitilen kişinin eğitim-öğretim döneminde iyi
gözlemlenmesi sonucu, onun hayatının gidişatı hakkında birçok
malumata ulaşabiliriz. İşte doğudaki eğitimin en büyük sorunlarından
biri de yaşam standartlarıdır.
Anneler yeterli ve gerekli
gıdalar alamadıkları için doğan çocukların sinir sistemleri
yeterince gelişememekte ve buna bağlı olarak da algılama
kıvraklıkları olabileceğinin altında kalmaktadır. Tabi ki yüksek bir
eforla bazı kabiliyetler geliştirilmekte ve ara kapanabilmektedir
ama kaçında görebiliriz bu örneği?
Çocuk, dünyaya gelişinden
itibaren anadil olarak aile ortamında Kürtçe’yi öğreniyor ve
1.sınıfa Türkçe’den mahrum olarak başlıyor. Bu da öğretmenleri çok
zor durumda bırakıyor. Buna bir de kalabalık sınıflarda okuma
olumsuzluğu eklenince bazı çocuklar okuma yazma bilmeden, yollarına
devam ediyorlar. Tabi bu durum, çocukta mahçup duruma düşme korkusu
oluşturuyor. Çocuk bu yüzden derslerde ders dışı konular da dahi
geri duruyor ve sosyal gelişimini tamamlayamıyor.
Öğrencilik hayatına bu
olumsuzluklarla başlayan çocukları en çok etkileyen durum da
öğretmenlerinin sık sık değişmesidir. Yasal zeminde gelişen bu
durumun en önemli sebebi doğunun olumsuz şartlarından yeni
öğretmenlerin daha iyi imkanlar için batıya hiç olmazsa merkezi
yerlere yönelmesidir. Bu ayrılıklar öğretmenlerine bir anne baba
gözüyle bakan öğrencilerde duygusal çöküntülere yol açıyor.
Eğitim hayatlarının devamı da
başlangıçları gibi olumsuzluklarla geçiyor. O küçük bedenler,
taşımalı eğitime tabi tutulan yerlerde sabahın erken saatlerinde ve
keskin soğuğunda servislere doluyor, o bozuk yollarda iyice
yorulduktan hatta tehlikeler atlattıktan sonra yorgun bedenleriyle
dağınık dikkatleriyle derse geliyorlar. Bu da takdir edersiniz ki o
günün en verimli saatlerini değerlendirememelerine sebep oluyor.
Bünyeleri de çok zayıftır
yavrularımızın. Çeşitli gıdalardan mahrum vücutları bazen
bırakıverir kendini. Hele kış aylarında biraz daha çıkar mahrumiyet
ortaya. Ayakkabısı yırtık çok öğrenci görmüşümdür. Karı çamuru yara
yara okula gelir, ıslak çoraplarını gizleye gizleye dersi dinlemeye,
anlamaya çalışırlar. Elleri de üşümüştür yavrularımın, ilk derste
kalem tutamazlar. Mont zaten lükstür onlar için. Sorsanız
gururlarından da taviz vermezler. Üşümediklerini montlarının evde
olduğunu filan söylerler. Serçe gururu...
Kız çocuklarının okutulmaması da
apayrı bir derttir doğu için. Bir veliye kızını niçin göndermediğini
sorduğumuzda, bize, "Kız evin namusudur, okula göndermem" demesi
bizi paramparça etmişti. Bir anne, evinin dibindeki okulu gösteriyor
ve ben buraya göndermedim kasabaya mı göndereceğim diyerek
övünüyordu hem de gülerek. Niye okusunlar ki zaten 18’inde kocaya
verilmeyecekler miydi?
Altmış kişinin bir sınıfta nefes
alıp verdiğini ve bunun bir de kış ayında kapısı penceresi kapalı
bir sınıf olduğunu düşünün. Öğretmen kaçının ödevini kontrol etsin
ve kaçının derdini dinlesin, siz söyleyin?
Kırsalın bu olumsuz yönleri,
şehir merkezinde bulunan ama kıyı mahallelerde kurulmuş okullar için
de geçerlidir. Bunlardan birinde öğretmenlik yapmaktayım. Bu kıyı
mahalleler, genellikle terör nedeniyle köylerinden çıkan ve bir daha
da dönecek gücü kendinde bulamayan vatandaşların çocuklarıdır.
Hayatları boyunca çiftçilikten başka bir şey yapmamış bu insanlar,
şehirde işsiz güçsüz kalmakta ve çocuklarını mendil satmaya üç
tekerlekli bisikletlerle çalışmaya göndermektedirler. İşte hayatın
acımasız yönüyle bu şekilde karşılaşan çocuklar çatlamış elleriyle
kalem tutmaya çalışıyorlar. Boyacılık yapıp okul masrafını çıkarmaya
çalışan öğrencilerim var benim. Ellerini gizlerler genellikle,
onlara göre kirli, bana göre öpülecek kadar temiz ellerini...
Anlayacağınız doğuda öğrenci
olmak çok zor; çünkü onlar hiçbir zaman sadece ama sadece öğrenci
olamıyorlar. Bize düşen görev, böyle bir ortamda onlara öğrenci
olduklarını bir daha fısıldamak. Serçelerimin bir gülümsemeye, bir
baş okşamaya dahi ihtiyaçları var.
EPosta
Gönderin |