|
Banu Kangal
Büyüyen Dünya
Küçükken arkadaşlarıma
oturduğumuz evi tarif etmek her zaman zor olmuştur. Hak vermem gerek
ki yedi-sekiz yaşlarındaki çocukların gözlerinin önünde
canlandırabilecekleri ya da mantıklarının alabilecekleri bir tarif
değildi benim onlara anlattıklarım. Evimiz birinci kattaydı, ama
dışarıdan bakıldığında üçüncü kat olarak gözükürdü. Daha da ilginci
üçüncü katta görünüp birinci katta olan bu evin bir de terası vardı.
Herkes bahçe mi diye sorardı, ben özenle düzeltirdim: “Hayır bahçe
değil, bir teras.”
Odamın penceresinden baktığımda
bir beton yığınıydı burası. Ama üç tarafı apartmanlarla çevrili olan
bu teras çocukluğumun tüm neşesini, hareketini barındırırdı. Seksek
oynamak için çizdiğim kareleri, kışın yaptığım kardan adamları,
düzenlediğim bisiklet yolunu hep aynı teras barındırdı içerisinde.
Yıllar geçtikçe büyüdüm, dünyam
da benimle birlikte büyüdü. Büyüdüm; evimin ve şeklinin mantığını
daha iyi kavrar oldum, onu daha iyi tarif eder oldum. İnsanlar da
büyüdü daha iyi kavrar oldu benim dünyamı içeren terası. Ben
büyüdükçe teras da beni paylaşmayı öğrendi dünyanın geri kalan
kısmıyla; benimle büyüyen dünyamla. Ben büyüdüm, şehir de büyüdü.
Sokaklar kalabalıklaştı, apartmanlar çoğaldı. Çevresindeki
betonlarla küçülmüş gibi görünen terasım da büyüdü. Çünkü terasım
çevresini saran apartmanlardakilerin de dünyası oldu. Bebeklerin
ellerine geçenleri fırlattıkları, çocukların gidip top oynayalım mı
diye annelerine yalvardıkları, kadınların halı yıkama planları
yaptıkları; beş çaylarını içtikleri, ailelerin mangallarını
yerleştirdikleri dünya oldu. Binaların arasındaki gizli cennet,
köşelere yerleştirilen saksılarla kurtarılmaya çalışan son nefes
oldu.
Ben büyüdüm, şehir büyüdü,
terasımın dünyası da büyüdü. Birinci katta olup üçüncü kat gibi
görünen evimin terası beni de büyüttü, kâh kiracı kâh misafir olarak
gelip geçen çocukları da. Dünya küçüldükçe benim terasım büyüdü.
|