Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Haber: Doruk Oğuz

Atatürk ve "Kayıp Kıta Mu" Üzerine Düşüncelerim

Sinan Meydan adlı genç bir tarihçinin 3. baskısını yapmış “Atatürk ve Kayıp Kıta Mu” adlı kitabını okuyorum. Anneciğim süpermarkette görüp almış bana. Gerçekten çok sevindim. Ülkemiz insanının ilgisini önyargısız bir şekilde çektiyse bu konu, gerçekten ne mutlu bana! Zira kadim medeniyetlere ilgi duymuş her birey, bir şekilde Mu’ya varmıştır ve ulu önder Atatürk’ün ömrünün son zamanlarında bu konuda araştırmaları olduğu en azından kulağına çalınmıştır. Ama bir kitabın süpermarketlerde satılması demek, o kitap “popüler” oldu demektir. Beni heyecanlandıran güncel bir gelişme oldu bu.

Kitabın yazarının da belirttiği gibi Mustafa Kemal’i çocukluğunda dayısının bakla tarlasında kargaları kovalayan idealist ve zeki önder olarak bilmek belki de onun dehasının sadece çok küçük bir kısmını yakalayabilmek olur. Ulu önderimizin cumhuriyet sonrası eserlerini de layığıyla inceliyor muyuz acaba? Gelin öncelikle milli tarihimize bir göz atalım. Osmanlı’dan önceki Türk tarihine dair neredeyse bütün bilgileri yabancı kaynaklardan öğreniyoruz. Özellikle Kavimler Göçü sırasında Avrupa öyle bir karışmış ki Türklere o en bilinen yakıştırma yapılmış: barbar.(Çinliler keza aynı yakıştırmayı yapmışlar) Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi işte bu imajın geçerliliğini ölçmek için düşünülmüş ilk başta. Ömrü yetmese de Atatürk’ün bu araştırmalarda vardığı son nokta bizler için bir anahtar durumunda. Çünkü bu son araştırmalarda milli tarih yapbozumuzun en kilit parçası gizli.

Türklerin anavatanı Orta Asya diye bilinir; peki oraya nereden geldiler? Atatürk’ün dilimize çevirttiği kitaplar Albay James Churchward’ın özellikle 1. Dünya Savaşı sırasında Hindistan’da ve Meksika’da gerçekleştirdiği 30 yıla yayılan derin araştırmalarının ürünü. Hatta dünyada batık kıta Mu hakkında yazılan ilk eserler. Günümüzde ise bilgi namına, internet gibi bir kaynaktan Mu veya Lemurya hakkında dünyada ne yazılıp çizilmişse öğrenebiliyoruz. Bütün bu bilgilerden anlaşılan o ki, Türkler ve Maya gibi kadim Güney Amerika toplulukları hep Mu kökenli. Mu’ya dair anlatılanlar ise büyüleyici.

Benim anlatmak istediğim ulusal mitolojimizde çok derin bir hatayı, geçmişimizde barbar bir kavim olduğumuz fikrini değiştirebilecek kadar derinlikli bir tez Türk Tarih Tezi. Eğer gerçekten Mu’nun çocuklarıysak (ki benim içimde çok büyük bir yankı buluyor bu tez), bu toplumsal olarak büyük sorumluluklar almamızın vaktinin geldiğini gösterir. Hepsi mütekamil insanlardan oluşmuş yüksek bir uygarlık olan Mu’nun çocukları olmak veya uzaktan da olsa onların genetik mirasını taşıyor olmak demek bütün dünyaya saçmamız gereken büyük bir potansiyel ışık var demek; veya Türklerin Orta Asya’nın bağrından kopup dünya coğrafyasındaki bu eşsiz topraklara gelmesi sadece kuraklık vesaire ile açıklanamaz demek. Çünkü işin içinde Mu varsa arkada gizlenmiş çok daha yüksek bir plan olabilir. Türkiye’deki ruhçuluk hareketlerinde alınan tebliğlerde bu topraklardan vazifeli topraklar, bu milletten de vazifeli millet diye bahsedilir. Ülkemizdeki ruhçuluk hareketinin en önemli eserlerinden biri olan Sadıklar Planı’nın dünyada sadece (Mu’nun çocukları olarak geçen) Türkiye, Meksika ve Arjantin gibi ülkelerde eşzamanlı olarak alınmış olması bana çok ilginç geliyor. Gerçekten çok yüce yol göstericilerin çıkmış olduğu bu kültür acaba çok daha yüksek bir plan barındıran bir tohum mu?

Evrende her şeyin bilinç olduğu, her bireyin birbirine ve dış dünya denilen (sözde) gerçekliğe sandığından çok daha derinden bağlı olduğunun “bilimsel” olarak keşfedildiği şu zamanlarda milli mitolojimizde bir gözden geçirme ve yeniden değerlendirme yapsak geleceğe dair  belki çok daha büyük bir şevk ve umut kazanabiliriz. Unutmamak lazım, Mustafa Kemal Atatürk bu memleketi biz gençlere emanet etti. Gençler ise yaşlılarının tahakkümü altında özgür düşünmeyi bir kenara bırakalım sadece düşünmeyi bile unutmak ister haldeler. Korkuyla büyütülen nesiller çoktan geri tepti. Gençlik kendi kendini yıkarak gösteriyor bunu önceki kuşaklara. Halbuki onların çok daha radikal bir umuda ihtiyaçları var yoksa bu rutin toplumsal döngü bütün dünya yaşamına zarar verici boyutlarda çıkmaza doğru gidiyor. Sizce de atalarımız Asya’dan kalkıp Anadolu’ya boşuna mı gelmişler? Bu nacizane toprakların, geçmişi gizemli bu milletin yönetiminde olması için gene atalarımız boşuna mı savaşmışlar hep? Açıkçası hiç bir ideolojiye dahil değilim ve hoşgörünün,sabrın ve gerçek sevginin sürekli yaşanmış olduğu ama şimdi yerini hep kalıpçılığa, kofluğa ve önyargılara bırakmış bu topluma seslenirken hiç bir ideolojiye ait olmadığımı açıklama gereği duyuyorum. Ben sadece yeniyi düşlemeye cesaret ediyorum ve dinden de (ruhtan da), bilimden de (maddeden de) ayrı olmayan dengedeki bilincin farkındalığının tüm topluma yayılmış olmasını diliyorum o kadar. Sabır, sevgi, hoşgörü ve nezaket olduğu kadar yüksek farkındalık da bizim kültürel bir mirasımızsa eğer, sorumluluğunu alabilir misiniz?

 


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Doruk Oğuz 1986, İstanbul doğumlu. 2005 yılında İstanbul Üniversitesi Antropoloji bölümünde eğitim görmeye başladı. plutonique@gmail.com


HABERLER

 

 

Ne Yapmalı?


Eşcinsellik Dosyası


Anjelika Akbar İle Bir Söyleşi


Müzik Terapi ve Türk Müziğiyle Tedavi


Gen Haritası Tamamlandı


Dubai'nin Kuleleri


Çocuklarımızdan beklentilerimiz onları zorluyor


Yeni Çocukların Bilimi: İkinci Bölüm


Kristallerle Gelen Şifa


Kuşbakışı: Ruh ve Cinsellik


Yoga Sınıfı'nda Bu Ay


Alternatif Eğitim Sempozyumu


Editörün Seçtikleri


Aralık ayı Astroloji Yorumları


Babam ve Oğlum: Ağlatan Film


Dönüşümün 7 Simyası


Aşka Göçebedir Sonbahar!

 

KÖŞE YAZARLARI

Uzay Gökerman

Beklenti Fenomeni


Rüya Yüksel

Hayat Eğlenceli Bir Oyundur Aslında


Meltem Bingöl

Aşk Ölmez Biz Ölürüz


Haluk Tunç İlker

Kabul


Funda Umut Pakkal

Gün boyunca kaç gölgeniz var?


Gürhan Faik Yeğit

Hedeflerimize Ulaşmamız için İşleyen Çabasız Güç


Doruk Oğuz

Farkındalık Notları


Tuğba Kavas

Yargısız İnfaz


Deniz Onur 

O Bir Şey İçmez


Meriç Tuncer

Bizi Fütüristler Mi Kurtaracak? 


Burak Kaan Kızılkan   

Sağırlar, Kaçanlar ve Gerçek Rehber

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11