Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Anne Olmayı Öğreniyorum

Asu Sanem Kaya

Bir Kristal ya da bir İndigo Çocuk ya da belki de sadece bir çocuk ebeveyni olmak 

Bir Kristal Çocuk olmaktan daha zor ne olabilir bu kaosta? “Tabi ki bir Kristal Çocuk ebeveyni olmak” diyerek kendi cevabımı kendim veriyorum. Bu cümleyi,bu fenomene inanan, inanmayan herkes için düzenlemek gerekirse, sanırım şöyle söyleyebilirim: “Sevgi dolu, kocaman bir kalbi olan bir çocuğa sahibim. Ama o, çok kolay inciniyor, karmaşa olan ortamlarda, içine kapanıyor, susuyor ya da kendine zarar veriyor. Yemek yeme problemimiz var; et ve benzeri ürünleri yemeyi, hastalandığında ilaç kullanmayı, hatta hastalığını kabullenmeyen bir çocuğum var. Bazen gözlerine baktığımda, gözlerinde gördüğüm, o derin mizaha şaşırıyorum. Anlam veremediği şeyler görüyor, hissediyor, karanlıktan korkuyor, bazen uzun uzun dalıyor, yanımızda değilmiş gibi, hiçbir şeyin farkında olmadığı, zamanlar yaşıyor. Bazı üstün yetenekler sergiliyor.” Bu listeyi daha da uzatabiliriz. Bu fenomene yabancı değilseniz, sanırım duygularımı paylaşabilmeniz daha kolay olacak. Ailemi zorladığım gibi, oğlum da beni çok zorluyor. Yaşadıklarım, aslında Kristal ya da İndigo bir çocuğa sahip olan birçoğumuzun sanırım şu anda paylaştığı ortak deneyimler. Çünkü, evet, her şeyden önce çocuk onlar, bizleri seçen, bizlerin rehberliğine güvenerek dünyaya gelen çocuklar…  

 

Oğlum, beş yaşına adım attı. O, hala fenomen olarak tanımlansa da, bir “Kristal Çocuk”. Yaşamıma girdiği ilk andan itibaren, var’ lığıyla beni zorlarken, bir yandan da her şeyi kolaylaştıran, yaşamı; yaşamlarımızı onurlandıran bir çocuk. Benim yegâne katalizörüm. O; tüm bedensel katmanlarımda, özellikle ruhsal olarak gelişmem için beni itekleyen var’lık. Benim için hayatıma girişi, o kozmik mizah ya da var oluşsal mizah dediğim duygularla, şaşırtmacalarla oldu. O zaman anlamalıydım belki de, evet! Hamileliğimi, üçüncü ay sonunda fark edebildim! Kendimi kapattığım onca yılda, çocuklar için hep çok ilgi çekici bir varlık olmama rağmen, onlarla, kendimce, anlaşmak hiç istememiştim. Çocuklarla bir arada olamıyordum; buna dayanamıyordum. Aniden, günün birinde; sevginizin en güzel; kurumsal olarak da legal yaşandığı o özel yıllardan birinde, hamile olduğunuzu öğreniyorsunuz… Sadece düşünün; ben o anda, hamileliğimin artık bedensel olarak da geri dönüşün, uygun olmayacağı bir dönemindeydim. Sürpriz!… Bunun olması imkânsızdı ama olmuştu. O sıralar deli dolu zamanlar; değişim, böyle bile olsa, iyidir dedim ve macera olsun diye “devam” kararı aldım. Her şey, o gün değişmeye başladı; hayatım meydan okumalarla, geri dönmemecesine değişti… O zamanlar, hiçbir şeye anlam veremedim. “Neden”, “Niçin”lerime cevaplarım ilk defa yoktu. Savunmasız, kalakalmıştım. Hayatımda, müdahale edemediğim garip şeyler oluyordu. Duygularımı, düşüncelerimi, kendimi, hayata dair sorgularımı; kendimi anlayamıyordum. Cevaplarım tükenmişti. Yolculuk; yolculuğum aslında ilk böyle başladı… Hayatla ilk tanışmam, Tanrısallığım ile ilk buluşmam ve yarattığım bir hayat… Yaşadığım tüm deneyimler, şimdi, dönüp baktığımda, bu farkındalıkla, birer mucizeydi; oğlumu hissettiğim ilk andan, son ana kadar. İlk onunla karşılaştığım anı, hatırladım bu gece! Küçük meleğimle sohbetleşirken: Henüz dört yaşında olan oğlum: “Seni ilk gördüğüm o zamana kadar, senin böyle olacağını bilmiyordum; sen dünyanın en güzel annesisin.” dedi bana. Ben sarsıldım. Zaten o, beni her zaman sarstı… Ben, o’na nasıl birbirimizi seçtiğimizi, o’ nu ilk gördüğüm andaki duygularımı anlattım, uzun uzun. O dinledi; uzun uzun… “Ben dünyanın en iyi kadınına, dünyanın en güzel annesine sahibim” dedi. Yaşadığım tüm “salıverme”leri, o andaki, anlatamıyorum; hissettiklerimi, Allahım’a olan şükranlarımı ve o an’da yaşadıklarımı… Bir Kristal ya da bir İndigo; bir çocuk, sizin canınızdan, kalbinizden olan; bir gün hayatınıza girer ve hayatınız asla eskisi gibi olmaz, olamaz. Çünkü çocuklar, çocuklarımız, bize kendimizi hatırlatmak için buradalar. Kendi içlerimizin; kalplerimizin en derinlerine gizlediğimiz, Tanrısallık’ larımızı hatırlatmak için, bizleri seçtiler; bizler de onları. Ben, oğlumun yolculuğu için seçtiği rehberiyim; bundan onur duyuyorum ve bunu ona söylüyorum sürekli. O ise, benim, kendimi; Tanrısallığımı hatırlamam için seçtiğim…

 

Özel olan öğrenim gecelerimden birinde, o henüz daha iki yaşındayken, annemi, babamı aşarak gelip beni kollarına aldı. Başım göğsünde, sürekli: “Şşştt geçti, geçecek… Bitti… Seni çok seviyorum… Geçti, bitti…” diyerek, uyuttu beni. Oğlum benim en büyük öğretmenim, en özel rehberim. Her birimizin çocukları öyle. Farkında olmak yetiyor, bunu tam anlamıyla yaşayabilmek için. Şimdi söylediği her cümle, bana bir “vuruş” oluyor. Öyle bilgece; öyle bilgelikle, bana öğütler veriyor ki kim rehber bazen şaşıyorum. O’nun Tanrısal’lığına, bilgeliğine o kadar hayran kalıyorum ki mutluluktan gözlerim yaşarıyor. O’nunla sohbetleştiğimiz anlarda, sanırım, boyut değiştirdiğimiz için derin bir farkındalık yaşıyorum.

 

Tüm bunlar, tipik ebeveyn davranışı, duyguları gibi görünse de tamamıyla kalpten gelenler… Bunlar; yaşadıklarım, benim gerçeklerim, benim oyunum… Bana göre, bu dual dünyada, “anne” olmayı daha yeni öğreniyorum. Yaşadığım, hissettiğim tüm duygular, o kadar şaşırtıcı, sarsıcı ve derin duygular ki...

 

Kalbi o kadar açık ki… O kadar savunmasız ve ne, kim olduğunu bilmenin farkındalığıyla, o kadar da güçlü ki… Benim, önceleri çok yaptığım gibi insanları “okuyor”. Ne düşündüğünüzü, ne hissettiğinizi bilen bir çocuk düşünün, tüm maskelerinizin ardında gizlediklerinizle. Öyle net bir ayna ki. “Büyü!” diyor. “Değiş!” diyor. Derslerini, “Öğrenmen gereken, hâkimiyet kurman gerekenler bunlar” diyerek gözüne sokuyor. Direnirsen hırpalanıyorsun. Aynalarımız çok, biliyor ve inanıyorum, ama bence, bir de “saf ayna”mız olsun diye geldi çocuklarımız bu dünyaya. Saygı… Ben oğluma sonsuz bir saygı ve sevgiyle bakabiliyorum şimdi. “O’nun, bana ve tüm dünyaya vermeye geldikleriyle, “İçindeki Tanrı’yı saygıyla selamlıyorum” her, o küçücük bedenin bilgeliğinde eridiğimde. O da her aştığım dersimde, beni onurlandırıyor. Bunlar gönlümden akarak gelenler.  

 

Ben - biz, kendimize sahip çıktıkça, çocuklarımızın gözlerine, daha bir dikkatle baktıkça, orda gördüğümüz her neyse, kendimize “hatırlamak” için yolculuğumuzda, yolumuza koyduğumuz, o yolculuk hediyesi Kristalimizi alalım ve yolculuğumuza devam edelim. Çocuklar, çocuklarımız özeller. Çünkü onlar, yargılamasız, koşulsuz sevgiyi bizlere hatırlatmak için buradalar. Yolculuklarımız, evet, çok zor; her birimiz, hepimiz için bazen de çok karışık. Seçimler her zaman bizimdi ve her zaman da bizim olacak. Bazı şeyleri kolaylaştırabiliriz, konuşarak… Çocuklarımızla konuşalım. Konu mu? Hiç fark etmez, konuşamazsak bile, sadece dinleyelim; onlar konuşsunlar. Çünkü onlardan öğrenebileceğimiz – hatırlayacağımız- çok şey var. Bırakın, bırakalım konuşsunlar, anlatsınlar. Bizlere, sevgiyi, aşkı, yaşamayı, Tanrı’yı, melekleri, insan olmayı anlatsınlar. Benim- sizin- onlar için yapabileceğimiz en iyi şey, ne pedagoglar, ilaçlar, ne de onlar için dediğimiz, yaşamsal savaşlarımız belki de. Belki de en basit çözüm; sadece ve sadece onları dinlemek ve özlerindeki Tanrı’yı saygıyla selamlamak. Benim için, anne olmak hiç bu kadar kolay olmadı; bu var oluşsal ve Tanrısal saygıyı kabul edinceye kadar… Bana, “Farklısın, gözlerin yine değişmiş” diyerek her engel aşışımda, beni onurlandıran, meleğime; oğluma: “İçimdeki yaratıcıdan, içindeki yaratıcıya: Seni saygıyla selamlıyorum…" Namaste.

 


EDİTÖR HAKKINDA BİLGİ

Asu Sanem Kaya, 1976 doğumlu. İstanbul’da yaşıyor. Çeşitli okullar ve merkezlerde, yoga eğitmenliği yapıyor. EMF (Elektromanyetik Alan Dengeleme Tekniği) Master in Practice ve Usui Reiki Master olarak çalışmalarını sürdürüyor. anasuyasanem@hotmail.com


 Okul Öncesi Dönemin Önemi (0-6 Yaş)

 Kalpleri Yuvalarından Sökülen Küçük Çocuklar, Kalplerinin Büyük Tamircilerini Bekliyor

 Baharları Sevmek, Ama Hasta Olmadan

 Otistik Çocuklar İçin Bir Yaşam Köyü

 Sessizliğim Bomboş

 Daniel Jacob ile Eğitim Üstüne

 Şimdi Okullu Olduk

 Yeni Çocukların Bilimi

 Dünyada Yeni Neslin Çocukları Bilinci Genişliyor

 Okuma Yazma Sistemi Değişti

HABERLER

 

 

"İstanbul'un Sokak Hayvanları Sorunu Beş Yılda Halledilir"


Müzik... Yeni Çağın Şifa Kaynağı...


Çocuklarımıza Verilen Eğitim ve Bize Düşen Sorumluluklar


Daniel Jacob ile Eğitim Üzerine


Doğal Bir Tedavi Yöntemi: Heomeopati


Okul Öncesi Dönemin Önemi (0-6 Yaş)


Yeni Çocukların Bilimi


Göztepe Parkı’na Cami Projesi 


Baharları Sevmek Ama Hasta Olmadan!


Atıklar Biyodizel Yakıta Dönüştürülebiliyor


Otistik Çocuklar İçin Bir Yaşam Köyü


Uzaklardan Bakış, Şamanik Astroloji


Yoga Sınıfı 1: Yogaya Başlarken…


Stres Yönetimi, Ragurham Röportajı


Eğitimde Akustik Koşullarının Önemi


Hayat Üçgeni: Deprem ve Korunma

 

KÖŞE YAZARLARI

Can Duman

Kalpleri Yuva’larından Sökülen Küçük Çocuklar, Kalplerinin Büyük Tamircilerini Bekliyor


Özge Esirgen 

Adam


Asu Sanem Kaya

Anne Olmayı Öğreniyorum


Meltem Bingöl

Yüzyıllık Çığlık


Doruk Oğuz 

İçimizdeki Gerçek Ses 


Tuğba Kavas

Uyuşturucu


Burçak Alkanlı

33 Yaşında Nasıl Vejetaryen Oldum?


Uzay Gökerman

Neden spritüel bir arayış içinde olur insan?


Funda Umut Pakkal

Şimdi Okullu Olduk


Burak Kaan Kızılkan

Enerji ve Biz


Haluk Tunç İlker

İçerideki Dans


Rüya Yüksel 

Alkolle Yaşamak

Google
 
Web indigodergisi.com

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11