|
Anne
Olmayı Öğreniyorum
Asu Sanem Kaya
Bir Kristal ya da bir İndigo Çocuk ya da
belki de sadece bir çocuk ebeveyni olmak
Bir Kristal Çocuk olmaktan daha zor ne
olabilir bu kaosta? “Tabi ki bir Kristal Çocuk ebeveyni olmak”
diyerek kendi cevabımı kendim veriyorum. Bu cümleyi,bu fenomene
inanan, inanmayan herkes için düzenlemek gerekirse, sanırım şöyle
söyleyebilirim: “Sevgi dolu, kocaman bir kalbi olan bir çocuğa
sahibim. Ama o, çok kolay inciniyor, karmaşa olan ortamlarda, içine
kapanıyor, susuyor ya da kendine zarar veriyor. Yemek yeme
problemimiz var; et ve benzeri ürünleri yemeyi, hastalandığında ilaç
kullanmayı, hatta hastalığını kabullenmeyen bir çocuğum var. Bazen
gözlerine baktığımda, gözlerinde gördüğüm, o derin mizaha
şaşırıyorum. Anlam veremediği şeyler görüyor, hissediyor,
karanlıktan korkuyor, bazen uzun uzun dalıyor, yanımızda değilmiş
gibi, hiçbir şeyin farkında olmadığı, zamanlar yaşıyor. Bazı üstün
yetenekler sergiliyor.” Bu listeyi daha da uzatabiliriz. Bu fenomene
yabancı değilseniz, sanırım duygularımı paylaşabilmeniz daha
kolay olacak. Ailemi zorladığım gibi,
oğlum da beni çok zorluyor. Yaşadıklarım, aslında Kristal ya da
İndigo bir çocuğa sahip olan birçoğumuzun sanırım şu anda paylaştığı
ortak deneyimler. Çünkü, evet, her şeyden önce çocuk onlar, bizleri
seçen, bizlerin rehberliğine güvenerek dünyaya gelen
çocuklar…
Oğlum,
beş yaşına adım attı. O, hala fenomen olarak tanımlansa da, bir
“Kristal Çocuk”. Yaşamıma girdiği ilk andan itibaren, var’ lığıyla
beni zorlarken, bir yandan da her şeyi kolaylaştıran, yaşamı;
yaşamlarımızı onurlandıran bir çocuk. Benim yegâne katalizörüm. O;
tüm bedensel katmanlarımda, özellikle ruhsal olarak gelişmem için
beni itekleyen var’lık. Benim için hayatıma
girişi, o kozmik mizah ya da var
oluşsal mizah dediğim duygularla, şaşırtmacalarla oldu. O zaman
anlamalıydım belki de, evet!
Hamileliğimi, üçüncü ay sonunda fark edebildim! Kendimi kapattığım
onca yılda, çocuklar için hep çok ilgi çekici bir varlık olmama
rağmen, onlarla, kendimce, anlaşmak hiç istememiştim. Çocuklarla bir
arada olamıyordum; buna dayanamıyordum.
Aniden, günün birinde; sevginizin en güzel; kurumsal olarak
da legal yaşandığı o özel yıllardan birinde, hamile olduğunuzu
öğreniyorsunuz… Sadece düşünün; ben o anda,
hamileliğimin artık bedensel olarak
da geri dönüşün, uygun olmayacağı bir dönemindeydim. Sürpriz!… Bunun
olması imkânsızdı ama olmuştu. O sıralar deli dolu zamanlar;
değişim, böyle bile olsa, iyidir
dedim ve macera olsun diye “devam” kararı aldım. Her şey, o gün
değişmeye başladı; hayatım meydan okumalarla, geri dönmemecesine
değişti… O zamanlar, hiçbir şeye anlam veremedim. “Neden”,
“Niçin”lerime cevaplarım ilk defa yoktu. Savunmasız, kalakalmıştım.
Hayatımda, müdahale edemediğim garip şeyler oluyordu.
Duygularımı, düşüncelerimi, kendimi, hayata dair sorgularımı;
kendimi anlayamıyordum. Cevaplarım
tükenmişti. Yolculuk; yolculuğum aslında ilk böyle başladı… Hayatla
ilk tanışmam, Tanrısallığım ile ilk buluşmam ve yarattığım bir
hayat… Yaşadığım tüm deneyimler, şimdi, dönüp baktığımda, bu
farkındalıkla, birer mucizeydi; oğlumu hissettiğim ilk andan, son
ana kadar. İlk onunla karşılaştığım anı, hatırladım bu gece! Küçük
meleğimle sohbetleşirken: Henüz dört
yaşında olan oğlum: “Seni ilk gördüğüm o zamana kadar, senin
böyle olacağını bilmiyordum; sen dünyanın en güzel annesisin.” dedi
bana. Ben sarsıldım. Zaten o, beni her zaman sarstı… Ben, o’na nasıl
birbirimizi seçtiğimizi, o’ nu ilk gördüğüm andaki duygularımı
anlattım, uzun uzun. O dinledi; uzun uzun… “Ben dünyanın en iyi
kadınına, dünyanın en güzel annesine sahibim” dedi. Yaşadığım tüm
“salıverme”leri, o andaki, anlatamıyorum;
hissettiklerimi, Allahım’a olan şükranlarımı ve o an’da
yaşadıklarımı… Bir Kristal ya da bir İndigo; bir çocuk, sizin
canınızdan, kalbinizden olan; bir gün hayatınıza girer ve hayatınız
asla eskisi gibi olmaz, olamaz. Çünkü çocuklar, çocuklarımız, bize
kendimizi hatırlatmak için buradalar. Kendi içlerimizin;
kalplerimizin en derinlerine gizlediğimiz, Tanrısallık’ larımızı
hatırlatmak için, bizleri seçtiler; bizler de onları. Ben, oğlumun
yolculuğu için seçtiği rehberiyim; bundan onur duyuyorum ve bunu ona
söylüyorum sürekli. O ise, benim, kendimi; Tanrısallığımı hatırlamam
için seçtiğim…
Özel olan
öğrenim gecelerimden birinde, o henüz daha iki yaşındayken, annemi,
babamı aşarak gelip beni kollarına aldı. Başım göğsünde, sürekli:
“Şşştt geçti, geçecek… Bitti… Seni çok seviyorum… Geçti, bitti…”
diyerek, uyuttu beni. Oğlum benim en büyük öğretmenim, en özel
rehberim. Her birimizin çocukları öyle. Farkında olmak yetiyor, bunu
tam anlamıyla yaşayabilmek için. Şimdi söylediği her cümle, bana bir
“vuruş” oluyor. Öyle bilgece; öyle bilgelikle, bana öğütler veriyor
ki kim rehber bazen şaşıyorum. O’nun Tanrısal’lığına, bilgeliğine o
kadar hayran kalıyorum ki mutluluktan gözlerim yaşarıyor. O’nunla
sohbetleştiğimiz anlarda, sanırım, boyut değiştirdiğimiz için derin
bir farkındalık yaşıyorum.
Tüm
bunlar, tipik ebeveyn davranışı, duyguları gibi görünse de tamamıyla
kalpten gelenler… Bunlar; yaşadıklarım, benim gerçeklerim, benim
oyunum… Bana göre, bu dual dünyada, “anne” olmayı daha yeni
öğreniyorum. Yaşadığım, hissettiğim tüm duygular, o kadar şaşırtıcı,
sarsıcı ve derin duygular ki...
Kalbi o
kadar açık ki… O kadar savunmasız ve ne, kim olduğunu bilmenin
farkındalığıyla, o kadar da güçlü ki… Benim, önceleri çok yaptığım
gibi insanları “okuyor”. Ne düşündüğünüzü, ne hissettiğinizi bilen
bir çocuk düşünün, tüm maskelerinizin ardında gizlediklerinizle.
Öyle net bir ayna ki. “Büyü!” diyor. “Değiş!” diyor. Derslerini,
“Öğrenmen gereken, hâkimiyet kurman gerekenler bunlar” diyerek
gözüne sokuyor. Direnirsen hırpalanıyorsun. Aynalarımız çok, biliyor
ve inanıyorum, ama bence, bir de “saf ayna”mız olsun diye geldi
çocuklarımız bu dünyaya. Saygı… Ben oğluma sonsuz bir saygı ve
sevgiyle bakabiliyorum şimdi. “O’nun, bana ve tüm dünyaya vermeye
geldikleriyle, “İçindeki Tanrı’yı saygıyla selamlıyorum” her, o
küçücük bedenin bilgeliğinde eridiğimde. O da her aştığım dersimde,
beni onurlandırıyor. Bunlar gönlümden akarak gelenler.
Ben - biz,
kendimize sahip çıktıkça, çocuklarımızın gözlerine, daha bir
dikkatle baktıkça, orda gördüğümüz her neyse, kendimize “hatırlamak”
için yolculuğumuzda, yolumuza koyduğumuz, o yolculuk hediyesi
Kristalimizi alalım ve yolculuğumuza devam edelim. Çocuklar,
çocuklarımız özeller. Çünkü onlar, yargılamasız, koşulsuz sevgiyi
bizlere hatırlatmak için buradalar. Yolculuklarımız, evet, çok zor;
her birimiz, hepimiz için bazen de çok karışık. Seçimler her zaman
bizimdi ve her zaman da bizim olacak. Bazı şeyleri
kolaylaştırabiliriz, konuşarak… Çocuklarımızla konuşalım. Konu mu?
Hiç fark etmez, konuşamazsak bile, sadece dinleyelim; onlar
konuşsunlar. Çünkü onlardan öğrenebileceğimiz – hatırlayacağımız-
çok şey var. Bırakın, bırakalım konuşsunlar, anlatsınlar.
Bizlere, sevgiyi, aşkı, yaşamayı, Tanrı’yı, melekleri, insan olmayı
anlatsınlar. Benim- sizin- onlar için yapabileceğimiz en iyi şey, ne
pedagoglar, ilaçlar, ne de onlar için dediğimiz, yaşamsal
savaşlarımız belki de. Belki de en basit çözüm; sadece ve sadece
onları dinlemek ve özlerindeki Tanrı’yı saygıyla selamlamak. Benim
için, anne olmak hiç bu kadar kolay
olmadı; bu var oluşsal ve Tanrısal saygıyı kabul edinceye kadar…
Bana, “Farklısın, gözlerin yine değişmiş” diyerek her engel
aşışımda, beni onurlandıran, meleğime; oğluma: “İçimdeki
yaratıcıdan, içindeki yaratıcıya: Seni saygıyla selamlıyorum…"
Namaste.
EDİTÖR
HAKKINDA BİLGİ
Asu
Sanem Kaya,
1976 doğumlu.
İstanbul’da yaşıyor. Çeşitli okullar ve merkezlerde, yoga
eğitmenliği yapıyor. EMF (Elektromanyetik Alan Dengeleme Tekniği)
Master in Practice ve Usui Reiki Master olarak çalışmalarını
sürdürüyor.
anasuyasanem@hotmail.com

Okul
Öncesi Dönemin Önemi (0-6 Yaş)
Kalpleri
Yuvalarından Sökülen Küçük Çocuklar, Kalplerinin Büyük Tamircilerini
Bekliyor
Baharları
Sevmek, Ama Hasta Olmadan
Otistik
Çocuklar İçin Bir Yaşam Köyü
Sessizliğim
Bomboş
Daniel
Jacob ile Eğitim Üstüne
Şimdi
Okullu Olduk
Yeni
Çocukların Bilimi
Dünyada
Yeni Neslin Çocukları Bilinci Genişliyor
Okuma
Yazma Sistemi Değişti |