Sayı 58 | Temmuz 2010                Anasayfa  |  Kurumsal Reklam Arşiv |  Gündem |  Röportajlar |  İndigo Dünya |  İnsan |  Sağlık  |  Kültür Sanat  | Çocuk  |  Eğitim  |  Çevre |  Bilim



 Paylaş


BAĞLANTILARIMIZ

Sinema Life

Nasıl Daha İyi Yaparım?

Mor İnovasyon

Mustep

Sonsuz Us

Satranç Dünyası

Sessiz Bilgi

 

 

Haber: Aslı Alptekin Selman

Mimari Çevre Editörü, İstanbul

Fotoğraflar: Kerem Selman

Korunması Gereken Bir

Kültürel Miras: Birgi

Güzel ülkemizin her karış toprağı, zengin bir kültürel mirasın kalıntıları ile dolu. Bu mirasa kimi zaman sahip çıkılıp korunsa da, çoğunlukla elimizdeki pek çok değer ilgisizlikten yitip gidiyor. 

İzmir’in Ödemiş ilçesine bağlı bir belde olan Birgi de, bu değerli alanlardan. Birgi’nin şanslı olduğu noktalardan biri 1996 yılında 2863 sayılı yasa ile sit alanı ilan edilmiş olması. Beldedeki Çakırağa Konağı, Dervişağa ve Ulu Cami gibi önemli binalar restore edilmiş. Fakat tarihi değeri olan pek çok bina da restore edilmeyi beklerken, yavaş yavaş çürüyor.  

Birgi’ye girdiğinizde asırlık çınarlar, Osmanlı İmparatorluğu zamanından kalma evler ve kendine özgü bir sükûnet etkisi altına alıyor sizi. Küçük ve kendi halinde bir belde gibi gözükse de, çok zengin bir tarihi barındırıyor aslında özünde. 

Birgi'nin tarihi MÖ 7.yüzyıla kadar uzanıyor. O devirlerde Lidya kentinin yazlık kenti olan Birgi, 8. yüzyıldan itibaren Perslerin hâkimiyetine girmiş. Perslerin ardından Roma ve Bizans egemenliğinde kalan kent, Gazi Sasa Bey tarafından fethedilerek, Türk beyliklerine dahil olmuş. 1308 yılında Aydınoğlu Mehmet Bey'in eline geçen Birgi, bir dönem Aydınoğulları Beyliği'ne başkentlik yapmış. Nihayetinde İsa Bey devrinde, Osmanlı yönetimine geçmiş. Birgi'nin adının, kentin daha önceki isimlerinden "Pyrgion"un zaman içerisinde değişmesiyle oluştuğu söylenir. 

Anadolu'da Osmanlı evlerinin kendine has dokusunun bozulmadan kaldığı ender mekânlardan biri olan Birgi, muhteşem doğal güzelliğiyle de göz kamaştırıyor. Beton eli değmemiş beldenin en ilgi çeken evi ise, Kültür Bakanlığı'na bağlı bir müze olan Çakırağa Konağı. Zengin bir deri tüccarı olan Çakıroğlu Şerif Ağa'nın 1761 yılında yapımına başladığı konak, üç yıl gibi kısa bir süre içerisinde tamamlanmış. Taş temel üzerinde üç katlı olarak inşa edilen konağın alt kat duvarları dışında tamamı ahşap. Çakıroğlu Mehmet Bey, biri İzmirli, diğeri İstanbullu iki hanımla evlenmiş. Hanımlar memleket hasreti çekmesin diye, odaların duvarlarına İzmir ve İstanbul’un birer görüntüsünü yaptırmış. Resimler, hem kentlerin o günkü görüntülerini vermek açısından, hem de resim sanatı yönünden son derece önemli. Çakırağa Konağı'nın her yanında göze çarpan süslemelerse, konağın yapımından sonra 19. yüzyılda eklenmiş. Çakırağa Konağı 1950'lere kadar konut olarak kullanıldıktan sonra, Kültür Bakanlığı'na devredilmiş.1977 yılında gerçekleştirilen restorasyonun ardından, 1995 yılında müze olarak ziyarete açılmış. Birgi'nin bir başka özel yapısı da, zamanında 70 odalı olarak yapılan Derviş Ağa Medresesi. Ancak medreseden günümüze yalnızca ana giriş kapısı ve yıkıntılar kalmış. Osmanlı Hamamı için restorasyon projesi hazırlanmış ama henüz uygulamaya geçilmemiş.

Birgide tarihi değeri olan ve koruma için tescillenmiş 150 ev bulunuyor. Restorasyon için kısa sürede harekete geçilmezse, bu evler zamanla harap olacak.

Hem doğal hem tarihi güzellikleri ile Birgi, dikkatleri üstüne çekmesi gereken bir belde. Bugüne kadar tarihi çevre koruma adına önemli adımlar atılmış ama yapılanlar yetersiz kalmış. Beldenin daha çok tanıtıma ve koruma için finansal desteğe ihtiyacı var. Yeterli tanıtımla bölgenin önemli bir turizm merkezi olması mümkün, fakat aynı zamanda konaklama ihtiyacının da karşılanması gerekiyor. Bunun için yerel pansiyonculuğun geliştirilmesi önemli bir adım olacak. Yolunuz Ödemiş’e düşerse Birgi’yi mutlaka ziyaret edin, orada bulunmaktan büyük keyif alacağınıza eminim. (Hatta Konak Kahve ve Andaç Evi’ne uğrayıp güzel bir Türk Kahvesi için.) Oraya gittiğinizde lütfen çevrenize şöyle iyice bir bakın ve düşünün, “bu güzellikleri korumak ve kalıcı kılmak için ne yapabilirim?” diye.



Fotoğraflar: Kerem Selman


EDİTÖR HAKKINDA BİLGİ

Aslı Alptekin Selman 1973, İzmir doğumlu. İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü’nü bitirdikten sonra, aynı fakültede yüksek lisansını tamamladı. Mimari Çevre’nin korunması ve geliştirilmesi konusunda çalışmalar yaptı. İndigo Dergisi’nde, bu konulara dikkat çekmek için çalışmalarını sürdürüyor. Detaylı bilgi için tıklayın


HABERLER

 

 

Sivil Toplum Bilinci


Aile Hekimliği 10 İlde daha Hayata Geçiyor


AIDS Üzerine Strecker Muhtırası


Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye: Ekonomi


BİRGİ Korunması Gereken Bir Kültürel Miras


Yaratıcılık Çocuklukta Öğrenilen Bir Alışkanlık


Türkiye'nin Belgesel Kanalı İZ TV


Diş Rahatsızlıkları Böbrek ve Kalp Yetmezliğine Sebep Olabiliyor


Gençler Gelecekten Korkuyor Mu?


İşte Karşınızda Windows Vista


2005’in İlginç Buluşları

 

KÖŞE YAZARLARI

Doruk Oğuz

İnternet ve Bilincin Dönüşümü 


Deniz Onur

Dikkat Canavar Var!


Funda Umut Pakkal

Değerleri Kaybetmek, Kaybedildiğini Görmek


Rüya Yüksel

An Ve Zaman


Meltem Bingöl

Sonsuzluğa Açılan Kapı


Beyaz Özbalçık

Aşkla Niyaz Ederim


Tuğba Kavas

Sevgi 

 


AnasayfaKurumsal | Reklam | Connect | Blog | Arşiv | Arama | İstatistikler | Bağlantılar | Röportajlar | Galeriler | Videolar

Gündem | Dünya | İnsan | Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim | Astroloji | İndigo | İndigonun Sesi

2005-2010 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi’nden kopyaladığınız her yazı için mutlaka yazı linki kaynak olarak gösterilmelidir.

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Künye | İçerik Politikası | Reklam | Telif ve Kopyalama Hakkı | Abonelik