Sayı 38|KASIM 2008            Anasayfa  |  Kurumsal  |  Reklam  |  Blog  |  Arşiv  |  İndigo  |  Gündem  |  Röportajlar  |  Dünya  |  İnsan  |  Sağlık  |  Kültür Sanat  |  Çocuk  Eğitim  |  Çevre  |  Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Aşkı Var

Şair: Yasin Sarı


Sıla Mektubu

Şair: Ozan Deniz Sarıtop

 

 

 

 

 

Yazar: Arbil Çelen

Tamam O Zaman

Çiçek, bayramları hiç fark etmezdi zaman zaman, ta ki sokağa çıkmak zorunda kalana kadar. Evinde televizyonun tozunu almayı unuttuğu, yeryüzünde olma kavramına yabancılaştığı haftalardan biriydi, böylesi günlerde o garip kutunun yer işgal etmekten öte bir manası olmasa da, yine de dünyayla eksilttiği bağı yenilemek  zamanı geldiğinde  gerekliydi , televizyonu dünya zamanına ve mekana uyumlanma makinesi olarak kullanıyordu... Kim bilir, maddesel her şeyi sadece anlamlandırdıklarımızı pekiştirdiğinde var etmek ne güzel olurdu, dünyalı tecrübelerimizde henüz uzağız bu kolaycı mekan boşaltıcı lüksten, sığmakta zorlanıyoruz eskilerin samanlıklarına, iki gönül bir olunca seyran olmaz mı 120 metrekarelik apartman dairelerimiz, gönüllerimiz mi genişledi nedir bize yetmiyor... Belki de organik olmanın, yaratılmış tatlarını üç beş kelimeyle indirgeyip ekşi, tatlı, acı diyerek bir parmak baldan aldığımız tadı ortaklık yaptığımız paylaşımlardan sayıyor, yalnızlığımıza meydan okuyoruzdur.

Daha bir kaç gün öncesiydi, Çiçek’in yeşil buzlu bardakta ikram ettiği elma suyunu nefesini bardağın içine vererek içmişti sevgili, bütün gün yuvaya özlem duyarak binbir çatı altına sığındıktan sonra  sadece üsten iki parmakçık eksilterek doydular birbirleri dışında her şeye, hala bir soluk eksikti ciğerlerinde, son yudumu üç gün sakladı bardakla küçük mutfakta, anneannesinin rakı içtiği bardağın yanında, ihtiyacı olduğunda o yudumla buluşmak için sevgilinin iziyle, genzinden bir damlanın süzülüp bedenine karışmasına ve eksik soluğunu ciğerlerine hapsedip kendine mahkum bırakmasına ne denir ki?

Ah aşk,  törenlerini kendinden yaratırsın, geceleri rüyaları kırpıp kırpıp sabahları hatıradan hayat biçen haylaz terzi seni...  Sevgilinden izin olmadan tören düzenlemek de ne demekse, farzedelim ki bu bir çeşit sürpriz kutlama, hem sevgiliye ‘sevgili’ zaten sen değil misin, insan kendinden olandan izin alır mı? Sonra uzanıp koltuğun sadece bedenini kabul ettiği kadarcık yerine, başka bir şekilde tamamlanmanın imkansızlığını itiraf etmeliydi  ... O  tatlı heyecanla telefonu çalmasa da  ‘ saate bakıyorum’  bahanesiyle onlarca defa aleti eline aldığında , bu arada hatırlatmak isterim,  maddesel olanları anlamlandırdıklarımızı pekiştirdiğinde var edecektik ya , ellerimiz telefona dönüşürse bir gün artık cep telefonlarımızı yaratılacaklar listesinden çıkarabiliriz  gibi geldi ...Bu bir başka hayalsel proje olsun, aklımızın köşesinde zararsızca dursun...

Çiçek,  bu sabah o değerli yudumu içmek için  fazla zamanı kalmadığını fark etti, havalar birdenbire ısınmıştı, o damlanın buharlaşmasını göze alamazdı... Cezayir taraflarında daha da önceden başlamıştı güneş burunları gafil avlayıp, omuzları kavurmaya... Ten nemlenip, kendini serin bir avuç içine emanet etmek istediğinde birbirlerine gülümsedikleri gün gibi aşikar öylece yüzlerini çevirmişlerdi  gökyüzündeki ışık topuna, ellerini buzlu bardaklarda serinletip serinletip...Çatılarına bakıp başka evlerin, kendilerinin de çatıda olduğunu ,  her yerin bir tepesi olduğunu ve herkesin bir nedeni olduğunu hissetti Çiçek, gözleri kısık soluğu kısık, zamanı sık nefes almazsa durdurabileceği oyununda bir sıfır yenikken... Bayramları içinde olan, ismi olan bayramlara ihtiyacı olmayan bir  kadındı, sırtını güvende hissettiği adama yaslamış, adamın alnında , onun dudaklarının üstünde biriken  sıcağa aldırmadan eriyorlardı bir olamaya , adam işaret parmağıyla siliverdi tüm izleri, Çiçek’in dudaklarının üzerindekini, hatta belki alnındaki izleri, sonra yeniden yazılası bir boşluk açtılar kendi sayfalarında , hemen oracıkta, Cezayir’de , sokakta, içi musluk suyundan buzlarla dolu bardakların boşluğuna bakmadan ellerini serinletip serinletip,birinin sağ eli diğerinin sol eli boşlukta... 

Bir şehirde olmak eğer yanındaysa yüreğin bir şiirde olmak değil midir? İstediğin ismi verebilirsin  şiirine  o zaman... İstanbul’da bir terasta Cezayir’de olduğunu var sayabilirsin, ekru bir koltukta uzanınca yan yana farz et ki Bodrum’da  mandalina ağaçlarının altındasın...Hatta Karaköy’de oturup martılara dalıp gittiğinde elinde onun eli bir anda İtalya’da olabilirsin, izin vermelisin Çiçek kendine , bırak oyunları aklın oynasın , bırak kalbin gerçeğini yaratsın...Haktan gelen bir inançla, kalpten gelen inatla yarattığın hayatta yaşlan da meyvelen Çiçek, şehirlerin şiir olduğu ülkeleri sevdiceğinle gezerek...             

İşte burada Çiçek uyandı rüyasından, gözlerini açmaya üşenerek, penceredeki kırmızı perdelerden içeri süzülen pembe sabahta , kalbi yerindeydi, el yordamıyla rüyasını yazmak için başucundaki kağıtlara uzandı, sonra vazgeçti , telefonu çaldı, bu şarkıyı her duyduğunda daha çok seviyordu, her gün sebeplerini daha çok seviyordu...

Yazmadı rüyasını alışkanlığından feragat edip , içinden ‘Tamam, o zaman’  dedi, kendini, kalbi aklı bütün yaradılışa emanet etti...


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Arbil Çelen: “1971 Adana doğumluyum, Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde Şehircilik eğitimi almak için İstanbul'a geldim ve bu şehirde daha birçok şey olunabileceğini keşfettim. Önce 2 sene Levent Kırca & Oya Başar Tiyatrosu, ardından farklı radyolarda programcılık, sahne tasarımı, müzisyenlik, reiki ile öğretmenlik ve şifacılık... Kısaca beni bulma hallerinde İstanbullu formumda hayatın akışındayım...”

E-Posta  


HABERLER

 

 

Yükselen Yeni Tür; Homo Violents


Her Şeyin Teorisi


İklim Dostu Bir Yaşam


Şifacı Doktor İnci Erkin


Kanser Tedavisinde Akıllı Moleküller


Balinaların Nesli Tehlikede!


İki Kültür Arasında Çocuk Yetiştirmek


Yaratıcı İmgeleme Araştırmaları


Selçuk Erdem: İyi Çocuklar Değiliz Biz!


Okumanın Dinamiği


Nükleer Yayılma


Tiyatro Sporu ve Mahşer-i Cümbüş


Psikiyatrik Suistimalin Bilinmeyen Tarihi


Çocukluk Çağı Sinüzitleri


Barış Kadıköy'deydi 


Merakla Beklenen Seçim Kampanyaları


Tarım ve Hayvancılıkta AB'ye Uyum?


Haydi Türkiye Günde Bir Yumurta


Ayrıştırma


AKM Yıkılsın Mı?

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Uzay Gökerman 

Aydın Olgusu


İdil Soyseçkin

Mayıs Karnesi


Nilay Altın

Sihirli Dokunuşlar 


Burcu Akar

Anne Karnında Başlayan Öğrenilmiş Korkular -I-


Can Duman

Olmak Ya Da Olmamak


Didem Çivici

Her Şey Güzel


Arbil Çelen

Tamam O Zaman


Engin Sezen

Anne Babaların Yapageldikleri Hatalar


Melda Güngül

Ne Yapmalıyım?


Özge Esirgen

Dünya’da Büyümek 


Rüya Yüksel

Sevgiliye Mektup


Özge Gündem

AKM Yıkılırsa Sevgilimi Nerede Bekleyeceğim?


Volkan Burnaz

Burası Ne Kadar Bizsiz


Buse Doğan

Nasıl yani, anlamak için yaşamak, özlemek için yitirmek mi gerekir?


Didem Çivici

Salıncak


Eray Çetinkaya

Zaman Yaşamı Yiyor


Fırat Erdoğan

Kapatılan Köy Enstitüleri ve Açık Olan Okullarımız 

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  14 KASIM 2008 TSİ 07:11