Sayı 37|EKİM 2008         Reklam | Anasayfa | Blog | Kurumsal | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

Share Facebook


Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

DUYURU!

Gazeteciliğe

hevesli misiniz?

İndigo Dergisi, muhabir ve editörler aramaktadır. Detaylı Bilgi

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Sonbahar

Yazar: Yasin Sarı


Zamanla Dans

Yazar: Fehmi Özçelik


Ahh Sevgili Aşkın Çok Güzel

Yazar: Hale Karaarslan

 

 

 

 

 

Yazar: Arbil Çelen

Deliceleri Kesmeli Mi?

Benim bir gözüm kehribar, diğeri ne istersem o, safir olsun desem mümkün, yakut desem o da olur... Dünyayı baktığım yerden görmekten vazgeçeli bilmem kaç dünya yılı oluyor? Yine bahar vakti, yine aklı selimleri bile kaosuna ılık ılık davet eden doğanın  binbir cezbedici günahıyla seslenen mevsimi, döngülerin en delisi...

Erikler çiçeklenir benim aklım karışır hemen, aklım karışınca tek geçerim İstanbul trafiğini, Bankong’takini, New York’takini ...Hem durur yerinde düşüncelerim hem sıkışırlar yaya geçitlerinin üstünde beyaz şeritleri örterek bekleyen ikinci el otomobiller misali, bazen bisiklet pedallı, bazen motosiklet seleli bir kaçış planı bulsam da yığıntı hep ordadır ta ki aydınlık üstünü zaman kavramını kendince yorumlatan gece örtmeye görsün... Gecelerin saatleri altmış dakikaya, dakikaları altmış saniyeye denk değildir acıyanlar ve acıtanlar  bilir, karanlıkta uzayan gölgelere özenir uzar yayılır da yayılır her saniye...Biraz daha umut vaat eder bahar gecelerini güne ekleterek, Ay Dede'den Güneş'e vardiya aşırarak...

Ama sadece gece acıktırmaz ruhu ve diriltmez diriltemez tek başına engin doruklardaki meyvenin incinmeye hazır kabuğunu. Sıra ruha gelince bende aşk sunarım, beden sunağımdan gani gani.Bacaklarımın gerildiğini ve tutulup kaldığını, bir de dal gibi kırılabilecekken yay gibi salındığını, karnımın bir çukurlaşıp, bir kumdaki karınca yuvası kıvamında yükseldiğini, göğüs kafesimde kuş yuvalarına nispet kalbimin doyumsuz ve sabırsız diğer kalbe kavuşmak için çırpındığını, ‘tik tak tik tak’, acıktığını ve bedenime söz geçirmek için soğuduğunu... Oysa beden hain, bu bir oyun ve terleyen ten mahcubiyetini ancak hayvansı hırıltıları kesildiğinde ‘tik tak tik tak’larla baş başa kalırsa yaşayabilir.

Dört mevsimin en sancılısı işte bu yüzden belki bahardır.Kışın peşi sıra tohumların çiçeğe, çiçeklerin dökülüp meyveye dönüştüğü toprağın canının yarılırken böğründen acıyarak bine en çok bölündüğü, böyleyken hal kırmızılığını nisan yağmuruyla pembe pembe yunduğu yıkadığı vakitler... Bölünürken ağlamaz mı insan da, yanakları pembeleşmez mi, nefesi derinleşmez mi?Ayrılıklar bizi de yeniden meyve verebilmek için kendimizi tekrar yaratmaya, baştan başlamalara, bugüne kadar getirdiklerimizden paylaşmak için öz meyveleri yapmaya yöneltmez mi? Korkularımıza kulak vermezsek tabii, ama korku karanlıktadır, bilinmez de değil illa, her bilinmez karanlık değil ki nasılsa, hem baharda kısalıyor ya geceler...

Benim özlediğim, doğamdaki akışa doğadaki akışın denk olduğu yerler, kırlar, zeytin ağaçları, zeytinlerin delicelerin budarken terlemek ve nane kokmak... Hani tek odalı köy evlerine bebeklerin doğduğu, geçen yılın bebeğinin artık çocuk, çocuğunun delikanlı olduğu, delikanlısının yitmeden deliliği çiçekleri dökülen çağla ağacından topladığı meyveleri sunduğu sebil kalplisi, mahallenin en güzeli, o kızın adının baş harfini kalpten bir çit içinde ağacın kalbine hapsettiği bir yanılsama hali olsa burada da  bahar... Ağaç kendini yenilermiş, o çit yetmezmiş hapsetmeye o ismi, kabuğunu üç kış geçirip atıverince üzerinden ne kalp kalır ne ad! Sadece gerçekse aşk kalır...

Ben şehir hikayelerinden silkinmişim biraz, ama siz  yalan aşklar diyarına hoş geldiniz, yavan aşkları ziyaretinizden memnun kalmıştınız, o zaman ne mutlu size, buradan da hoşlanacaksınız...


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Arbil Çelen: “1971 Adana doğumluyum, Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde Şehircilik eğitimi almak için İstanbul'a geldim ve bu şehirde daha birçok şey olunabileceğini keşfettim. Önce 2 sene Levent Kırca & Oya Başar Tiyatrosu, ardından farklı radyolarda programcılık, sahne tasarımı, müzisyenlik, reiki ile öğretmenlik ve şifacılık... Kısaca beni bulma hallerinde İstanbullu formumda hayatın akışındayım...”

E-Posta  


HABERLER

 

 

Manyetik Takla Olası Mı ?


Cumhuriyet, Başkanını Seçiyor


Düşmeyen Gündem Küresel


Isınma

Genetiğimizle mi Oynanıyor?


İnsanı Değiştirecek Genetik Keşif


Süt Gerçekten Besleyici mi?


Sen Bir Meleksin


Tarlabaşı'nda Yaşamak


"7 Ağaç" Anlamlı Hediye


Cinsellik ve Toplumsal Ahlâk


26. Uluslararası İstanbul Film Festivali


Dolmabahçe'nin Fotoğrafları


Hayal Gücünüzün Sınırlarını Zorlayın


Hallac-ı Mansûr'u Anlamak


Neva Makamında Bir Nuck Muay


İndigo Anna

 

denemeler

neyseo

 

KÖŞE YAZARLARI

Arbil Çelen

Deliceleri Kesmeli Mi?


Burcu Özgeçen

Yaratıcı Gücümüzü Kabul Etmek


Volkan Burnaz

Bir Aşkı Kovalamak Gibisi


Burçin İvren

Okuyanlarıma Sesleniş


Beyaz Özbalçık

Pozitivizmin Kadın Üzerindeki Etkileri


Didem Çivici

Savrul Gitsin


Burcu Akar

Düşünce Yansıması Hayatlar


İdil Soyseçkin

Bir Yazı


Burcu Özgeçen

Her ‘An’ Sonsuz Seçimler Barındırır


Funda Umut Pakkal

Esas Kurtuluş(?)


Didem Çivici

Mavi


Burcu Özgeçen

Varlığımın Şimdiki Zaman Hali

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  7 Ekim 2008 TSİ 19:20