|
Yazar: Arbil Çelen
Biz, Mutluluk
Seyyahları...
Her defasında aynı şey, okuduğum bir
kitaba daha bağlandım, sanki sayfaların sonu ayrılık demekti, ilişkimiz
ciddiydi ama sayfalar tükenince bitecekti ve ben yalınlığıma gözdağı verecek
nitelikli bir arkadaş arama riskini göze almak zorunda kalacaktım, ah
afedersiniz yalın-lık mı, yoksa yalnızlık mı dedim!!! Peki bir kitap hiç
biter mi? (Bu bir başka yazı konusu olmalı).
Ne kadar inançlı, ne kadar inatçı, ne
kadar dürüst ya da yanılsamalarımızla barışık olduğunuza bağlı belli ki
arayışlarımız. Ben sorularıma içimdeki cevaplar yetmediğinde yoluma
bırakılan ışığı takip ederim. Bu bir yolcudur genelde, geçerken uğrar,
farklı formlarda olabilir fiziksel olarak; insan, yağmur, kedi, kumsalda bir
ayak izi, telefon mesajı, filmde geçen tek bir cümle ya da bir kitap, ya da
kayan bir yıldız ki zaman başlıbaşına yanılsamadır kendini ifade edebilmek
isterken ve o yıldız çoktan gitmiştir zaten, hiç var olmuş mudur peki? (Bu
da başka bir yazı konusu olsun).
Evimdeydim,
içimde nedenini sorgulamadığım o tatlı heyecanlardan, gözlerimde en yeşil su
halim, kendime o günün özel olmasının elimde olduğunu söyledim. Dostum ve
öğretmenim Hindistan’dan o gün dönmüştü, o zaman görüşmeliydik, anlatacağı
yeni öğreti bir kenara bilgece beni dinlemesine ihtiyacım vardı,
buluştuğumuzda her zamanki gibi bana ciciler almıştı, YENİ BİLGİLER ve orada
kendine eşlik etmesi için beraberinde götürdüğü kitabı; Yaradılışın Dört
Prensibi’yle tanıştırması da cabası…
Kanal aracılığıyla yazılan bir kitaptı ve
bana OKU dendi...
Us-lu bir öğrenci zaten seyrülseferde
olan herkesi ve her şeyi izler ve dinler, ben de öyle yaptım...
İlişkimiz önce tereddütlü bir flörttü,
elime aldım, sayfaları gelişigüzel karıştırdım, bana ilk cümlesi yeni yol
arkadaşım olduğunun ispatıydı, hemen sözlendik... Diyordu ki, halen de
diyor, EĞER DANS ETMEYİ SEVİYORSANIZ, DANSIN ÖZÜNE TİTREŞİMSEL OLARAK
UYUMLANACAKSINIZ. EĞER BUNA KENDİNİZİ TAKDİRİ KATARSANIZ, KENDİNİZİ
RUHUNUZUN BİLGİSİNE AÇARSINIZ, ÇÜNKÜ O ZAMAN ALMAYA AÇIK OLACAKSINIZ...
Çağdaşlarımızla eşzamanlı pek çok şey
yaşıyoruz, buna globalleşme dedik olayı radio, televizyon ve internet ağının
bir sonucu olarak kabullendik diyelim, aslında amaç sonuçsa bunları bilinç
düzeyinde zaten planladığımızı neden kabullenemiyoruz, ispat edilmesini
istiyoruz.
İşte
burada kitap, cevaplarımı hatırlatmaya başladı; Mutlak bilişle ve mutlak
sevgiyle, size, Tanrı’nın sevgisini kazanmak için herhangi bir şey olmanız,
söylemeniz, yapmanız gerekmediğini söyleyebiliriz; çünkü sevgi sonradan
kazanılabilecek bir şey değildir. O sadece vardır! O Tanrı’nın doğal halidir
ve böyle olduğu için, sizin doğal halinizdir. Sevgi karmaşık bir şey
değildir, o bulunacak bir sır değildir, ve o arayıp bulmanız gereken Kutsal
Kase değildir; o sizin içinizdedir, bir parçanızdır ve sizi yaratmış
olandır!
‘Seni seviyorum ve ben
sevilenim’
Yüksek biliçli varlıklardan oluşan Omni
grubu, bu kitapta, insanlığın gelişimine büyük katkıda bulunabilecek
bilgelik dolu bir öğretiyi bize aktarıyor. Öncelikle Yaradılışın Dört
Prensibi’ni ve Evrensel Yasaları açıklıyor ve onları günlük yaşamımızda
istediğimiz realiteyi yaratmak için kullanmanın yollarını gösteriyor. Ruhsal
Büyüme adlı kitabın yazarı Sanaya Roman’a göre Seth ve Orin gibi rehberler
geleneğinde, John Payne’in kanallık yaptığı bilge bir rehber olan OMNİ,
sevgi ve bilgelik dolu sözleriyle bizi potansiyelimizi gerçekleştirip,
mutluluk, sevgi ve bolluk dolu bir yaşam yaratmaya teşvik ediyor.
Bazen
kendi realitemizi yaratabilme halimize inanamayız ya, o halden kendimize
sadece fiziksel bedenimize dahil olanları kabullenir, aslında fiziksel halin
bir yanılsama olduğu bilincini kaybeder tamamen Dünyalı oluruz, daha doğrusu
sadece Dünyalı oluruz, işte o an silkeleyebilsek kendimizi, evrenin sadece
bir titreşim yeri olduğunu, odağımızı değiştirdiğimizde titreşimimizi de
değiştirdiğimizi deneyimleyebiliriz. Boşuna kalbini ikileme dememiş
atalarımız, kendi inançlarımıza bile hakim olamazken, sosyal hayatta
etkileşim içinde olduğumuzda ikilemleri nasıl indirgeyeceğiz?
Amacı, arayan herkese bilgi aktarmak olan
Omni grubu, gezegenimizin birlik bilincine doğru tekamüli bir değişimin
ortasında olduğumuzu, hepimize geleneksel olarak öğretilenin aksine acı ve
mücadelenin gerekli olmadığını bize kanal vasıtasıyla iletiyor. Kendilerine
OMNİ ismini almışlar çünkü omni tüm, bütün, herşey, heryer anlamına
geliyor. Vermeye çalıştıkları mesajsa çok açık; istediğimiz realiteyi
yaratmanın yolları anlaşılır prensiplere dayanır ve bunu yaratma gücü
tamamen kendi elimizdedir, çünkü dış realitemiz, ruhumuzun aynasıdır.
Başkalarını yargılarken, aslında yargıladığımız kendimizdir. Nefret
ettiğimiz kişi yine bizde gizlediğimizi düşündüğümüz bir başka bizdir.
Kitabı okurken benliğimdeki bölünmelerle
karşılaştım, hiç kolay değildi. Derinlerimdeki yetersizlik korkumla,
kendimde ve sevdiklerimde affedemediğim hallerimle milyonuncu kez yüzleşmek
zorunda kaldım. Kendi küçük evrenimde kalbime verdiğim rahatsızlıktan dolayı
alnıma bir afiş asmalıyım,
‘KALBİM,
SANA VERDİĞİM GEÇİCİ RAHATSIZLIKTAN DOLAYI ÖZÜR DİLERİM!!!’
Beni, neye odaklanıyorsam evrenin bana
onu verdiğine ikna etti her sayfasıyla bu kitap. Hatta tekamül, dünyalılık,
ruhsal rehberlik, eşruhlar, dinler, kendi merkezimde kalmak, gerçek içsel
rehberlik gibi konularda beni kendimi anlar hale getirdi. Özellikle
eşruhumla ilgili romantik ve kısıtlayıcı bilgilerden kurtulduğum için
eskiden hissetmediğim kadar farkındayım özgürlüğümün ve senin
özgürlüğünün... Bizler birbirine tanıdık, arkadaş ruhlar bu dünyayı fiziksel
bedende Yaradılış’ın Dört Prensibine-Sevgi, Sağlık, Rahatlık-Bolluk ve
Yaratıcılık-a göre deneyimlemek istiyoruz. Bütün cesur adımlar
başlangıçların kahramanıdır, bu defa kahramanım ‘affetmek’ oldu. Yüksek
benliğin bilincinde zaten bir-lik bilinci varken dünyalı fiziksellik dersine
uyumlanmanın da kestirme yolu AFFETMEK!
Neden olmasın, rehberlerin bize
yoldaşlıklarında onların işlerini bir nebze olsun hafifletmek için haydi gel
affederek başlatalım süreci...
Affedince; öfkenin nefretin, acının,
suçlamanın, kurban olma duygusunun, kendini haklı çıkarma çabasının
üzerinizde yarattığı ağırlık kaybolacak, haydi dene... Öncelikle
parmak uçlarından hafifleyeceksin, gram hesabı değil bu, yürek hesabı, kalp
chakranın seninle barıştığını hissedeceksin... Timüs bezi bu chakranın
kontrolü altında ve bu bezin salgıladığı hormon mutluluk hormonu... Biz,
mutluluk seyyahları, gökte ararken yerde hatta avucumuzun içinde bulduk
işte...
Doğru af ve bağışlama yüzeysel ve
tesadüfi bir eylem olamaz, bilmeliyiz ki zihin ve ruh, ancak derinliklerinde
bir arınmayla yeni bilgilere açılabilir. Gerçek af ve bağışlama zaman ve
dayanma gücü ister ve bu kesinlikle şuur altı düzeylerini temizler.
Arınmadan özünle nasıl buluşmayı hayal ediyorsun?
Evet, nefret ve öfke, eleştiri, serzeniş,
hışım ve hesaplaşma isteği ve başkalarının eziyetini görme isteği , hepsi
canımızdan can çalıyor biz izin verdikçe... Kimsenin bize zarar verme hakkı
yok derken kendinize nasıl göz yumuyoruz? Bize bilerek bilmeyerek
yapıldığını düşündüğümüz bütün adaletsizlikler aslında üst-benliklerimizle
aramızda sınırlarımız, hem uzun-kısa bir vadede tüm yaşananların bize
anlamlı gelen sebeplerini görebiliriz kalbimizi açınca... Bir kişiden
veya bir pozisyondan nefret ettiğinde çelikten daha güçlü bir halka ile o
kişiye veya o pozisyona bağlandığını fark etmedin mi?Af ve bağışlama, bu
zincirden kurtulmak için tek yolsa?
Af ve bağışlamak için sana küçük bir oyun
önerebilirim, günün her hangi bir anı, sakin bir köşede, gözlerin kapalı
oturup şu cümlelerin tekrarla, sadece bir dakikanı alacak, haydi:
-
Benim eziyetime sebep olan her şeyi af
edip bağışlıyorum
-
Beni üzüntüye sokan her şeyi af edip
bağışlıyorum
-
Benim öfke ve nefretime sebep olan her
şeyi af edip bağışlıyorum
-
İçeride ve dışarıda olan her şeyi af
edip bağışlıyorum
-
Geçmişi , geleceği ve şu anı af ediyor
ve bağışlıyorum
"Başkalarını af edip bağışlamayan
kişiyse, kendisinin de bir gün geçmesi gereken köprüyü yıkıyor"
Beklediğiniz bir bağış geciktiğinde , af
zamanının geldiğini anlamalısınız. Gerçek af ve bağışlamanın size
verilmesi , bağışlarda olan gecikme ve engelleri ortadan kaldıracaktır.
Mutlak olan tek güç sevgidir! Aşk ve
sevgiden dolu en güçlü düşüncelerinizi onlara bağışlayınız, can mutlakiyeti
ancak sevgiyle bedenlenirse deneyimleyebilir...
Her gece dünyanın bir köşesinde bir
düşmanınız olduğu endişesini taşıyorsanız yastığa başınızı koymayınız, henüz
o günkü görevinizi tamamlamamışsınız! Af ve bağışlamada kapsamlı tekidi
ibarelerden biri şöyledir:
“Her şeyi, herkesi ve affa ihtiyacı olan
geçmiş ve bu günkü tecrübelerimi bağışlıyorum. Yaradan sevgidir ,
bende bağışlanmışımdır. Yaratanın lütfü yalnız vücuduma hakimdir.
Şimdi sevgi kanunu , yaşamımı düzenliyor ve dengeliyor. Sevgi kanunu
algıladığımdan sükunet içindeyim. ’’
Bazen vurgulayıcı ibareler, tek başına
yeterli değildir. Harekete geçmek gerekir. Başkalarını affetmek
veya başkalarının sizi affetmelerinde en ihtişamlı yol onlardan
vazgeçmektir. Başkalarının sizi affetmesi için en iyi vurgulayıcı
ibare şudur:"Şimdi her şey ve herkes benim geçmişimi , bu günümü , beni
olumlu bağışlamışlardır."
Mevlana Celaleddin Rumi’nin dediği gibi;
‘Akıl gizlidir, ortada bir âlem görünüp
durur. Bizim şeklimiz; o denizin dalgasından yahut ıslaklığından
ibarettir. Sûret, o denize ulaşmak için neyi vesile ittihaz ederse
etsin, deniz; sûreti o vesile yüzenden daha uzağa atar. Gönül,
kendisine sır vereni; ok kendisini uzağa atanı görmedikçe. ’
Herkese kendi yolu açık olsun, bir
yerlerde birbirimize merhaba demek üzere...
YAZAR HAKKINDA BİLGİ
Arbil Çelen:
“1971 Adana
doğumluyum, Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde
Şehircilik eğitimi almak için İstanbul'a geldim ve bu şehirde daha
birçok şey olunabileceğini keşfettim. Önce 2 sene Levent Kırca &
Oya Başar Tiyatrosu, ardından farklı radyolarda programcılık,
sahne tasarımı, müzisyenlik, reiki ile öğretmenlik ve
şifacılık... Kısaca beni bulma hallerinde İstanbullu formumda
hayatın akışındayım...”
E-Posta

|