Sayı 34|TEMMUZ 2008    Anasayfa | Blog | Kurumsal | Forum | Gündem | Röportajlar | Dünya | İnsan |  Sağlık | Kültür Sanat | Çocuk | Eğitim | Çevre | Bilim

 

Tamamen gönüllülük ilkesiyle yürütülen İndigo Dergisi’ne katkı sağlamak isterseniz reklamlarımıza tıklayabilirsiniz.

Okuyucularımıza teşekkür ederiz.

 

ANNOUNCEMENT!

International Edition of Indigo Magazine is looking for columnists and editors.

click for more information

 

Indigo Community

Facebook'ta faaliyet gosteren uluslararası bir indigo network grubudur.

Katılmak icin tıklayın

 

İndigo Dergisi’ni

Açılış sayfanız yapın

 

 


 

 

Yazar: Yasin Sarı

Bir Semazen

 

Yazar: Efe Elmas

Düşen Melek

 

Yazar: Fehmi Özçelik

Zıtlık

 

Yazar: Mehmet Yapıcı

Kayıp Rüyalar

 

 

 

 

 

Yazar: Arbil Çelen

Biz, Mutluluk Seyyahları...  

Her defasında aynı şey, okuduğum bir kitaba daha bağlandım, sanki sayfaların sonu ayrılık demekti, ilişkimiz ciddiydi ama sayfalar tükenince bitecekti ve ben yalınlığıma gözdağı verecek nitelikli bir arkadaş arama riskini göze almak zorunda kalacaktım, ah afedersiniz yalın-lık mı, yoksa yalnızlık mı dedim!!! Peki bir kitap hiç biter mi? (Bu bir başka yazı konusu olmalı).

Ne kadar inançlı, ne kadar inatçı, ne kadar dürüst ya da yanılsamalarımızla barışık olduğunuza bağlı belli ki arayışlarımız. Ben sorularıma içimdeki cevaplar yetmediğinde yoluma bırakılan ışığı takip ederim. Bu bir yolcudur genelde, geçerken uğrar, farklı formlarda olabilir fiziksel olarak; insan, yağmur, kedi, kumsalda bir ayak izi, telefon mesajı, filmde geçen tek bir cümle ya da bir kitap, ya da kayan bir yıldız ki zaman başlıbaşına yanılsamadır kendini ifade edebilmek isterken ve o yıldız çoktan gitmiştir zaten, hiç var olmuş mudur peki? (Bu da başka bir yazı konusu olsun).

Evimdeydim, içimde nedenini sorgulamadığım o tatlı heyecanlardan, gözlerimde en yeşil su halim, kendime o günün özel olmasının elimde olduğunu söyledim. Dostum ve  öğretmenim Hindistan’dan o gün dönmüştü, o zaman görüşmeliydik, anlatacağı yeni öğreti bir kenara bilgece beni dinlemesine ihtiyacım vardı, buluştuğumuzda her zamanki gibi bana ciciler almıştı, YENİ BİLGİLER ve orada kendine eşlik etmesi için beraberinde götürdüğü kitabı; Yaradılışın Dört Prensibi’yle tanıştırması da cabası…

Kanal aracılığıyla yazılan bir kitaptı ve bana OKU dendi...

Us-lu bir öğrenci zaten seyrülseferde olan herkesi ve her şeyi izler ve dinler, ben de öyle yaptım...

İlişkimiz önce tereddütlü bir flörttü, elime aldım, sayfaları gelişigüzel karıştırdım, bana ilk cümlesi yeni yol arkadaşım olduğunun ispatıydı, hemen sözlendik... Diyordu ki, halen de diyor, EĞER DANS ETMEYİ SEVİYORSANIZ, DANSIN ÖZÜNE TİTREŞİMSEL OLARAK UYUMLANACAKSINIZ. EĞER BUNA KENDİNİZİ TAKDİRİ KATARSANIZ, KENDİNİZİ RUHUNUZUN BİLGİSİNE AÇARSINIZ, ÇÜNKÜ O ZAMAN ALMAYA AÇIK OLACAKSINIZ...

Çağdaşlarımızla eşzamanlı pek çok şey yaşıyoruz, buna globalleşme dedik olayı radio, televizyon ve internet ağının bir sonucu olarak kabullendik diyelim, aslında amaç sonuçsa bunları bilinç düzeyinde zaten planladığımızı neden kabullenemiyoruz, ispat edilmesini istiyoruz.

İşte burada kitap, cevaplarımı hatırlatmaya başladı; Mutlak bilişle ve mutlak sevgiyle, size, Tanrı’nın sevgisini kazanmak için herhangi bir şey olmanız, söylemeniz, yapmanız gerekmediğini söyleyebiliriz; çünkü sevgi sonradan kazanılabilecek bir şey değildir. O sadece vardır! O Tanrı’nın doğal halidir ve böyle olduğu için, sizin doğal halinizdir. Sevgi karmaşık bir şey değildir, o bulunacak bir sır değildir, ve o arayıp bulmanız gereken Kutsal Kase değildir; o sizin içinizdedir, bir parçanızdır ve sizi yaratmış olandır!

‘Seni seviyorum ve ben sevilenim’ 

Yüksek biliçli varlıklardan oluşan Omni grubu, bu kitapta, insanlığın gelişimine büyük katkıda bulunabilecek bilgelik dolu bir öğretiyi bize aktarıyor. Öncelikle Yaradılışın Dört Prensibi’ni ve Evrensel Yasaları açıklıyor ve onları günlük yaşamımızda istediğimiz realiteyi yaratmak için kullanmanın yollarını gösteriyor. Ruhsal Büyüme adlı kitabın yazarı Sanaya Roman’a göre Seth ve Orin gibi rehberler geleneğinde, John Payne’in kanallık yaptığı bilge bir rehber olan OMNİ, sevgi ve bilgelik dolu sözleriyle bizi potansiyelimizi gerçekleştirip, mutluluk, sevgi ve bolluk dolu bir yaşam yaratmaya teşvik ediyor.

Bazen kendi realitemizi yaratabilme halimize inanamayız ya, o halden kendimize sadece fiziksel bedenimize dahil olanları kabullenir, aslında fiziksel halin bir yanılsama olduğu bilincini kaybeder tamamen Dünyalı oluruz, daha doğrusu sadece Dünyalı oluruz, işte o an silkeleyebilsek kendimizi, evrenin sadece bir titreşim yeri olduğunu, odağımızı değiştirdiğimizde titreşimimizi de değiştirdiğimizi deneyimleyebiliriz. Boşuna kalbini ikileme dememiş atalarımız, kendi inançlarımıza bile hakim olamazken, sosyal hayatta etkileşim içinde olduğumuzda ikilemleri nasıl indirgeyeceğiz?

Amacı, arayan herkese bilgi aktarmak olan Omni grubu, gezegenimizin birlik bilincine doğru tekamüli bir değişimin ortasında olduğumuzu, hepimize geleneksel olarak öğretilenin aksine acı ve mücadelenin gerekli olmadığını bize kanal vasıtasıyla iletiyor. Kendilerine OMNİ  ismini almışlar çünkü omni tüm, bütün, herşey, heryer anlamına geliyor. Vermeye çalıştıkları mesajsa çok açık; istediğimiz realiteyi yaratmanın yolları anlaşılır prensiplere dayanır ve bunu yaratma gücü tamamen kendi elimizdedir, çünkü dış realitemiz, ruhumuzun aynasıdır. Başkalarını yargılarken, aslında yargıladığımız kendimizdir. Nefret ettiğimiz kişi yine bizde gizlediğimizi düşündüğümüz bir başka bizdir. 

Kitabı okurken benliğimdeki bölünmelerle karşılaştım, hiç kolay değildi. Derinlerimdeki yetersizlik korkumla, kendimde ve sevdiklerimde affedemediğim hallerimle milyonuncu kez yüzleşmek zorunda kaldım. Kendi küçük evrenimde kalbime verdiğim rahatsızlıktan dolayı alnıma bir afiş asmalıyım,

‘KALBİM, SANA VERDİĞİM GEÇİCİ RAHATSIZLIKTAN DOLAYI ÖZÜR DİLERİM!!!’

Beni, neye odaklanıyorsam evrenin bana onu verdiğine ikna etti her sayfasıyla bu kitap. Hatta tekamül, dünyalılık, ruhsal rehberlik, eşruhlar, dinler, kendi merkezimde kalmak, gerçek içsel rehberlik gibi konularda beni kendimi anlar hale getirdi. Özellikle eşruhumla ilgili romantik ve kısıtlayıcı bilgilerden kurtulduğum için eskiden hissetmediğim kadar farkındayım özgürlüğümün ve senin özgürlüğünün... Bizler birbirine tanıdık, arkadaş ruhlar bu dünyayı fiziksel bedende Yaradılış’ın Dört Prensibine-Sevgi, Sağlık, Rahatlık-Bolluk ve Yaratıcılık-a göre deneyimlemek istiyoruz. Bütün cesur adımlar başlangıçların kahramanıdır, bu defa kahramanım ‘affetmek’ oldu. Yüksek benliğin bilincinde zaten bir-lik bilinci varken dünyalı fiziksellik dersine uyumlanmanın da kestirme yolu AFFETMEK!

Neden olmasın, rehberlerin bize yoldaşlıklarında onların işlerini bir nebze olsun hafifletmek için haydi gel affederek başlatalım süreci...   

Affedince; öfkenin nefretin, acının, suçlamanın, kurban olma duygusunun, kendini haklı çıkarma çabasının üzerinizde yarattığı ağırlık kaybolacak, haydi dene...  Öncelikle parmak uçlarından hafifleyeceksin, gram hesabı değil bu, yürek hesabı, kalp chakranın seninle barıştığını hissedeceksin... Timüs bezi bu chakranın kontrolü altında ve bu bezin salgıladığı hormon mutluluk hormonu... Biz, mutluluk seyyahları, gökte ararken yerde hatta avucumuzun içinde bulduk işte...

Doğru af ve bağışlama yüzeysel ve tesadüfi bir eylem olamaz, bilmeliyiz ki zihin ve ruh, ancak derinliklerinde bir arınmayla yeni bilgilere açılabilir. Gerçek af ve bağışlama zaman ve dayanma gücü ister ve bu kesinlikle şuur altı düzeylerini temizler. Arınmadan özünle nasıl buluşmayı hayal ediyorsun?

Evet, nefret ve öfke, eleştiri, serzeniş, hışım ve hesaplaşma isteği ve başkalarının eziyetini görme isteği , hepsi canımızdan can çalıyor biz izin verdikçe... Kimsenin bize zarar verme hakkı yok derken kendinize nasıl göz yumuyoruz? Bize bilerek bilmeyerek yapıldığını düşündüğümüz bütün adaletsizlikler aslında üst-benliklerimizle aramızda sınırlarımız, hem uzun-kısa bir vadede tüm yaşananların bize anlamlı gelen sebeplerini görebiliriz kalbimizi açınca...  Bir kişiden veya bir pozisyondan nefret ettiğinde çelikten daha güçlü bir halka ile o kişiye veya o pozisyona bağlandığını fark etmedin mi?Af ve bağışlama, bu zincirden kurtulmak için tek yolsa? 

Af ve bağışlamak için sana küçük bir oyun önerebilirim, günün her hangi bir anı, sakin bir köşede, gözlerin kapalı oturup şu cümlelerin tekrarla, sadece bir dakikanı alacak, haydi:  

  • Benim eziyetime sebep olan her şeyi af edip bağışlıyorum

  • Beni üzüntüye sokan her şeyi af edip bağışlıyorum

  • Benim öfke ve nefretime sebep olan her şeyi af edip bağışlıyorum

  • İçeride ve dışarıda olan her şeyi af edip bağışlıyorum

  • Geçmişi , geleceği ve şu anı af ediyor ve bağışlıyorum

"Başkalarını af edip bağışlamayan kişiyse, kendisinin de bir gün geçmesi gereken köprüyü yıkıyor"

Beklediğiniz bir bağış geciktiğinde , af zamanının geldiğini anlamalısınız. Gerçek af ve bağışlamanın size verilmesi , bağışlarda olan gecikme ve engelleri ortadan kaldıracaktır.

Mutlak olan tek güç sevgidir! Aşk ve sevgiden dolu en güçlü düşüncelerinizi onlara bağışlayınız, can mutlakiyeti ancak sevgiyle bedenlenirse deneyimleyebilir...

Her gece dünyanın bir köşesinde bir düşmanınız olduğu endişesini taşıyorsanız yastığa başınızı koymayınız, henüz o günkü görevinizi tamamlamamışsınız! Af ve bağışlamada kapsamlı tekidi ibarelerden biri şöyledir:

“Her şeyi, herkesi ve affa ihtiyacı olan geçmiş ve bu günkü tecrübelerimi bağışlıyorum.  Yaradan sevgidir , bende bağışlanmışımdır.  Yaratanın lütfü yalnız vücuduma hakimdir.  Şimdi sevgi kanunu , yaşamımı düzenliyor ve dengeliyor.  Sevgi kanunu algıladığımdan sükunet içindeyim. ’’

Bazen vurgulayıcı ibareler, tek başına yeterli değildir.  Harekete geçmek gerekir.  Başkalarını affetmek veya başkalarının sizi affetmelerinde en ihtişamlı yol onlardan vazgeçmektir.  Başkalarının sizi affetmesi için en iyi vurgulayıcı ibare şudur:"Şimdi her şey ve herkes benim geçmişimi , bu günümü , beni olumlu bağışlamışlardır."              

Mevlana Celaleddin Rumi’nin dediği gibi;

‘Akıl gizlidir, ortada bir âlem görünüp durur.  Bizim şeklimiz; o denizin dalgasından yahut ıslaklığından ibarettir.  Sûret, o denize ulaşmak için neyi vesile ittihaz ederse etsin, deniz; sûreti o vesile yüzenden daha uzağa atar.  Gönül, kendisine sır vereni; ok kendisini uzağa atanı görmedikçe. ’

Herkese kendi yolu açık olsun, bir yerlerde birbirimize merhaba demek üzere...


YAZAR HAKKINDA BİLGİ

Arbil Çelen: “1971 Adana doğumluyum, Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde Şehircilik eğitimi almak için İstanbul'a geldim ve bu şehirde daha birçok şey olunabileceğini keşfettim. Önce 2 sene Levent Kırca & Oya Başar Tiyatrosu, ardından farklı radyolarda programcılık, sahne tasarımı, müzisyenlik, reiki ile öğretmenlik ve şifacılık... Kısaca beni bulma hallerinde İstanbullu formumda hayatın akışındayım...”

E-Posta


HABERLER

 

 

Foton Kuşağı Etkisi


Ne Zaman Bitecek Bu Öykü


Çekin Ellerinizi Bu Topraklardan 


Şu Barış Dedikleri


Özel Askerlerin Savaşları


Üçüncü Dünya’dan Gelen “Kafa Vuruşu”


Mardin, Tarih Kokan Memleket


Zamane İstanbulu


Geçmiş Yaşamlara Yolculuk


Troid Rahatsızlıklarına Dikkat!


Hayatımıza "Katkıda Bulunan" Besinler


Sessizlik


Retreat


Bir Daha Asla


Evrim-Yaradılış Yanılsaması


Tatilden Anladığımız Ne?

 

KOSE YAZARLARI

Uzay Gökerman

Hayatımı Nasıl Yaşanılır Hale Getireceğim?


Rüya Yüksel

Anın Farkındalığındaki Mucizelerinize Tanık Olmak


Arbil Çelen

Biz, Mutluluk Seyyahları...


Can Duman

Değişimin Değiştiremedikleri


Burcu Özgeçen

Karanlık-Aydınlık, Sevgi-Nefret, Işık-Gölge


Burak Kaan Kızılkan

Aşk, Aşk, Evet Aşk. 


Çiğdem Aksoy

Yaşamak İçin Azalmak


Asu Sanem Kaya

Arayışlar, Yollar Üzerine


Mahmut Şaylıkay

Ey Hayat!

f


Anasayfa   Blog    Kurumsal   Reklam   Arşiv   Arama   İstatistikler   Forum   Bağlantılar   Röportajlar

Gündem      Dünya   İnsan   Sağlık   Kültür Sanat   Çocuk   Eğitim   Çevre   Bilim   Astroloji   Duyurular    İndigo

 

2005-2008 © İndigo Dergisi

İndigo Dergisi, FSEK ve TCK uyarınca koruma altındadır.

Yazar adı ve yazı linkini kaynak göstermek suretiyle alıntı yapabilirsiniz.

Dergimiz en iyi 1280x800 pikselde görüntülenir.

İçerik Politikası | Kurumsal | Reklam

Son Güncelleme:  4 Temmuz 2008 TSİ 08:30